Mehmet Acet bugünkü köşesinde, Gülen Cemaati’nin seçimlerde neden kaybettiğini madde madde yazdı. İşte Mehmet Acet’in ‘Cemaat 30 Mart'ta neden kaybetti?’ başlık köşe yazısı.
1-Gülen grubu 17 Aralık'ta düğmeye basarken, Başbakanın 3 ay içerisinde devrileceğini hesap etti. Ancak ‘siyaseti dizayn etme' çabası, gerçekleri ortaya çıkarma çabasının önüne geçince, proje çöktü cemaat kaybetti.
2-Cemaat, 17 Aralık'ta harekete geçerken bütün hesaplarını 30 Mart sonuçlarını etkilemek üzerine yaptı. Yolsuzluk algısının dalga dalga yayılmasıyla Ak Parti'nin oylarının yüzde 30 ların altına düşeceğini düşündü ve bunu da açıktan deklare etti.
‘Sandık yolsuzlukları örtmez' cümlesi özünde iyi keşfedilmiş bir cümleydi fakat yolsuzluk vurgusu yapılırken bütün hedef sandık olunca, kimse ortada yolsuzlukları açığa çıkarma niyeti olduğuna inanmadı.
3-Cemaat, 30 Mart'ta genellikle Ak Parti'nin karşısında kim güçlü ise o partiye ve adayına destek verdi.
Fakat özellikle CHP ile kurulan ittifaklar, Gülen grubunun ‘muhibbanlarını' rahatsız etti. Mesela dün konuştuğum böyle birisi, Ankara'da oyunu Melih Gökçek'e verdiğini söylerken, meselenin bam teline bastı. "Zamanında bir doktor eşime sağlık raporu vermek için başı açık fotoğraf istemişti. Biz o günlerden geliyoruz. CHP'ye nasıl oy veririz" sözleriyle.
4-Gülen grubu, bürokrasi de özellikle Emniyet ve yargıda iyi örgütlendi. Ancak bu örgütlenmede, grupçuluk motivasyonuyla hareket edip, diğer cemaat mensuplarını ve ‘öteki olanı' dışlayan bir tutum izleyince çok düşman da kazandı.
Yolsuzluk iddiaları nedeniyle Ak Parti'den giden oylar olduğu gibi, cemaate duyulan tepki nedeniyle gelen oylar da oldu. Son tahlilde cemaat 30 Mart'ta kaybetti.
5-Dış politikadaki aktif tutum nedeniyle son yıllarda 300 milyonluk Arap sokağında ve 1,5 milyarlık İslam coğrafyasında Erdoğan'ın popülaritesi, zirve yapmıştı. Erdoğan'ın yükselişinden rahatsız olan Batılı kimi ülke ve çevreler, önce gezi eylemleri, sonra da cemaat üzerinden Erdoğan'ın devrilmesi fikrine sahip çıktılar.
Toplum bunu gördü. Gülen grubu ise, Erdoğan'ı devirme projesine ‘yüklenici firma' sıfatıyla katkı vermek istedi. Ama geziden sonra bu proje de 30 Mart'ta duvara tosladı.
6-17 Aralık sürecinde Türkiye'deki dindar kitleleri en fazla rahatsız eden konu, cemaat içindeki bazı fanatiklerin, Erdoğan'a siyasi enstrümanlarla değil dini argümanlarla saldırması, Erdoğan'ın inançlarını tartışmaya açması ve "sizin bildiğiniz dindar Erdoğan tanınmaz hale geldi" cümlesinin içine sığdırılabilecek İslami açıdan da uygunsuz tavırlar sergilemesi ve genel cemaat iradesinin yanlışlığını bildiği halde bu fanatikleri susturmaması oldu.
Cemaat, dini jargonun Erdoğan üzerinden siyasete tahvil edilme çabasına göz yumduğu için, geniş muhafazakar kesimlerden tepki aldı ve 30 Mart'ta kaybetti.
7-Gülen grubunun mensupları, 30 Mart hedeflerine ulaşmak için tape siyasetine büyük umutlar yükledi. Başbakan'ın oğluyla konuştuğu iddia edilen yasadışı ses kayıtlarının Youtube'da bilmem kaç milyon kişi tarafından dinlendiğini etrafındakilere büyük bir mutluluk ifadesiyle anlattılar.
Bu tür kayıtların bilmem kaç milyon kişi tarafından dinlenmesiyle bilmem kaç milyon oyun Ak Parti hesabından düşüvereceğini sandılar. Başbakana hırsız yaftasını yapıştırmak için Kılıçdaroğlu ile yarıştılar. Ama millet bu ağır ithamlardan hem rahatsız oldu hem de bunu iftira olarak kabul edip Erdoğan'ın arkasında durdu, cemaat kaybetti.
8-Türkiye'de yaşayan dindarlar, cumhuriyet tarihi boyunca büyük sıkıntılar yaşadılar. İslam on yıllar boyu rejim tarafından tehdit olarak görüldüğü için, dine uygun bir hayat yaşamak isteyenlerin özgürlükleri kısıtlandı. Erdoğan iktidarının son 3 yılında bu sıkıntılar önemli ölçüde ortadan kalktı. Bunda Gülen grubunun da payı olsa da, dindar kesimler bu olumlu gelişmeler nedeniyle çok daha fazla kendilerini Erdoğan'a borçlu hissediyorlar.
Bu ülkede nasıl Fethullah Gülen'e gönül bağı ile bağlı insanlar topluluğu varsa, benzer duygularla Erdoğan'a gönül veren çok daha fazla insan bulunuyor. Cemaat işte bunu hesap edemedi. Erdoğan'dan bir ‘nefret objesi' çıkarmaya çalışarak hem gönüller kırdı, hem de kaybetti.
9-Cemaat sadece Erdoğan'la uğraşmadı. Olmadık iftiraların hedeflerinden biri Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay oldu. Bir takım müfteriler Atalay'ı her ay İran'a gidip tekmil vermekle suçlarken, cemaat içinden bunun absürtlüğüne dikkat çeken küçücük bir itiraz dahi gelmedi.
En son cemaate yakın eski bir emniyet görevlisinin KCK'lılara kelepçe takılmasından Atalay'ı sorumlu tutan iftirası ise, cemaat gazetelerinde geniş yer buldu.
10-Gülen grubunda benim bildiğim olup bitenleri analiz edip gerektiğinde özeleştiri kanallarını işletebilecek mekanizmalar mevcut. Şimdi bunun tam sırası. Yanlışın neresinden dönülürse kardır ve yarın öbür gün bu dil ve yöntemler diğer seçimler öncesinde de sürdürülürse, bundan kimin kaybedeceği şimdiden bellidir.
30 Mart'tan zaferle ayrılan Ak Parti'ye de önemli bir görev düşüyor. 17 Aralık'ta cemaatin bu hedefleri doğrultusunda hareket eden savcılar 17 Aralık dosyasından alınmıştı. Yeni savcıların eski bakanlarla ilgili hazırlayıp gönderdiği fezlekeler Meclis'e ulaşmış durumda.
Ak Parti, bu eski bakanların Yüce Divan'da yargılanmasının önünü açan bir tutum izlerse, 30 Mart'taki destek artarak devam eder. Söz konusu eski bakanların zaten partinin ileri gelenlerine "biz yargılanmak istiyoruz" dediklerini biliyoruz.