Erkek kardeşimizi hiçbirimiz kıskanmadık

Onlar Dersimli sekiz kız kardeş. Dokuzuncuları erkek olmuş. Kız kardeşlerin en büyüğü ve medyatiği ise ünlülerin boşanma avkatı Altın Mimir. Altın Hanım’ın kardeşlerinin Sevgi, Sevda diye başlayan isimleri Eylem, Çilem, Özlem, Kader diye devam ediyor. Babalarının bir devlet memuru maaşıyla her biri üniversiteyi bitirmiş. Avukat, hemşire, mali müşavir, bilgisayar mühendisi, yönetici olmuş. Hayattaki azim ve başarılarını Dersim’li olmaya bağlıyorlar İstanbul’daki neredeyse her büyük boşanma davasının arkasında onun adı var. İnanmadığı davaya bakmıyor. Cesur, çalışkan ve korkusuz. Tıpkı kendisini örnek alan sekiz kardeşi gibi. Hayalim ünlü avukat Altın Mimir ve sekiz kardeşini, memleketleri Dersim’e götürmek ve orada fotoğraflarını çektirmekti. El değmemiş doğasıyla tanınan ama şu anda baraj tehdidi altında isyanlar eden Dersim’e. Ne yazık ki Dersim’i cennet güzelliğinden öte 1938 yılında dökülen kanla ve PKK’yla tanıdık. Ve maalesef bu ülkede yaşayan herkesin hafızasında başka bir Dersim var.
Altın Mimir, 13 yaşında yatılı okulda okumak için Dersim’den ayrılırken, anne ve babasından ilk kez şu sözleri duymuş: ”Kızım sakın Dersimliyim deme.“ Onun ve tüm kardeşlerinin çalışma ve başarma azminin arkasında belki de bu cümle yatıyor. Annem, babam erkek çocuk istiyor diye arka arkaya tam sekiz kız dünyaya getirmiş. Ben en şanslılarıyım, istenerek dünyaya gelmişim. Çatışmalar sırasında annemin bizi banyoya sakladığı günleri biliyoruz. Hemşire olarak Kuledibi Hastanesi’nde çalışmaya başladım. Gece çalışıp gündüz okula gidiyordum. Sonra kız kardeşlerimi yanıma aldım. Hafta sonu onları dershaneye gönderiyordum. Hem çalışıp hem okuyarak, onlar da benim yolumda ilerledi.
Annem, kocasını kaybetmemek ve hayatının en güzel yıllarını ona erkek çocuk verip ailenin devamını sağlamak adına, hep yatarak geçirdi. Küçük yaşlarda birbirimize annelik yaptık. Sonunda bir erkek kardeşimiz oldu. Avukat olarak, bir erkeğin mesleği için sarf ettiği çabanın 10 katını sarf ediyorum. Enteresan bir istatistik var. Türkiye’deki tapuların sadece yüzde 8’i kadınların üzerine. Böyle bir ortamda kadın olarak bir sürü şeyle mücadele ediyorsunuz.
Hepiniz öz kız kardeşsiniz değil mi? - Altın Mimir: Evet. Annemle babam erkek çocukları olsun diye peş peşe sekiz kız çocuk sahibi olmuş. Ben en şanslılarıyım çünkü istenerek dünyaya gelmişim. Belki benden sonraki iki kardeşim de isteyerek dünyaya gelmiş, ama ondan sonrakilerin isimlerine baktığımız zaman, büyük bir sevgi ve özgüvenle başlayan isimler, zaman içinde kadere boyun eğmek şeklinde değişiyor. Başta Altın, Sevgi, Sevda iken gittikçe kardeşlerimin isimleri Eylem, Çilem, Özlem, Kader olarak değişiklik gösteriyor. Annemin hep o süt kokan halini hatırlıyorum. Geçmişe dönüp baktığım zaman, benim annem belki hiç adet görmedi. Yıllarca arka arkaya hamile kaldı. Düşük riski taşıyordu. Ama kadıncağız, muhtemelen kocasını kaybetmemek adına, ölümü göze aldı. Hayal-meyal hatırlıyorum, babama sürekli ona erkek çocuk verecek kadınlar önerilirdi. Annem muhtemelen kocasını kaybetmemek adına, hayatının en güzel yıllarını ona erkek çocuk verip ailenin devamını sağlamak adına hep yatarak geçirdi. Biz hepimiz çok küçük yaşlarda birbirimize annelik yaparak yetişmeye çalıştık. PANZERLER ARASINDA OYUN OYNARDIK - Anneniz yatarken size kim bakıyordu? - Teyzem bizimle ilgileniyordu. Ama bir yaştan sonra ben kardeşlerime annelik yapmaya çalıştım.
- Nasıl geçiniyordunuz? Dersim gibi küçük bir yerde bu kadar kalabalık bir aile? -Babam devlet memuruydu. Dersim’de devlet memuru olmak önemli bir fark: En azından bir gelir kaynağın var. Minimal düzeyde de olsa, düzenli gelen bir maaş. Bugün sanayisi olmayan tek şehir, Dersim. Sadece hayvancılık var. Hiçbir geliri olmayan insanların toplu olarak yaşadıkları yer. Veresiye diye bir sistem vardı. Babam veresiye alışveriş yapar, ay sonunda maaşını dağıtarak eve gelirdi. Bu zorluklar içinde büyümek bizi bu noktalara getirdi diye düşünüyorum. Ben ve benden sonraki iki kardeşim yatılı okullarda okuduk ve hemşire olduk. Hemşirelik yapıp, üniversite sınavlarına hazırlandık. Ben İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam ettim, Dilek Halkla ilişkiler, Eylem Bilgisayar Mühendisliği okudu. - Çocukluğunuz, Dersim’de çatışmaların yoğun olduğu dönemde geçmiş. Çocuk aklınızla hafızanızda yer eden bir olay var mı? - Dersim’in şöyle bir özelliği var. Doğunun okur-yazar oranı, özellikle kız çocuklarının okur-yazar oranı en yüksek olan ilidir. Okula gönderilmeyen kız çocuğu hatırlamıyorum. Okuldan gelir, panzerler arasında sokakta oyun oynardık. Dersim’deyken bize annelerimiz, geçmişte olanları hiç anlatmadı. 1938 yılında yaşanmış olayları Dersim’de iken çok fazla duymadık.
DİĞER GALERİLER