"Suriye'de bu kanlı rejim er ya da geç mutlaka gidecektir"
Suriye'de bu kanlı rejim er ya da geç mutlaka gidecektir" diyen Erdoğan, "Nitekim son günlerde panik halinde ortaya konan acımasız katliamlar Suriye'de rejimin yok olmaya doğru giden ayak seslerini de tüm dünyaya ilan etmiştir" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk uçağının Suriye hava sahasını kısa süreli ihlal etmiş olmasına rağmen, uçağın Suriye tarafından hiç uyarıda bulunulmadan düşürüldüğüne dikkat çekerek, "Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde bu düşmanca tavır karşısında gereken tüm önlemleri almıştır. Benzeri bir hadisenin yaşanmasını engellemek amacıyla Türkiye angajman kurallarını değiştirmiştir. Suriye rejiminin bu gelişmelerden ders almayıp düşmanca tavırlarını sürdürmesi halinde Türkiye misliyle karşılık vermekten çekinmeyecektir" dedi.
Başbakan Erdoğan, AKP Dış İlişkiler Başkanlığı'nca parti genel merkezinde verilen "5. Geleneksel Ankara'daki Yabancı Misyon Şefleri ve Büyükelçiler İftar Yemeği"ne katıldı. Suriye ve İsrailli büyükelçi ve misyon şeflerinin davet edilmediği toplantıda konuşan Başbakan Erdoğan, yemekte Suriye yönetimine yönelik sert açıklamalarda bulundu. Erdoğan,
"Suriye'ye bakıp "Suriye'de diplomasi çarpışıyor, Suriye'de siyaset çarpışıyor, Suriye'de mezhepler çarpışıyor' diyerek yüreklerini serinletmek isteyenler varsa onlara diyorum ki "hayır' Suriye'de insanlık topyekün katlediliyor. İşte Mart 2011'den bugüne 20 bine yakın insan Suriye'de maalesef öldürülmüştür. Şuanda 43 bin insan benim ülkemde. Göçmen olarak bizim misafirimiz. 50 bine yakın Lübnan'da ve 150 bine yakın Ürdün'de bütün bu insanlar acaba ne için çok sevdikleri topraklarından ülkelerinden kaçıyorlar" diye konuştu.
"Brüksel'de, Paris'te, Londra'da Washington'da yaşayanlar ne kadar insansa Şam'da Halep'te Dara'da Hama'da Humus'ta yaşayanlar Arakan'da Minbya köyünde yaşayanlar da o kadar insandır" diyen Başbakan Erdoğan, "Yaşanan tüm bu insanlık dramlarına karşı sesini yükseltmek, ortaya bir tepki koymak her insanın, her ülkenin vicdani vazifesidir. Biz Türkiye olarak vicdanımızın sesine kulak veriyor, tarafsız çıkar kaygısından uzak tamamen insaniyet zaviyesinden bakarak tepkimizi ortaya koyuyoruz" diye konuştu
Türkiye'nin ortaya koyduğu tepkileri hiç kimsenin yanlış anlamamasını isteyen Erdoğan, hiç kimsenin de farklı yerlere çekmemesini söyledi. Başbakan Erdoğan şöyle konuştu:
"Bakın biz Suriye ile geçtiğimiz yıl olayların başladığı güne kadar çok olumlu, anlamlı, karşılıklı fayda sağlayan bir ilişki, yakınlık kurduk. Burada sadece tek bir örneği sizlerle paylaşmak isterim. 2002 yılında Suriye ile dış ticaret hacmimiz 773 milyon dolardı. 2010 yılını biz 2.5 milyar dolar dış ticaret hacmi ile kapattık. İkili ilişkilerimizde, temaslarımızda, anlaşmalarımızda her zaman karşılıklı olarak iki ülkenin ve halkların refahını gözettik. Suriye'nin uluslararası topluma entegre olabilmesi, dünyadaki gelişmeleri izleyebilmesi küresel refahtan pay alabilmesi için her türlü işbirliğini samimiyetle gerçekleştirdik. Kuzey Afrika'da başlayan halk hareketleri ile birlikte biz Suriye'ye dostça kardeşçe uyarılarımızı yaptık. Ancak bizim uyarılarımızı hiçbiri dikkate alınmadı. Bize ve uluslararası topluma verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Çok samimi bir şekilde ifade ediyorum. Eğer, Eset yönetimi uyarılarımız dikkate almış olsaydı, Suriye bugün bu yaşadıklarını yaşamıyor olacaktı."
