Yüce yaratıcıya yönelerek O’ndan istek ve dilekte bulunmanın adı, duadır. O’ndan başkasından dilekte bulunulmaz. Kulun isteklerine O’ndan başkası cevap veremez. Çünkü her şeyi gören, işiten ve her şeye gücü yeten yalnız O’dur. Bu sıfatlar O’ndan başkasında bulunmaz.
Normal zamanlarda dua etmeyen insanlar bile üstesinden gelemedikleri olaylar karşısında, darda kaldıkları ve sıkıntıya düştükleri zamanlarda dua ihtiyacı hissederler. Dua, aynı zamanda ibadettir. Nitekim Peygamberimiz: "Dua, ibadetten ibarettir" buyurmuştur (Tirmizî, "Dua", 1). Rabbimizin güzel isimlerinden biri de "el-Mücîb"dir. O, kendisine yönelip içtenlikle yalvaranların isteklerini verendir. Kendisine yalvaranları boş çevirmez. Ne kadar ve neler bağışlarsa bağışlasın hiçbir şeyi eksilmeyen, sonsuz zenginlik sahibidir. Allah kuluna, kulundan daha yakındır. Allah'ın her zerreye her noktaya yakınlığı birdir. Onun için ne kadar içten olursa olsun kendisine yalvaranları bilir ve yalvarmalarını işitir. "Kullarım sanabeni sorduğunda (söyle onlara):Ben çok yakınım. Bana dua ettiğivakit dua edenin dileğine karşılıkveririm. O halde (kullarım da)benim davetime uysunlar vebana inansınlar ki, doğru yolubulabilsinler" (el-Bakara 2/186). Ebû Musa'l-Eş'arî anlatıyor: Peygamberimiz Hayber'e savaşa giderken askerler bir vadiye geldiklerinde yüksek sesle "Allahu Ekber, Allahu Ekber, Lâilâhe İllallah-Allah uludur, Allah uludur, Allah'tan başka ilâh yoktur" diye tekbir almışlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz askerlere: "Kendinize acıyınız, (yavaş tekbir getiriniz, çünkü) siz ne sağıra sesleniyorsunuz ne de burada olmayan birini çağırıyorsunuz. Kuşkusuz siz iyi işiten ve sizeçok yakın olan Allah'a duaediyorsunuz. O, her zaman (ve her yerde) sizinle beraberdir" buyurdu (Buhârî, "Meğâzî", 38).
DUALARIN KABUL FAKTÖRLERİ Duâlarımızın kabul olmasında en önemli faktörlerden biri de iç dünyamızın temizliğidir. Bunlar hepimizin bildiği, ancak hayatımıza geçirmede kusur ettiğimiz hususlardır: Günahlara tövbe etmek, tövbedeazimli olmak, kalbimizde hiçbirmüslümana karşı kin, hased, kibir,gurur, öfke, hile beslememek,dilimizi yalandan, gıybetten, kalpkırmaktan, koğuculuktan (laftaşımadan) korumak, ahde vefagöstermek, üzerimizde kul hakkıbulundurmamak, tüm insanlarakarşı affedici, kusurları örtücü,merhametli davranmak... Dua ederken zaman seçimine de dikkat edilmelidir. Dua her zaman yapılabilirse de bazı vakitlerde yapılması, duanın daha çabuk kabul edilmesini sağlar. Bu vakitlerden biri de seher vaktidir. Allah Teala, geceleri dua, ibadet ve istiğfar ile meşgul olanları Kur'an-ı Kerim'de övmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Onlar, geceleri az uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi" (ez-Zâriyât, 51/17-18) Hz. Peygambere, "Ey Allah'ın Resûlü, hangi dua daha makbuldür? diye sorulunca, 'Gece yarısı ve farz namazlardan sonra yapılan duadır.' cevabını vermiştir" (Tirmizî, Deavât, 80). Israrla dua edilmelidir. Bir mümin, ettiğiduanın kabul edilmesi hususundaaceleci olmamalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." (Tirmizî, Deavât, 12). Medineli Müslümanlar'dan Ebû Ümâme adlı sahabîyi mescitte kederli bir şekilde otururken gören Resûlullah (a.s.), ona; "Namaz vakti değil, niçin mescitte oturuyorsun?" diye sorar. Sahâbî; "Üzüntülerim ve borçlarım sebebiyle buradayım, ey Allah'ın Resûlü!" diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamberimiz; "Söylediğin zaman, Allah'ın üzüntünü ve borçlarını gidereceği bir dua öğreteyim mi sana?" der. Sahâbî; "Evet, öğret ey Allah'ın elçisi!" karşılığını verir. Peygamberimiz de ona şu duayı öğretir ve akşamsabah okumasını tavsiye eder: "Allah'ım! Kederden ve hüzünden Sana sığınırım, acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten Sana sığınırım, borç altında ezilmekten ve insanların kahrından Sana sığınırım." Sahabî; "Hz. Peygamberin öğrettiği duayı okudum; Allah da üzüntümü ve borçlarımı giderdi" demiştir. (Ebû Davud, "Salat", 367) Sırf sözle yapılan bir duaile çalışmadan borçlar nasılödenecek? Sahabîye öğretilen duanın cümleleri arasında; "Acizlikten ve tembellikten Allah'a sığınırım, diye dua et" sözünün bulunması bir mesajdır. Bu mesaj ile; "Ey Ebû Umâme! Üzüntülerin ve üzüntülerine sebep olan borçların, mescitte de olsa, oturmakla ortadan kalkmaz, acizliği ve tembelliği bırak, çalış, bu konuda Allah'tan yardım iste, harekete geç, borçlarını ödemenin yollarını ara, mescitte oturup beklemekle ne üzüntün, ne de borcun biter" demek istenmiştir.
