
Kapadokya'nın sessiz topraklarında, yüzyıllar boyunca kimsenin fark etmediği bir sır uyuyordu.Derinkuyu'nun düz görünen taş evlerinden birinin altından açılan küçük bir kapı 1963 yılında insanlığı tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkardı. O kapı aralandığında yerin metrelerce altında kurulmuş bambaşka bir dünya ortaya çıktı.

Bu gizli şehir, izlerini Asur kolonilerinden taşıyan, II. yüzyılda Roma zulmünden kaçan ilk Hristiyanlara sığınak olmuştu. Mezopotamya'dan Kayseri'ye, oradan Kapadokya'ya uzanan zorlu yolculuğun sonunda insanlar gökyüzünü geride bırakıp toprağın altına inmeyi seçmişti. Çünkü hayatta kalmanın yolu, görünmez olmaktan geçiyordu.

1830'lu yıllara kadar Derinkuyu'da yer üstünde bile bir yerleşim yoktu. Hayat, sessizce yerin altında akıyordu. Derinliği 60–70 metreyi bulan ve şehre adını veren 52 içme suyu kuyusu bu yeraltı dünyasının can damarlarıydı.

İnsanlar burada ibadet etti, yemek yaptı, hayvanlarını barındırdı; korkuyla ama düzen içinde yaşadı.

Yıllar sonra, temizlenip ziyarete açılan sadece 8 kat bile insanı hayrete düşürmeye yetti. Oysa bu, şehrin yalnızca küçük bir parçasıydı.