-" 48 SAATTE 550'DEN FAZLA KİŞİ HAYATINI KATBETTİ"- Suriye'nin şuanda çok farklı bir şiddet sarmalının içerisinde bulunduğunu söyleyen Erdoğan, son 48 saat içerisinde Suriye'de katledilenlerin sayısının 550 kişiyi geçtiğinin ifade edildiğini belirtti. Erdoğan, şunları söyledi:
"Nasıl buna sessiz kalınır. Nerede dünyanın barışı savunan egemen güçleri. Bunların yanında Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına yönelik iddialar da dillendiriliyor. Gelinen aşamada Türkiye dahil uluslararası toplumun iyi niyetle desteklediği Annan Planı mevcut haliyle Eset rejiminin elinde bir istismar aracı haline gelmiştir. Yaşanan gelişmeler karşısında uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk alması gerekiyor, Cenevre ve Paris'te yapılan son toplantılarda ortaya çıkan anlayış doğrultusunda Birleşmiş Milletle Güvenlik Konseyi'nin gerekli adımları biran önce atması artık bir zarurettir. 6 Temmuz'da Paris'te yapılan Suriye Halkının Dostları Grubu toplantısında uluslararası camia Güvenlik Konseyi'nden beklentisini açıkça ortaya koymuştur. Suriye'ye yönelik yaptırımlara ilişkin bir karar tasarısının 19 Temmuz günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde 3. defa veto edilmiş olmasını anlamakta doğrusu ben güçlük çekiyorum."
-"SURİYE'DE BU KANLI REJİM ER YA DA GEÇ MUTLAKA GİDECEKTİR"- "Suriye'de bu kanlı rejim er ya da geç mutlaka gidecektir" diyen Erdoğan, "Nitekim son günlerde panik halinde ortaya konan acımasız katliamlar Suriye'de rejimin yok olmaya doğru giden ayak seslerini de tüm dünyaya ilan etmiştir. Biz, Suriye halkının zafere her zamankinden daha yakın olduğuna inanıyoruz. Ancak Suriye halkı zaferini ilan ederken, bugüne kadar akan kan, o kanın akmasına destek verenlerin alnına kara bir leke olarak kazınacak ve oradan da hiç çıkmayacaktır. Hakkın değil yanlışın, mazlumun değil zalimin, zayıfın değil güçlünün yanında yer alanlar, tarih önünde mahcup olacaklar, vicdan muhasebesini kaybetmiş olacaklardır" şeklinde konuştu.
"TÜRKİYE MİSLİYLE KARŞILIK VERMEKTEN ÇEKİNMEYECEKTİR" Başbakan Erdoğan, Türk uçağının Suriye tarafından düşürüldüğünü ifade ederek, "22 Haziran'da Doğu Akdeniz'de Suriye karasularının 13 mil açığında yani uluslararası hava sahasında silahsız olarak seyreden bir Türk uçağı Suriye tarafından düşürüldü. Uçağımız hiçbir uyarı yapılmadan uluslararası teamüllere tamamen aykırı olarak düşmanca bir tavırla hedef alındı. Her ülkenin hava sahası başka ülke uçakları tarafından zaman zaman kısa süreli ihlal edilir. Bununla ilgili uyarılar yapılır, ihlaller bildirilir, ancak bizim uçağımıza yönelik hiçbir uyarı yapılmamıştır. Kısa süreli bir ihlal olmasına rağmen uçağımız hasmane bir tavırla düşürüldü. Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde bu düşmanca tavır karşısında gereken tüm önlemleri almıştır. Benzeri bir hadisenin yaşanmasını engellemek amacıyla, Türkiye angajman kurallarını değiştirmiştir. Suriye rejiminin bu gelişmelerden ders almayıp düşmanca tavırlarını sürdürmesi halinde Türkiye misliyle karşılık vermekten çekinmeyecektir" diye konuştu.
