Doğu Roma İmparatoru IV. Romanos Diogenes, İslam coğrafyasına son darbeyi vurmak ve Selçuklu tehdidini tamamen bertaraf etmek amacıyla hazırladığı kozmopolit ordusuyla Doğu'ya ilerlerken, Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alp Arslan elindeki kısıtlı ama tam disiplinli atlı birliklerle düşmanını Malazgirt'te karşıladı. Kefen niyetine giydiği beyaz elbisesiyle askerlerinin karşısına çıkıp Cuma namazının ardından "Ölürsem üzerimdeki bu elbise kefenim olsun" diyerek ordusunu ateşleyen Sultan Alp Arslan, sadece Anadolu'nun kapılarını açmakla kalmayacak, askeri literatürde ders olarak okutulacak bir "taktik zaferine" imza atacaktı
SAYI DEĞİL STRATEJİ KAZANDI
Savaş meydanlarında zafer, her zaman sayıca fazla olan tarafın değildir. 26 Ağustos 1071'de gerçekleşen Malazgirt Meydan Muharebesi, askeri stratejinin niceliksel güçten ne kadar üstün olabileceğinin tarihteki en net kanıtıdır. Peki sayıca 4 katı bulan devasa bir Doğu Roma (Bizans) ordusu, kendisinden çok daha küçük bir Selçuklu kuvvetine nasıl mağlup oldu?
İKİ ORDUNUN YAPISI: AĞIR ZIRHLI KİTLEYE KARŞI HAREKETLİ ATLI SÜVARİLER
Bizans ordusu; Slavlar, Peçenekler, Uzlar, Gürcüler, Ermeniler ve Franklar gibi çok farklı unsurlardan oluşan kozmopolit bir yapıya sahipti. Ağır zırhlı piyadeler ve süvarilerden oluşan bu dev kitle, hantal bir hareket kabiliyetine sahipti.
Selçuklu ordusu ise neredeyse tamamen hafif zırhlı, son derece hızlı hareket edebilen, bileşik yay (Türk yayı) kullanan atlı okçulardan müteşekkildi. Sultan Alp Arslan, düşmanın hantallığını ve kendi ordusunun manevra yeteneğini savaşın ana omurgası olarak belirledi.
ZAFERİN ANAHTARI: TURAN TAKTİĞİ NEDİR?
Turan taktiği, "hilal taktiği" olarak da bilinir. Ordunun merkez, sağ ve sol olmak üzere üçe ayrılmasıyla uygulanır. Merkez birlikleri düşmana saldırıp geri çekilirken, peşlerinden gelen düşman sağ ve sol kanatlardaki birlikler tarafından kuşatılarak etkisiz hale getirilir.