Başarılar, küçük çaplı skandallar ve polemiklerle Türk futbol tarihine adını yazdıran Avrupa fatihi Terim üçüncü kez Galatasaray’ın başına geçti. ‘İmparator’, milli takımı olduğu gibi GS’yi de alaturka bir şövalye gibi yönetecek
Başarılar, küçük çaplı skandallar ve polemiklerle Türk futbol tarihine adını yazdıran Avrupa fatihi Terim üçüncü kez Galatasaray’ın başına geçti. ‘İmparator’, milli takımı olduğu gibi GS’yi de alaturka bir şövalye gibi yönetecek
HENÜZ halı sahaların icat edilmediği yıllarda, gelecekte adının verileceği bir ara sokakta oynanan çift kale maçta gözünü bir an ayırmadığı plastik topun peşinde koşuyor. Bir sokak maçında değil de dünya kupası finalinde, bıyıkları sigara dumanından sararmış, altılı ganyan müptelası ve de futbol tutkunu ağabeylerimizin ‘Berezilya’ dediği Brezilya karşısında oynuyor gibi. Adana’nın o sokaklarının, o dar sokakların, alınterinden yaratılmış tuzlu okyanusları andıran uçsuz bucaksız hayallerine küçük geldiğini içgüdüsel olarak biliyor.
Türk futbolunun gelmiş geçmiş en meşhur siması Fatih Terim -hem Osmanlı, hem şövalye, hem Doğu, hem Batı, hem mağlup, hem fatih, Terim- 14 Eylül 1953 tarihinde Adana’nın Çınarlı Mahallesi’nde doğdu. Üç çocuklu bir ailenin tek erkek çocuğuydu. Babası, çevresinde ‘Topal Talat’ namıyla bilinen yoksul bir adamdı.
Terim, Ceyhanspor’da futbola başladıktan sonra Demirspor formasını giydiğinde 16 yaşındaydı. Çocukluğumuzda Adana’da anlatılan bir şehir efsanesine göre Fatih Terim, kulüpteki ilk yıllarında daha sonra bir büyük rakı içip sahaya çıkan ve kendi kalesine gol attığı için takımdan kovulan Mustafa adlı birinin yedeğinde kalmıştı. Yolu, ‘İmparator’la anlamlı bir tesadüf eseri kısa bir süre kesişen ve hikâyesi, Terim’inkiyle ilginç bir tezat oluşturan bu adam, Fatih Terim’i yedekte bırakma efsanesini ‘kafası iyiyken’ belli belirsiz bir gururla gülümseyerek doğrulardı.
Takımdan kovulduktan sonra komünist olmuş, 12 Eylül öncesinde faşistlerle kapışmış ve ‘anarşi’ döneminden sonra kendini iyiden iyiye içkiye verince ‘Şarapçı Mustafa’ lakabıyla anılmaya başlamıştı. Türkiye’de şarap o zamanlar henüz ‘sınıf atlamamıştı’ ve ekseriya köprü altında içilirdi. Mustafa, Fatih Terim’in kariyerinde zirve yaptığı 2000’li yılların başında alkol yüzünden trafik kurbanı oldu. Yalnız alkollü olan, sürücü değil, aracın çarptığı yaya Mustafa idi.
Fatih Terim, elbette Mustafa takımdan kovulmasa da Demirspor’un gözdesi olacaktı. Nitekim genç takımda kimse para almazken Terim’e gizlice 150 lira maaş veriliyordu. Terim, toplam 5 yıl Adanademirspor forması giydi. 1974 yılında Adanademirspor’un Galatasaray’ı 1-0 yendiği maçtan sonra sarı kırmızılı kulüpten transfer teklifi aldı. Hiç düşünmeden evet dedi.
ARİSTOKRAT GS’Yİ YÖNETEN PROLETER İstanbul’a geldikten sonra futbol dışında vesilelerle de adını duyurdu. Şişli’de bir gece kulübünde polis şefi Alp’in burnunu kırmak, bekârlığında yakından ilgilendiği Müjde Ar’ın çevresinde dolaşıyor diye bozulduğu bir delikanlının kafasını yarmak gibi küçük çaplı skandallara imza attı. 1982 yılında Paris’te eğitim görmüş Fulya Hanım’la evlenince duruldu. Bu evlilikten Merve ve Buse adında iki kızı var. Oyuncu olarak yeşil sahalara veda ettikten sonra Fatih Terim’i bugünkü popülaritesine ulaştıran süreç başladı ve Terim 1987 yılında Ankaragücü’nün teknik direktörlüğüne getirildi. Ardından Göztepe’nin direktörlüğünü yaptı. Kendine has takım yönetme biçimi ve antrenman disipliniyle yönettiği takımlara hareket getirdi.
