Enstitü Sosyal'den doğurganlıktaki düşüşe karşı 10 maddelik reçete!

Enstitü Sosyal, Türkiye’de 1,42’ye gerileyen doğurganlık oranlarına ve değişen aile yapısına karşı 10 yıllık stratejik yol haritasını açıkladı. "Aile ve Nüfus On Yılı" çalıştayı kapsamında bir araya gelen uzmanlar, uzun eğitim sürelerinden yüksek konut maliyetlerine, sezaryen oranlarındaki artıştan esnek çalışma eksikliğine kadar aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı engelleyen tüm yapısal sorunları ve çözüm önerilerini masaya yatırdı.

Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Enstitü Sosyal'den doğurganlıktaki düşüşe karşı 10 maddelik reçete!

Türkiye'de doğurganlık oranlarının kritik seviyelere gerilemesi ve nüfus yapısındaki alarm veren dönüşüm üzerine stratejik bir adım atıldı. Enstitü Sosyal, 2026-2035 dönemini kapsayan "Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonu doğrultusunda hazırladığı kapsamlı eylem planı ve araştırma bulgularını, 20 Ağustos 2026 tarihinde düzenlediği dev çalıştayla uzmanların müzakeresine açtı.

"Aile ve Nüfus On Yılına Başlarken: İmkanlar, Riskler ve Politika Önerileri" başlığıyla Üsküdar'daki genel merkezde gerçekleştirilen çalıştayda; gençlikten istihdama, iç göçten konut krizine, ebeveynlik algısından sağlık sistemindeki tıkanıklıklara kadar aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı engelleyen tüm faktörler masaya yatırıldı.

Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan. (Fotoğraflar: Takvim)Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan. (Fotoğraflar: Takvim)

DOĞURGANLIK HIZI 1,42'YE DÜŞTÜ: MESELE SADECE NÜFUS DEĞİL, TOPLUMSAL SAĞLAMLIKTIR

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile birlikte dev bir saha araştırması gerçekleştirdiklerini belirtti. Nüfustaki düşüşün sadece bir rakam veya gelecekte askere gidecek genç sayısı üzerinden okunamayacağını vurgulayan Coşkun Armağan şu ifadeleri kullandı:

"Aile odaklı çalışmalar için ilan edilen 10 yıllık süreci, bu dönemin nasıl yapılandırılması gerektiğine dair çok boyutlu girişimleri beraberinde getiriyor. Bu kritik süreçte bizler de sorumluluk alarak küresel örnekleri eğitim ve iletişim boyutlarıyla derinlemesine incelediğimiz kapsamlı bir çerçeve hazırladık. İlan edilen 'Aile On Yılı' vizyonunun yapılandırılması sürecinde hazırlanan bu çalışma, küresel uygulamalar, eğitim ve
iletişim boyutlarını içeren analitik bir çerçeve sunuyor."

Enstitü Sosyal'den doğurganlıktaki düşüşe karşı 10 maddelik reçete!-3

DÜNYADA DOĞURGANLIK ORANLARI GERİLİYOR

Çalıştayda "Aile ve Nüfus On Yılı Politika Önerileri" başlıklı sunumu gerçekleştiren Doç. Dr. Talip Yiğit, Türkiye'deki toplam doğurganlık hızının 2025 itibarıyla 1,42 seviyesine gerilediğini ve nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10'un çok altında kaldığını açıkladı.

Dünya genelinde 1960'ta 4,7 olan doğurganlık oranının hızla eridiğini ifade eden Yiğit, küresel tablonun vahametini şu örneklerle özetledi:

"BM'nin 2025 tahminlerine göre Güney Kore, 0,75 ile dünyadaki en düşük toplam doğurganlık hızına sahip ülke.

Hazırladıkları 10 yıllık planın ikişer yıllık 5 ayrı dönemden oluştuğunu aktaran Yiğit, amacın bireylere doğurganlık baskısı yapmak değil; çocuk sahibi olmayı sürdürülebilir kılan güvenli bir toplumsal ekosistem inşa etmek olduğunu vurguladı.

Enstitü Sosyal'den doğurganlıktaki düşüşe karşı 10 maddelik reçete!-4

DÖRT KRİTİK OTURUMDA AİLE YAPISINI TEHDİT EDEN NEDENLER DEŞİFRE EDİLDİ

Çalıştay kapsamında gerçekleştirilen 4 ana tematik oturumda, uzmanlar ve akademisyenler saha verilerini ve çözüm önerilerini tartıştı:

1. NEET, GENÇLİK VE İSTİHDAM: UZUN EĞİTİM SÜRELERİ EVLİLİĞİ GECİKTİRİYOR

Yapısal Engeller: Yükseköğretim ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluk ve uzun eğitim süreleri gençlerin aile kurma yaşını erteliyor.