"BİZ, RAMAZAN AYINI VE ORUCU; SAMANYOLUNDA ZİYAFET OLARAK TANIMLIYORUZ" Konuşmasında Ramazan ayının anlam ve önemine de değinen Erdoğan, Ramazan ayının, tüm İslam coğrafyası ve tüm Müslümanlar için çok büyük ve derin anlamlar içerdiğini belirterek, Ramazan ayının, aynı zamanda Müslümanlar için kendisine ayna tuttuğu, iç muhasebesini yaptığı ve kendisini hesaba çektiği bir ay olma özelliği de taşıdığını söyledi. Başbakan Erdoğan, "Bu ay içinde, günün belli bölümünde, birey olarak kendimizi dünyevi zevklerden büyük ölçüde soyutlarken, aslında kendi iç dünyamızdan başlayarak, evrene doğru ruhani bir seyahat gerçekleştiriyoruz. Biz, Ramazan ayını ve orucu; aç kalmak, susuz kalmak olarak değil, tam tersine, "samanyolunda ziyafet' olarak tanımlıyoruz. Ramazan ve oruç bizim için zaman boyutunda bir seyahattir. Ramazanda bir yandan kendi iç dünyamıza doğru ilerlerken, kendimizi adeta keşfederken, aynı anda benliğimizden evrene, benliğimizden samanyoluna, kendi nefsimizden başkalarının dünyasına doğru yolculuk yapıyoruz" diye konuştu.
"RAMAZAN SOFRASI, ORUÇ TUTSUN YA DA TUTMASIN, HERKESİN SOFRASIDIR" Ramazan ve orucun, bireysel olmaktan çok toplumsal bir anlam da taşıdığını belirten Başbakan Erdoğan, insanın kendi iradesiyle kendisine yaşattığı açlık ve susuzlukla, başkalarının sorunlarını, dertlerini, ihtiyaçlarını anlamaya ve hissetmeye çalıştığını ifade etti. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bizler, Ramazan ve orucu, bize insanlığımızı ve insani değerleri tekrar tekrar hatırlatan, onları daha da yücelten, insana ve insani değerlere daha fazla anlam katan fırsatlar olarak görüyoruz.
Ramazan ve oruç, bizim için, İslami anlamının çok daha ötesinde, insani anlamlar da taşıyor. Ramazan'ın yücelttiği yardımlaşmayı, dayanışmayı, paylaşmayı, sadece Müslümanlar arasındaki değerler olarak değil; insanlar arasında, dünyanın tüm insanları arasında ortak değerler olarak görüyoruz. Bugün, buradaki buluşmamızı, işte bu anlamda son derece önemli buluyorum. Ramazan sofrası, iftar sofrası, Müslüman olsun ya da olmasın, oruç tutsun ya da tutmasın, herkesin sofrasıdır, herkes için ekmek, su, yemek ihtiva eden bir sofradır.
Bizim bugün burada kurduğumuz sofra, Ramazan'ın ruhuna denk düşen, insanları bir araya getiren, insanları buluşturan bir muhabbet sofrasıdır, bir sohbet sofrasıdır. Bizimle bu muhabbeti paylaşmaya gelen, bizimle sohbet için bu ortak sofraya oturan herkese bugün bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Dost ve kardeş ülkelerin temsilcilerini bir araya getiren bu iftar sofrasının, bölgelerimizde, dünyamızda, barışa, dostluğa, dayanışmaya ve paylaşmaya vesile olmasını gönülden diliyor, arzuluyorum."
