Antik çağ insanları, teleskop olmadan yalnızca çıplak gözle görülebilen beş gezegeni tanıyor ve onları gökyüzündeki "gezgin yıldızlar" olarak adlandırıyordu. Romalı astronomlar ve düşünürler, bu hareketli gökcisimlerine kendi tanrılarının isimlerini verdi. Daha sonra keşfedilen Uranüs, Neptün ve Plüton için de aynı gelenek sürdürüldü.
MERKÜR: GÖKYÜZÜNÜN EN HIZLI HABERCİSİ
Güneş'e en yakın gezegen olan Merkür, gökyüzünde çok hızlı hareket ediyor gibi görünür. Bu nedenle Romalılar ona "Mercury"nin adını verdi. Mitolojide Mercury hız, ticaret, yolculuk ve haberleşmeyle ilişkilendiriliyordu. Kanatlı sandaletleriyle bilinen bu tanrının adı, gezegenin kısa yörünge süresiyle oldukça uyumlu bulundu.
Antik Yunan'daki karşılığı Hermes'ti. Bugün bile birçok Batı dilinde gezegenin adı, bu mitolojik figürün Latin kökenli versiyonundan türetilmiş durumda.
VENÜS: PARLAKLIĞIN VE GÜZELLİĞİN SEMBOLÜ
Gökyüzündeki en parlak gezegen olan Venüs, insanlık tarihinde çoğu zaman güzellik ve aşk ile ilişkilendirildi. Romalılar bu yüzden gezegene aşk ve güzellik tanrıçası Venus'ün adını verdi.
Venüs, özellikle gün doğumu ve gün batımında dikkat çekici parlaklığıyla öne çıkıyor. Antik toplumlar onun gökyüzündeki estetik görünümünü kadınsı güzellik ile özdeşleştirdi. Yunan mitolojisindeki karşılığı ise Afrodit'ti.
Birçok tarihçi, Venüs'ün insanlar tarafından en eski dönemlerden beri gözlemlenen gökcisimlerinden biri olduğunu düşünüyor.
DÜNYA: MİTOLOJİDEN DEĞİL, DİLDEN GELEN TEK GEZEGEN
Dünya'nın hikayesi diğer gezegenlerden ayrılıyor. Çünkü "Earth" adı, Roma veya Yunan tanrılarından gelmiyor. Sözcüğün kökeni Eski İngilizce ve Cermen dillerine dayanıyor.
"Earth", temel olarak "toprak" veya "yer" anlamına gelen eski sözcüklerden türedi. Bu nedenle Dünya, Güneş Sistemi'nde adı doğrudan mitolojiye dayanmayan tek gezegen olarak kabul ediliyor.
Buna rağmen birçok kültürde Dünya, yine de bir ana figürüyle özdeşleştirildi. Antik Yunan'da Gaia, yaşamın kaynağı olan yeryüzü tanrıçasıydı.
MARS: KIZIL GEZEGEN VE SAVAŞ TANRISI
Mars'ın kırmızımsı görünümü, antik insanlarda kan ve savaş çağrışımı yarattı. Romalılar bu nedenle gezegeni savaş tanrısı Mars ile ilişkilendirdi.
Bugün "Kızıl Gezegen" olarak anılan Mars, çıplak gözle bakıldığında gerçekten kırmızıya yakın bir renkte görünür. Bu renk, yüzeyindeki demir oksit nedeniyle oluşuyor.
Yunan mitolojisindeki karşılığı Ares olan Mars, agresifliği ve askeri gücü temsil ediyordu. Antik toplumların gökyüzünü yalnızca bilimsel değil, sembolik bir alan olarak da gördüğü düşünüldüğünde bu isim seçimi şaşırtıcı değil.