ORUÇ İBADETİNDE NİYETİN ÖNEMİ Diğer ibadetlerde olduğu NE DEMEKTİR?gibi oruç ibadetinde de niyetşarttır. Oruca kalben niyetetmek, hangi orucu tutacağınıkalbinden geçirmekyeterlidir. Bu niyetindil ile ifade edilmesi, onunpekiştirilmesi anlamına geldiğindendaha uygun görülmüştür.Oruç tutmak maksadıylasahura kalkıp yemekve içmek de niyet yerinegeçer. Normal olarakoruca sahur yemeğini yediktensonra niyet edilir. Ancaksahura kalkmayacak olankimse yatarken niyet eder.Şayet yatarken niyet etmemişise imsakten itibarenbir şey yiyip içmediği takdirdekuşluk vaktine kadaro günün orucuna niyet edebilir.Güneş battıktan sonraherhangi bir oruca niyet edilmesihalinde imsak vaktinekadar yeme, içme ve cinselilişkide bulunmak niyete veoruca zarar vermez.
MUAVVİZETEYNNE DEMEKTİR? İki koruyucu demektir. Bundan maksat, Kur'ân'ın Felak ve Nâs sûreleridir. Kur'ân'ın son üç suresi olan İhlas, Felak ve Nâs sûrelerine ise muavvizât (koruyucular) denir. İhlas sûresi, Allah'ı anlatmaktadır. Felak ve Nâs sûrelerinde ise; yaratıkların, karanlık gecelerin, büyücülerin, haset edenlerin, insanların göğüslerine kötü düşünceler fısıldayan cin ve insan vesvesecilerinin şerrinden insanların ilahı, meliki ve Rabbi olan Allah'a sığınılması tavsiye edilmektedir. Hz. Peygamber, her gece yatağa girdiği zaman iki elinin avucunu bir araya getirir, bu üç sureyi okur, ellerinin içine üfler ve sonra elleriyle elini, yüzünü ve vücudunun ulaşabildiği yerlerini sıvazlar ve bunu üç defa yapardı" (Ebu Dâvûd, Edeb, 107)
KİMLER ORUÇ TUTAMAZ? Uzman bir doktorun, oruç tutmasının sağlık açısından zararlı olacağı teşhisini koyduğu bir hasta, Ramazan'da oruç tutmaz. Şayet hastalığı geçici ise tutmadığı oruçlarını iyileşince kaza eder. Hastalığı kalıcı ise tutamadığı oruçlar için fidye verir. Fidye verecek gücü olmayanlar ise bu imkânı buluncaya kadar dinen sorumlu olmazlar.
İSLAM BÜYÜKLERİNDEN NASİHATLER: BİLAL b. Sa'd şöyle demiştir: "Senin dindarlığını artıran dost, her karşılaştığında avucuna bir altın koyan dosttan daha hayırlıdır."
BR AYET "De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayıcıdır, merhamet edicidir" (Âl-i İmran 3/31).
BİR HADİS "ALLAH Teâlâ rahmeti yüz parça yaptı. Doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün yaratıklar birbirleriyle sevişirler. Hatta kısrak yavrusunu emzirirken dokunur korkusu ile bir ayağının tırnağını yukarı kaldırır." (Buhârî, "Edeb", 19)