" DOSTLARININ KENDİSİNDEN EMİN OLMASI GEREKEN BİR ÜLKEYİZ" Türkiye'nin yakın coğrafyasında yaşanan sıcak gelişmeler nedeniyle Türkiye'nin dış politikasının gerek yurtiçinde, gerek yurtdışında bugünlerde değişik boyutlarıyla değerlendirme konusu yapıldığını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Öncelikle, bugün bir daha şu hususun altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum; Türkiye olarak, ne içinde bulunduğumuz coğrafyada, ne uzak, ne yakın coğrafyalarda, hiçbir ülkenin içişlerine karışmadık ve karışmıyoruz. İletişim halinde olduğumuz her ülkenin, içişlerine, toprak bütünlüğüne, sınırlarına, özellikle de toplumsal hassasiyetlerine karşı biz de Türkiye olarak büyük bir hassasiyet gösteriyoruz. Biz, 9,5 yıllık iktidarımız sürecinde defaatle vurguladık; Türkiye, dostlarının kendisinden emin olduğu, emin olması gereken bir ülkedir.
Barış, dostluk, dayanışma, yardımlaşma içermeyen hiçbir planın, hiçbir projenin içinde değiliz. Hiçbir ülke ve hiçbir halk için, o ülkenin ve halkının çıkarlarını tehlikeye sokacak bir girişimin içinde biz asla olmayız, olmadık. Çevremizdeki ülkelerin toplumsal yapıları, inançları, mezhepleri, ekonomik, sosyal, siyasal görüşleri, bizim dış politikada dikkate aldığımız kriterler değildir ve olamaz."
"DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞIMIZIN TEMELİNDE DE İNSAN VARDIR" Türk milletinin yaklaşık bin yıldır bu coğrafyada varlığını sürdürdüğünü kaydeden Başbakan Erdoğan, 1071'den bu yana bu coğrafyanın tüm halkları ile tüm inanç grupları ve tüm mezhepleriyle dostluk, dayanışma, barış ve kardeşlik üzerine ilişkiler tesis edildiğini vurguladı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin nüvesini oluşturan, Türkiye Cumhuriyeti'nin, bakiyesi üzerine inşa edildiği Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin, bin yıllık süreç boyunca, bugünün evrensel değer ve ilkelerini en güçlü şekilde savunduğunu, pratiğe döktüğünü, yaşadığını ve yaşatmış devletler olduklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Burada, Osmanlı Devleti'nin üzerine kurulmuş olduğu çok temel bir ilkeyi hatırlatmak istiyorum. Osmanlı Devleti'ne ismini veren Osman Gazi'ye, dönemin önemli bilim insanı olan, gönül insanı olan Şeyh Edebali şu çok anlamlı tavsiyede bulunmuştur; "insanı yaşat ki devlet yaşasın...' Bizim siyasetimizde, merkezde insan vardır. Bizim idare yapımızın merkezinde insan vardır. Bizim, ekonomik yapımızın temelinde insan vardır. Aynı şekilde bizim, dış politikamızın, dış politika anlayışımızın temelinde de insan vardır.
Biz, bütün tarihimiz boyunca, nereye baktıysak, hangi ülkeye yönümüzü çevirdiysek, orada önce insanı gördük, önce insanı görmek istedik. Ticaret, ihracat, ithalat, enerji, petrol ve doğalgaz rezervleri, boru hatları, dış politikaya şekil veren diğer tüm unsurlar, bizim için insanın üzerinde değildir, insandan daha değerli asla değildir. İnsan yaşamını, insan yaşamının kalitesini hedef almayan hiçbir sistem ve politikanın sürdürülebilir olduğuna inanmıyoruz. İstismarın, sömürünün, baskının, adaletsizliğin, hiçbir ülkeye, hiçbir halka refah taşımayacağına, hiç kimseye huzur getirmeyeceğine yürekten inanıyoruz."