Maddi ve Sosyal Kısıtlar: Yüksek düğün maliyetleri, kreş erişimindeki yetersizlikler, kısıtlı mazeret izinleri ve esnek çalışma modellerinin olmaması en büyük engeller.

Kuşak Dönüşümü: Gençler arasında eş seçiminde gelir veya eğitim eşitliğinden ziyade "vizyon uyumu" belirleyici hale geldi.

Enstitü Sosyal'den doğurganlıktaki düşüşe karşı 10 maddelik reçete!-5

2. EĞİTİM, DEĞER VE İNANÇ: "AZ AMA NİTELİKLİ ÇOCUK" ALGISI NASIL İNŞA EDİLDİ?

Mükemmel Ebeveynlik Kaygısı: 1960 ve 70'li yıllarda müfredata giren "İdeal aile iki çocukludur" normundan bu yana toplumsal beklentilerin sistematik şekilde dönüştürüldüğü belirtildi.

Sofistike Annelik: Şehirleşmeyle birlikte çocuk yetiştirmenin aşırı kaygı üreten "sofistike" bir göreve dönüşmesi, ebeveynlik kararlarını sürekli erteletiyor.

Enstitü Sosyal'den doğurganlıktaki düşüşe karşı 10 maddelik reçete!-6

3. İÇ GÖÇ, BARINMA VE YEREL YÖNETİMLER: KENTLERDE DOĞURGANLIK 1,33'E DÜŞTÜ

Göç ve Doğurganlık: Türkiye'de her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişi iller arası göç ediyor. Kentlerde doğurganlık hızı 1,33'e, kırsalda ise 1,75'e gerilemiş durumda (her ikisi de yenilenme eşiğinin altında).

Zaman Yetersizliği: Yüksek yaşam maliyetleri ve yoğun iş temposu nedeniyle çalışan bireylerin aile üyelerine günde ortalama sadece 1 saat 20 dakika ayırabildiği, bu durumun 2. ve 3. çocuk kararını olumsuz etkilediğini vurgulandı.

Mekansal Sorunlar: Konut ve şehir planlamalarının çocuklu ailelere uygun yapılmadığı, köy okullarının kapanmasının kırsalı boşalttığı ifade edildi. Kır-kent arasındaki yaşam kalitesi farkını kapatacak yeni yerleşim modelleri önerildi.

4. SAĞLIK VE İYİ OLUŞ: TÜRKİYE SEZARYEN ORANINDA OECD BİRİNCİSİ

Koşulsuzluk Engeli: İnsanların çocuk istemediği için değil, zaman ve koşullar elvermediği için çocuk yapamadığı kaydedildi.

Doğum Korkusu ve Sezaryen: Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında yüksek sezaryen oranıyla öne çıktığına dikkat çekilen oturumda, doğum deneyimleri ve sağlık hizmetlerinin yapısı da tartışıldı.

Devlet Desteği Şart: Dünya Sağlık Örgütünün doğum bakımında olumlu doğum deneyimini ve kadın merkezli yaklaşımı öne çıkardığı belirtilerek doğum hazırlık eğitimlerinin devlet destekli ve yaygın biçimde sunulması ile doğum evlerinin yaygınlaştırılması önerildi.

Rümeysa Hafızoğlu.Rümeysa Hafızoğlu.

ÇÖZÜM: KORKU DİLİ DEĞİL, DESTEKLEYİCİ İLETİŞİM

Çalıştayda yapılan değerlendirmede, doğurganlık ve nüfus politikalarının sadece ekonomik teşvikler veya kadın üzerinden yürütülemeyeceği, aileyi bir bütün olarak ele alan bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğu altı çizildi. Nüfusun azalmasına vurgu yapan "kaygı ve korku dili" yerine; aile yaşamının niteliğini, dayanışmasını ve güzelliklerini öne çıkaran yapıcı bir iletişim dilinin benimsenmesi gerektiği ifade edildi.

Enstitü Sosyal, çalıştaydan elde edilen nihai çıktıları ve somut politika önerilerini önümüzdeki günlerde resmi web sitesi ve raporlar aracılığıyla kamuoyuna duyuracağını açıkladı.

Nilsu Çakıroğlu
Nilsu Çakıroğlu Takvim.com.tr Güncel

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler