Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak, koruma tedbirlerinin sonuçları itibariyle en ağırının tutuklama olduğunu vurgulayarak, "Soruşturma ve kovuşturma sırasında gerekmediği halde koruma tedbirlerine başvurmak insan hak ve özgürlüklerinin ihlali bakımından ne kadar yanlış ise gerektiği halde bu tedbirleri uygulamamak da soruşturma ve kovuşturmanın selameti açısından sakıncalı sonuçlar doğurabilir" dedi.
Kaynak, adli yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, kişi özgürlük ve güvenliği ile özel hayatın gizliliğinin başta Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve anayasa olmak üzere pozitif hukuk tarafından en güçlü biçimde korunduğunu belirtti.
Anayasada ifadesini bulan bu korumanın, yine anayasadaki düzenleme uyarınca, milli güvenlik, kamu düzeni, suç islenmesinin önlenmesi, genel ahlakın veya genel sağlığın korunması gibi sebeplerle sınırlandırılabildiğini ifade eden Kaynak, şunları söyledi: "Gizli soruşturma tedbirleri olarak adlandırılan, iletişimin denetlenmesi, gizli görevli kullanma ve teknik izlemenin ise ancak suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphenin bulunduğu, fakat başka şekilde delil elde etme imkanı bulunmayan hallerde son çare olarak başvurulması gereken koruma tedbirleridir. Koruma tedbirlerinin sonuçları itibarıyla en ağırı tutuklamadır; suçluluğu ve soruşturma veya kovuşturmanın selametini tehlikeye sokacağı hususunda kuvvetli şüphe bulunan şüpheli veya sanığın geçici olarak hürriyetinden mahrum edilmesi ve hakkında kesin hüküm verilmeden tutukevine konulması anlamına gelir. Tutuklama kararı verilebilmesi için; tüm koruma tedbirleri bakımından ortak koşul olan 'ölçülülük' yanında, kişinin suçu işlediğine ilişkin somut olgulara dayanan kuvvetli şüphe ile tutuklama nedenlerinden birisinin de bulunmasına gerek vardır."
TUTUKLAMA NEDENLERİ
Kaynak, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 2. fıkrasında tutuklama nedenlerinin sayıldığını, aynı maddede, "şüpheli veya sanığın katalog halinde sayılan bazı suçları işlediklerine ya da teşebbüs ettiklerine ilişkin kuvvetli şüphenin bulunması halinde, 2. fıkradaki durumlardan hiç birisi bulunmasa bile tutuklama nedeninin varsayılacağı ve kişilerin tutuklanabileceğinin" düzenlendiğini anımsattı. "Bu ayrık düzenlemenin nedeni, yasa koyucu tarafından önemsenen bazı suçları işleyen kişilerin kaçacaklarının veya delilleri karartacaklarının varsayılmış olmasıdır" diyen Kaynak, bu suçlara örnek olarak, "soykırım ve insanlığa karşı suçlar, kasten öldürme, çocuğun cinsel istismarı, işkence, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar"ın verilebileceğini anlattı.
GEREKTİĞİ HALDE KORUMA TEDBİRLERİNİ UYGULAMAMAK
Koruma tedbirlerine başvurmanın gerekli olup olmadığını takdir etme yetkisinin soruşturma ve kovuşturma makamlarına ait olduğuna işaret eden Kaynak, şöyle devam etti: "Soruşturma ve kovuşturma sırasında gerekmediği halde koruma tedbirlerine başvurmak insan hak ve özgürlüklerinin ihlali bakımından ne kadar yanlış ise gerektiği halde bu tedbirleri uygulamamak da soruşturma ve kovuşturmanın selameti açısından sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Nitekim bu konudaki kararlara karşı Ceza Muhakemesi Kanununun sistematiği içerisinde yasa yollarına başvurmak mümkündür." Türkiye'deki tutuklu sayısının başka ülkelerle kıyaslandığında hükümlü sayısına göre daha fazla olmasının nedeninin, tutuklama müessesesinin hatalı uygulamasından çok iş yoğunluğu ve benzeri sebeplerle davaların makul sürede bitirilememesi olduğuna işaret eden Kaynak, şunları kaydetti: "Yargının iş yüküne, fiziksel imkan ve personel yetersizliğine bağlı olarak gelişen yavaş işlemesi sorunu göz önünde tutulmadan salt tutuklama sürelerinden yola çıkılarak uzun tutukluluk sorununa çözüm aramak, bugünden öngörülemeyen sakıncalı başka sonuçlara sebebiyet verebilecektir. Nitekim kanundaki süre sınırlaması sebebiyle bazı Ceza Dairelerimizce gerçekleştirilen tahliyeler nedeniyle Yargıtaya yöneltilen haksız eleştiriler hafızalardadır."