"ÇIKARLARIMIZ DOĞRULTUSUNDA DEĞİL, VİCDAN GÖZLÜĞÜYLE BAKIYORUZ"- Başbakan Erdoğan, dış politikada; insan ve vicdan unsuruna sürekli vurgu yaptıklarını belirterek, insanın dışlandığı, vicdanın gözardı edildiği bir dış politika anlayışının, tarih boyunca ve bugün dünyaya sadece açlık, sefalet, kan ve gözyaşı getirdiğini bildiklerini ve gördüklerini söyledi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Gerek iç siyasette, gerek uluslararası bazı platformlarda, Türkiye'nin son dönemdeki dış politikası zaman zaman eleştiri konusu yapılıyor. "Türkiye, Ortadoğu'daki sorunlara mesafeli dursun' deniliyor. "Türkiye, Filistin meselesini görmezden gelsin' deniliyor. Türkiye, Kuzey Afrika'daki, Ortadoğu'daki gelişmelere kayıtsız kalsın isteniyor. Afganistan, Irak, Suriye, Somali, Lübnan ve diğer kriz bölgelerine karşı Türkiye tepkisiz kalsın isteniyor.
Burada şunu çok net olarak ifade etmek durumundayım; yakın coğrafyamız başta olmak üzere, dünyanın her kriz bölgesine, çıkarlarımız doğrultusunda değil, sadece ve sadece insani boyutla, sadece ve sadece vicdan gözlüğüyle bakıyoruz. Türkiye, aynı anda İran'la, aynı anda Irak'la, aynı anda Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği ile diyalog kurabilen, konuşabilen, aynı dili konuşabilen bir ülkedir.
Türkiye, bir yandan Avrupa Birliği ile tam üyelik için katılım müzakerelerini yürüten, aynı anda Ortadoğu'nun, Ortadoğu halklarının hissiyatını anlayabilen bir ülkedir. Biz bunu, tarihimizin bize yüklediği bir misyon ve dünya için de bir fırsat olarak görüyoruz. Dünyanın bu fırsatı, yani Türkiye fırsatını değerlendirmesini istiyor, imkanlarımızı küresel barış için seferber etmede hiçbir çekince göstermiyoruz."
" SADECE MÜSLÜMANLARIN KATLEDİLMESİNE VURGU YAPMADIK" İsrail ablukasındaki Filistin sorununa dikkat çeken Başbakan Erdoğan, "Biz hiçbir zaman, Gazze'de sadece Müslümanların katledilmesine vurgu yapmadık. Biz, her zaman, Gazze'de, Kudüs'te, Ramallah'ta, Nablus'ta, diğer Filistin şehirlerinde insanın katledildiğini, insanla birlikte insanlığın, insanlığın değerlerinin katledildiğini savunduk ve savunuyoruz. Bugün aynı şekilde, Arakan Bölgesi'nde insanlar ve insanlık katlediliyor. BM'yi burada göreve davet ediyoruz. Bu daveti yapmaktan daha normal daha insani ne olabilir? Burada bir avuç Müslüman ne yazık ki oradaki ağırlıklı yönetim tarafından şu anda katlediliyor, yakılıyor. Bunu seslendirmekten daha doğal ne olabilir? Bu bizim insani görevimiz. Bugün aynı şekilde, Somali'de insanlar ölüyor. Bugün, Afganistan'da, Irak'ın şehirlerinde, Suriye'de, etnik kökenleri, dilleri, dinleri, mezhepleri her ne olursa olsun; insanlar katlediliyor, insanlık katlediliyor. Eğer, Filistin'de ölenler Müslüman deyip, vicdanlarını rahatlatmaya çalışanlar varsa, onlara diyorum ki, hayır, Filistin'de insanlık katlediliyor" şeklinde konuştu.