Şiirleri, eserleri ve hayatı ile Türk edebiyatının usta isimlerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek Türk düşünce hayatında, fikirleri ve eserleriyle derin izler bıraktı. Erenköy'deki evinde 25 Mayıs 1983'te vefat eden Kısakürek ölümünün 36.yılında da unutulmadı.
NECİP FAZIL KISAKÜREK'İN HAYATI
Türk edebiyat tarihinde Baki'den sonra ikinci "Sultanu'ş Şuara" unvanına sahip Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, savcılık ve hakimlik görevlerinde bulunan hukukçu Abdülbaki Fazıl Bey ile Girit muhaciri bir ailenin kızı olan Mediha Hanım'ın çocuğu olarak 26 Mayıs 1904'te dünyaya geldi.
ÇOCUKLUĞU ÇEMBERLİTAŞ'TA GEÇTİ
Çocukluğunu, dönemin hakimlerinden büyükbabası Mehmet Hilmi Bey'in Çemberlitaş'taki konağında geçiren Kısakürek, okumayı 5-6 yaşlarındayken dedesinden öğrendi. Büyükannesi Zafer Hanım'ın da etkisiyle okuma tutkusuyla tanıştı.
Kısakürek, mahalle mektebinde başladığı öğrenimine, Fransız Papaz, Amerikan Koleji ve Rehber-i İttihad okullarında devam etti. İlkokulu Heybeliada Numune Mektebi'nde tamamlayan şair, 1916'da Yahya Kemal ve Hamdullah Suphi Tanrıöver'in de öğretmenlik yaptığı Mekteb-i Fünun-u Bahriye-i Şahane'ye (Deniz Harp Okulu) girdi.
Öğrencilik yıllarında şiirle ilgilenmeye başlayan Kısakürek, "Nihal" isminde haftalık bir dergi çıkarmaya başladı.
AYNI OKULDA OKUDULAR
Şair Nazım Hikmet Ran ile aynı okulda eğitim gören Kısakürek, Lord Byron, Oscar Wilde, Shakespeare'in de aralarında bulunduğu önemli batılı yazarların eserlerini orijinal dilinde okudu.
Usta edebiyatçı, 1921'de Ahmet Haşim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Faruk Nafiz, Ahmed Kudsi gibi edebiyatçılarla tanıştığı Darülfünun Edebiyat Medresesi Felsefe Bölümü'ne girdi. İlk şiirleri, Ziya Gökalp'in kurduğu, Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua dergisinde yayımlandı.
Maarif Vekaleti'nin 1924'te açtığı sınavı kazanan Kısakürek, Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla 20 yaşında Paris'e gitti.
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul'a döndüğü 1925'te, ilk şiir kitabı "Örümcek Ağı"nı, 1928'de ise "Kaldırımlar"ı yayımladı. Kaldırımlar, okurun büyük ilgisini ve hayranlığını kazandı.
Abdülhakim Arvasi ile 1934'te tanışan Kısakürek, bu tarihi kendisi için bir milat kabul etti. Bu tarihten sonra da Kısakürek'in eserlerinde tasavvufi düşüncenin izleri görülmeye başlandı.