Bölgesel krizlerde Türkiye farkı! Başkan Erdoğan: Tuzaklarına karşı soğukkanlılığımızı ilk günden itibaren muhafaza ettik
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada İran savaşı sonrası küresel ekonomide yaşanan belirsizliklere dikkat çekti. Muhalefeti “kriz fırsatçılığı” yapmakla eleştiren Erdoğan, sosyal medya düzenlemesi, LGBT akımlarıyla mücadele, dijital içerik denetimi ve ateşli silahlara yönelik yeni yaptırımların yolda olduğunu açıkladı. Erdoğan, “15 yaş altına sosyal ağ sınırlaması” ve “kimlik doğrulama sistemi” mesajı verirken, şiddeti özendiren yayınlara karşı RTÜK’ün daha sert adımlar atacağını söyledi.
Hızlı Özet Göster
- Başkan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Kabine Toplantısı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2 saat sürdü.
- Başkan Erdoğan, İran eksenli krizlerin küresel ekonomide akaryakıt fiyatları, enflasyon ve tedarik zinciri üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti.
- Erdoğan, küresel ekonomik sistemin spekülasyon ve manipülasyon yoluyla dar gelirli aleyhine bir rant düzeni oluşturduğunu ifade etti.
- Muhalefeti kriz fırsatçılığı yapmakla eleştiren Erdoğan, siyasi çıkarların Türkiye'nin menfaatlerinin önüne konulduğunu belirtti.
- Başkan Erdoğan, muhalefetin bölgesel kriz dönemlerinde daha sorumlu, yerli ve milli bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladı.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantı, 2 saat sürdü.
Kabine Toplantısı sonrası Başkan Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Başkan Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar:
Şubat'ta İran'a yönelik saldırılarla başlayan krizin artçı sarsıntıları birçok alanda devam ediyor. Akaryakıt fiyatlarında dengenin hâlen sağlanamadığı, enflasyonun dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçtiği, tedarik zincirlerindeki kırılmaların henüz tamir edilemediği, Hürmüz'deki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız.
Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor. Meselenin daha vahim yanı ise bu atmosferin küresel düzeyde bir tüfeyli ekonomi üretmesi, daha çok spekülasyona ve piyasa manipülasyonuna dayalı bir rant düzeni oluşturmasıdır.

Sıcak paraya hükmeden bir avuç vahşi kapitalist; Afrika'dan Asya'ya, Amerika'dan Latin Amerika'ya milyarlarca insanın boğazındaki lokmayı adeta gasp ederek palazlanmakta, servetlerine servet katmaktadır. Orta ve alt gelir grubunun sofrasındaki ekmek giderek küçülürken, bunların hesap cüzdanları her gün kabarmaktadır.
Şurası bir gerçek ki her savaş kendi ekonomisini üretir. Yani her savaşın kazananları ve kaybedenleri olur. Fakat İran savaşıyla bu iş tahammül sınırlarını aşmış, küresel ekonomik refah açısından tahripkâr boyutlara ulaşmıştır. Dünyanın birçok bölgesinde çözülemeyen krizlerin, sona erdirilemeyen çatışmaların arkasında tarafları uzlaşmazlığa sürükleyen, huzursuzluk üzerinden krizden menfaat devşiren tüfeylilerin çok büyük rolü, etkisi ve sabotaj girişimi vardır.
'İKTİDAR YIPRANSIN DA GEREKİRSE TÜRKİYE KAYBETSİN' MANTIĞI
Topluma moralsizlik, karamsarlık ve ümitsizlik zerk ederek bu olağanüstü süreçten siyasi ve maddi olarak kazançlı çıkmaya çalışıyorlar.
Bir defa şunu çok açık ve net ifade etmek durumundayım: Muhalefet, bölgemizi uçurumun kıyısına kadar getiren Iran krizi ve sonrası dönemde yapıcı eleştirilerde bulunmak, Türkiye'yi önceleyen bir üslup benimsemek yerine maalesef süreci siyasi çıkarları için istismar aracına dönüştürmeyi tercih etmiş, kriz fırsatçılığına tevessül etmiştir.
Böyle bir dönemde dahi "iktidar yıpransın da gerekirse Türkiye kaybetsin" mantığıyla hareket etmekten kendilerini kurtaramadılar. Üzülerek görüyoruz ki bu tavırlarını sürdürmekte ısrar ediyorlar.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyerek siyaset kurumunun çözüm üretme kapasitesini güçlendirmek yerine; hükümetin ak dediğine kara, doğru dediğine yanlış demekten öteye maalesef geçemiyorlar. Daha kötüsü, bunun siyasi tarihimizde örneği çok az görülecek şekilde son derece çirkin, son derece yaralayıcı ve yıkıcı bir üslupla yapılmasıdır.
Oysa muhalefet demek çarpıtmak, manipüle etmek, siyasi çıkarı için ülkeyi ateşe atacak kadar gözü karartmak demek değildir. Muhalefetin vazifesi; kışkırtmak, tahrik etmek, ekonomik tetikçilik yaparak buradan nemalanmaya çalışmak değildir. Hele hele yolsuzluk gündemini perdelemek amacıyla tehdit ve tahrik dozu yüksek söylemlere sarılmak son derece ucuz ve bayat bir siyasettir.
Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar mesuliyet sahibidir. Konu ülke ve milletin çıkarı olduğunda sorumlu davranmak zorundadır. Hatırlatmak isterim ki bölgemizin ateş çemberinden geçtiği, gelişmiş ülkeler dâhil kimsenin önünü göremediği, küresel sistemde yeni bir denklemin kurulduğu bir dönemde muhalefet de en az bizim kadar duyarlı hareket etmek, yerli ve millî bir duruş sergilemek durumundadır.