"HAKİMLERİN SİYASETE KONU YAPILMASI YANLIŞTIR"
Yargıtay Başkanı Kaynak, toplumda güven ve huzur ile sosyal barışın sağlanmasının, ancak bağımsız yargının varlığıyla mümkün olduğunu vurguladı. Bağımsız olmayan yargının tarafsız, adil ve sağlıklı kararlar almasının beklenemeyeceğini söyleyen Kaynak, bu nedenle hakim bağımsızlığı ve teminatının, başka bazı kamu görevlilerine sağlanan özel yargılama usulleriyle karıştırılmaması ve karşılaştırılmaması gerektiğini söyledi. Adil yargılama için, hakimlerin dış baskıya karşı korunmalarının yeterli olmadığını belirten Kaynak, bu konuda hakimlerin de bazı özel niteliklere sahip olmaları gerektiğini kaydetti. Hakimlerin, taraflardan birine sempati veya antipati duymaması, tarafsız, insaflı, ölçülü ve duygusallıktan uzak olması gerektiğinin altını çizen Kaynak, şöyle devam etti: "Hakimler, siyasal düşüncelerinin etkisiyle karar veremezler ve siyasal düşüncelerini kararlarına yansıtamazlar. Hakimlerin siyasallaşması, siyasallaştırılmak istenmesi ve siyasete konu yapılması yanlıştır. Hakimlerin dürüst ve namuslu olmaları övünç nedeni değildir. Hakimin dürüst olması yeterli değildir. Hakim aynı zamanda dürüst görüntü vermek zorundadır. Dürüst görüntü sergileyemeyen hakimin, kamuoyunun tartışmasına açık olduğu unutulmamalıdır. Dürüst görüntü vermek, dürüstlüğün ve tarafsızlığın gerektirdiği biçimde davranmak demektir.
"ESAS OLAN ERKLERİN UYUMLU ÇALIŞMASI"
Nazım Kaynak, devletin amaç ve görevlerinin gereği gibi yerine getirilebilmesi açısından kuvvetler ayrılığı prensibinin benimsendiğini, kuvvetlerin bütününün devleti oluşturduğu bu sistemde devletin üç ayak üzerinde duran bir yapı olduğunu söyledi. Devletin meşruiyetini halktan aldığını, yargının da millet adına karar veren bir kuvvet olduğuna değinen Kaynak, şu tespitlerde bulundu: "Gücün tek elde toplanması yerine birbirini denetlemesi ve birlikte çalışması kuvvetler ayrılığı ilkesini oluşturur. Kuvvetler ayrılığı erkler arasında bir üstünlük sıralaması olmadığı gibi erklerin çatışma halinde bulunmalarına da elverişli değildir. Esas olan erklerin uyumlu çalışmasıdır. Devlet yetkilerinin kullanılmasında medeni bir iş bölümü amaçlanmış olup, yargı kuvveti de yerine göre diğer kuvvetlerin gereği gibi çalışmasını kolaylaştıracak bir denge ve istikrar unsuru olarak görülmüştür."
TBB BAŞKANI'NDAN ÖNEMLİ MESAJLAR
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ahsen Coşar da, Adli Yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcıların görevden alınmasıyla ilgili olarak ''bu tasarrufun makul bir açıklaması yoksa, yapılan yargıya siyasi, bir müdahaledir ve kabul edilebilir tarafı yoktur'' dedi.Türkiye Barolar Birliği başkanı Ahsen Coşar yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Türkiye'de iyi şeyler oldu, oluyor. Ama iyi olmayan hatta vahim olan şeyler de var. Bunların en başında terör geliyor. Güvenlik hakkını yaşama hakkını hukukun bireylere verdiği hakları ortadan kaldırmak için teröristler ilkel şiddette başvururlar.
Bunlarla mücadele etmek devletin asli görevidir. Hukukun çizdiği sınırlar içinde bu mücadelede üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız.
Türkiye Barolar Birliği olarak Türk olsun Kürt olsun aynı ulusun eşit vatandaşları olarak kardeşçe yaşamak isteyen herkesi sağduyulu olarak teröre karşı tavır almaya davet ediyoruz.
Terörle mücadele ederken Benjamin Franklin'in şu sözünü de hatırlatmak isterim, "Güvenliğimiz için özgürlüğümüzden vazgeçmeye başlarsan sonunda hem güvenliğimizden hem de özgürlüğümüzden oluruz."