Son 15 yılın en iyi 100 filmi

15. yılını kutlayan Sinema dergisi, yayın hayatı boyunca çekilmiş en iyi 100 filmi seçti. Bu seçki, son 15 yılın sinemasına ışık tutan ve bu dönemde öne çıkan eğilimleri özetleyen bir nitelik taşıyor. İşte söz konusu filmler:
100-Chungking Ekspresi - Chung Hing sam lam (1994)
Yönetmen: Wong Kar Wai Oyuncular: Brigitte Lin, Takeshi Kaneshiro, Faye Wong, Tony Leung
Wong Kar Wai ile, defalarca birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Christopher Doyle, görsel açıdan başdöndürücü bir iş çıkarıyorlar; hem mecâzen hem de zaman zaman kelime anlamıyla… Farklı film hızları kullanarak, kameralarını sürekli hareketli tutarak, kareleri capcanlı renklerle bezeyerek, kentten çarpıcı ve her biri kendi karakterlerine sahip mekânlara yer vererek, Hong Kong’tan nefes kesici bir sinemasal dünya yaratıyorlar. Hem melankolik, hem umut dolu, yarı-fütürist ama geleceği belirsiz bir dünya bu. İçinde hem ‘Blade Runner’ var hem de Fransız Yeni Dalgası’nın Paris’i. Caz gibi, hem geleneklerden yola çıkmayı seven hem de serbest ve çağrışımcı bir sinema.” Sinema Kasım 2007 / Sayfa 88 –Kutlukhan Kutlu
99-Saklı - Caché (2005)
Yönetmen: Michael Haneke Oyuncular: Daniel Auteuil, Juliette Binoche
Aslında ‘Saklı’, Haneke’nin şu ana kadarki filmlerinin hemen hepsinde yaptıklarının, özellikle de bir üçleme oluşturan ‘Yedinci Kıta’, ‘Benny’nin Videosu’ ve ‘Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası’nda ele aldığı temaların bir nevi yeniden elden geçirilmiş hâli. Laurent ailesinin evinin girişini gösteren bir kamera görüntüsünden oluşan açılış planıyla beraber aklımız ‘Benny’nin Videosu’ndan ‘Ölümcül Oyunlar’a pek çok Haneke filmine gidiyor. ‘Saklı’da tipik bir kentsoylu ailenin hayatının, evlerine gönderilen video kasetlerle sarsılışını izlerken, Haneke’nin önceki filmlerinden öğrendiğimiz şu cümle tekrar kafamızda yankılanmaya başlıyor: ‘Ayakta kalmak ve kendinizi korumak için kurduğunuz sistem bir gün sizi de yutacak.’ (...) Laurent’lar gözlerini kapayıp uyumayı tercih ediyor ve gerçeklerle yüzleşmeyi ancak rüyalarında beceriyor olabilirler ama ‘Saklı’nın pek çok insanın gözünü açma, üzerine konuşulması ve yazılması gereken konuları bir kez daha gündeme getirme gücü var. Başka bir deyişle, Haneke’nin yeni filmi sadece yönetmenin filmografisindeki en iyi işlerden birisi değil, uzun süre seyircinin ve eleştirmenlerin zihnini meşgul edecek, hakkında uzun uzadıya tartışılacak bir başyapıt.” Sinema Şubat 2006 / Sayfa 23 –Engin Ertan
98-Sonbahar - (2008)
Yönetmen: Özcan Alper Oyuncular: Onur Saylak, Megi Kobaladze
Sonbahar’da farklı kişiler, öyküler, temalar karşımıza çıkıp dursa da her köşe başında yüzünü gösteren, her bakışın veya sözün altına sinen bir tek şey var, o da ölüm. İnsanların ölümü, düşüncelerin ölümü, rüyaların ölümü, ülkelerin ölümü, çocukluğun ölümü… Asıl çarpıcı olan ise filmin buna rağmen karanlık bir film olmaması. Bunun iki nedeni var. Birincisi Alper’in dünya görüşünde gizli: ‘Batı nihilizmiyle Rus nihilizmini birbirinden çok farklı görüyorum. Batı nihilizminde çıkış yoktur, kayboluş vardır. Rus nihilizminde ise insana dair bitmeyen bir inanç vardır.’ (...) İkinci sebebi ise ‘Sonbahar’ın son derece ölçülü bir film olması. Siyasetten bahsederken slogan atmayan, ölümden bahsederken ağlamayan, yalnızlıktan bahsederken umutsuzluğa kapılmayan bir film bu. ‘Ya öyle ya böyle’ keskinliğinden uzak duran, ‘hem öyle hem böyle’ deyip farklı duruşlara, ‘öyle ama böyle’ deyip soru işaretlerine kapı aralayan bir film. Hem gerçekçi hem düş peşinde. Hem yaşlı hem çocuk. Hem çaresiz hem ümitli. Karanlık olmadan hüzünlü. Yenilmeden yorgun.” Sinema Aralık 2008 / Sayfa 56 –Uygar Şirin
97-Son Umut - Children of Men (2006)
Yönetmen: Alfonso Cuaro´n Oyuncular: Clice Owen, Julianne Moore
Sahile yaklaşıp da giderek daha çok sefaletin, daha çok şiddetin, daha çok tozun, dumanın, patlama ve silah sesinin içine girdiğimizde, Alfonso Cuaro´n’un kamerası Ridley Scott’ın ‘Kara Şahin Düştü/Black Hawk Down’ ya da Spielberg’in ‘Er Ryan’ı Kurtarmak/Saving Private Ryan’ını hatırlatan bir dinamizm kazanıyor. Yer yer sarsıcı ve başdöndürücü olmakla birlikte, tüm patlamalarına rağmen hayli insan odaklı olan filmden seyirciyi biraz koparma riski taşıyan bir tercih bu. Ne kadar hareketli olsa da üzerine kan sıçrayana kadar, ‘kamera’nın farkında olmuyorsunuz. Kan epey yadırgatıcı bir etki yapıyor –seyirciyi bir anda öyküden alıp savaş haberi izliyor ruh haline taşıdığı için de bizi doğruca günümüze bağlıyor. Ancak Cuaro´n’un, muhtemelen istemli bu küçük ‘yadırgatma seansı’ dışında, kamerası ne kadar hareketli olsa da odağını hep karakterlerin üzerinde tutmayı başardığı, manzarayı insan üzerinden tanımladığı söylenebilir. ‘Son Umut’u sadece ‘gelecekte geçen bir kovalamaca filmi’ değil de etkileyici bir distopya yapan şeyler de Cuaron’un bu tür tercihleri zaten.” Sinema Ocak 2007 / Sayfa 18 –Kutlukhan Kutlu
DİĞER GALERİLER