Kürsülerde söylenen sözün, ekranlarda verilen mesajın, sosyal medyada kesilen ahkâmların kime yaradığı, kime hizmet ettiği çok iyi hesaplanmalı; ülkenin menfaatine olup olmadığının muhasebesi çok iyi yapılmalıdır.
Özellikle küresel bir despotizme dönüşen LGBT akımlarıyla mücadelemiz, en acımasız eleştirilere maruz kaldığımız konulardan biri oldu. Biz bu musibetin önünü kesmeye çalıştıkça, birileri de ellerine geçirdikleri her fırsatı cinsiyetsizleştirme akımlarının önünü açmak için kullandı. Köşelerinden o malum yazarlar bize özgürlük dersi vermeye kalktılar. Özgürlük kavramının arkasına siper alınarak hükümetimizin nesilleri, aileyi, toplumu koruma gayretleri adeta yaylım ateşine tutuldu. Özgürlüğün sorumluluk kavramıyla birlikte geldiği, sorumluluk olmadan özgürlüğün de olmayacağı bu çevreler tarafından ısrarla gözden kaçırılıyordu. Oysa terazinin bir kefesinde özgürlük varsa diğerinde sorumluluk vardır. Mesele, bu ikisi arasında altın oranı yakalayabilmektir. Biz her zaman bunu yapmaya çalıştık. İnşallah bundan sonra da bu çizgide yolumuza devam edeceğiz.

Gençlerimizin ruh ve beden sağlığı söz konusu olduğunda kuru gürültüye pabuç bırakmayacağız. Değerli arkadaşlar, tabii burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum: Reyting kaygısı, şiddet kültürünü yaygınlaştırmanın mazereti olamaz. Kuşkusuz bu konuda en büyük görev medya kuruluşlarımıza düşüyor. Şiddeti özendiren, çarpık ilişkileri meşrulaştıran, kötülüğü sıradanlaştıran yapımlardan ziyade aileyi merkeze alan, iyiliği, merhameti, şefkati teşvik eden yapımlara ekranlarda daha fazla yer verilmesi gerekiyor.
Biz, yaşanan bazı kötü tecrübelere rağmen iyiliği hayatının merkezine yerleştirmiş bir milletiz. İçimizi karartan manzaralara rağmen Şehit Ayla öğretmenimiz gibi nice güzel insanımız bu milletin mayasında ne olduğunu bizlere hatırlatıyor.
RTÜK başta olmak üzere ilgili kurumlarımızla özellikle ekranda şiddet ve yozlaşma meselesinin üzerine daha tavizsiz gitmekte kararlıyız. Farklı alanlarda üretilen verileri birleştirecek, erken uyarı mekanizmalarını güçlendirecek ve şiddet olayı henüz gerçekleşmeden önce müdahale edilmesini sağlayacak sistematik bir yapı kuracağız.
Genelleyici ve tek tip çözümlerden ziyade yerel, bölgesel ve vaka bazlı analizlere dayalı bir politika seti üreteceğiz. Bazı bölgelerde aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi için yeni düzenlemeler yaparken bazı alanlarda ise dijital içerik takibinin daha sıkı yapılmasını temin edeceğiz.
Şu bir gerçek ki dijital dünyada bir içerik birkaç dakika içinde çok geniş kitlelere ulaşabiliyor. Bu içeriklerin kaldırılması, erişime kapatılması veya yeniden dolaşıma girmesinin engellenmesinde bazen geç kalınabiliyor. Bu gecikmelerin önüne geçilmesi için içerik takibinde tek tek kaldırma mantığıyla değil, hızlı filtreleme araçlarının kullanımı gerekiyor. Aynı şekilde yaş doğrulama, kimlik temelli denetim ve VPN ile aşma girişimlerine karşı teknik önlemlerin devreye alınması önem arz ediyor. Meclisimizde görüşmeleri devam eden, 15 yaş altı çocuklara sosyal ağ kullanımı sınırlaması getiren düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte çok önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyorum. Yine önümüzdeki dönemde sosyal ağ platformlarında kimlik doğrulama ve bilgi paylaşma yükümlülüğü getireceğiz.
ATEŞLİ SİLAHLAR MESELESİ
Bir diğer konu ateşli silahlar meselesidir. Zaten bir süredir bu sorunun üzerine kararlılıkla gidiyorduk. Şimdi mevcut yapılanlara ek olarak dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen ateşli silah sahiplerine, özellikle silahın çocuk tarafından ele geçirilmesi hâlinde verilecek cezayı artıracağız. Silah sahipliğinin sınırlandırılması konusunda ilave hukuki düzenlemeleri devreye alacağız.
Ayrıca tüm bu alanlarda kapsamlı bir politika belgesini ve eylem planını hayata geçireceğiz. Bugünkü kabine toplantımızda atılacak adımları acil, kısa, orta ve uzun vadeli olarak detaylıca planladık. Devlet olarak bu alanların her birinde yeni, uygulanabilir, etkin ve caydırıcı önlemleri inşallah kararlılıkla hayata geçireceğiz.
Bizim bu ülkenin tüm çocuklarına bir sözümüz var. Onlara inşallah vatandaşı olmaktan gurur duyacakları müreffeh, huzurlu, itibarlı, kalkınmış, güvenli bir ülkede yaşamalarını temin edeceğiz. Yüreği yaralı annelerimiz için, bu ülkenin gözleri ışıl ışıl umutla parlayan çocukları için inşallah bu sorunu büyümeden hal yoluna koyacağız.
Arsasına prefabrik ev yapanlar dikkat!
Kulağı kesik, boynuzu kırık hayvan kurban olur mu?