Teknik direktörlükte asıl büyük başarıyı 1996-2000 yılları arasında çalıştırdığı Galatasaray’da gösterecekti. Bu dört yıl boyunca Galatasaray’da altın çağını yaşadı. Kulübe dört lig, iki Türkiye Kupası ve 1 UEFA Kupası Şampiyonluğu kazandırdı. Bundan sonra adıyla çağrışım yapan ‘İmparator’ lakabını aldı. Galatasaray, oyuncu olarak da ona iyi gelmişti ama efsanevi başarıyı bu kulübün teknik direktörü iken yakaladı. Proleter dahi olmayan fakir bir babanın oğlunun, Osmanlı-Türk tarihinin en köklü okulu Galatasaray Lisesi’nin öğrencilerinin kurduğu bir kulübün sembol ismi olması anlamlıdır. Çünkü Cemal Süreya’nın ‘aristokrasinin takımı’ dediği Galatasaray’ı, burjuva, hatta bir proleter olarak bile değil, bir lümpen-proleter olarak fethetmiştir Fatih Terim.
Terim’in bir teknik adam olarak ayırt edici özelliği, defansif çağrışımlar yapan 4-4-2 taktiğini alaturka bir yorumla ofansif olarak uygulayıp başarıya ulaşmasıdır. Bunu yaparken en büyük silahı, insanların içindeki, uyuyan hırs ve arzu hücrelerini harekete geçirecek güdüleme, gaza getirme yeteneğine sahip olmasıdır. Öyle ki Terim işinde, oyu pek kıymetsiz fukara bir çobanı cesaretlendirip, estetik şaheseri Aysun Kayacı’nın karşısına tutkulu bir âşık olarak dikmeyi başarabilecek kadar iyidir. Futbolcularının, büyük Avrupa takımlarının karşısına teknikten yoksun bir cesaretle çıkabilmesinin büyüsü de, yönettiklerinde “En aşağılardan gelmiş olsan da en iyiyi hak edersin,” hissini uyandırabiliyor olmasındadır.
Teknik direktörlüğün, adı üstünde direktörlük, film yönetmenliği gibi bir şey olduğunu bilir Fatih Terim. Zaten kendisi de saha kenarında mimikleriyle Adanaca konuşmakta ve Francis Ford Coppola filmlerinden fırlamış bir karakter gibi oynamaktadır. Terim’in her maçı, aynı zamanda yönetmenin de oynadığı bir film gibidir. İçinde savaş ve dolayısıyla fetih de vardır. Boşuna değildir maç öncesinde, devre yarılarında takımını motive ederken, Cesur Yürek, Büyük İskender vari Hollywood filmlerinde at sırtında ordusuna muharebe öncesi hitap eden bir komutan gibi konuşma yapması.
Belki de bu yüzden ona ‘kramponlu Jön Türk’ diyorlar. Jön Türk benzetmesi yerinde bir benzetme midir tartışılır ama en azından Terim’in jönlüğü ve yönetmenliği tartışılmaz. Bu yüzden insanlar, onun yönettiği Türk Milli Takımı’nın maçlarını izlerken Muhteşem Yüzyıl dizisini izliyormuşçasına tatmin oluyorlar.
BİRAZ MİZAHA İHTİYACI VAR Megalomani, maçoluk, narsistlik gibi eleştirilere gelince... Bütün bu haklı eleştirilere zemin hazırlayan şey, Terim’in, Anglosaksonların ‘sense of humour’ dediği şeyden yoksun olması. Doğrudur, Adanalılar biraz narsisttir, özgüvenleri haddinden fazla yüksektir. Ama çoğunda güçlü bir mizah duygusu da vardır. Fatih Terim nedense bu silahı kullanmayı beceremiyor. Diğer taraftan Türk aydını, yazarı da Fatih Terim’in kişiliğini salt Freudian yöntemlerle analiz etmekten vazgeçmeli. Daha doğru olan, Terim’i içinden geldiği mahalleyle, ekonomik, kültürel ve sosyal sınıfıyla analiz etmek. Terim gibi adamlar, yalnızca kendilerinin değil, atalarının, ailelerinin, mensubu oldukları sınıfın kudret ve iktidar arzularını da taşıyorlar.
Bu yüzden öncelikle psikanalitik değil, sosyolojik bir değerlendirmeyi hak ediyorlar. Aynı değerlendirmenin, Türkiye’de siyasi parti liderleri için de yapılması gerekiyor. Üçüncü Terim döneminde -Fatih’in ustalık döneminde- şimdi mezarda olanlar da dahil bütün Galatasaraylıların gözleri Terim’in üstünde olacak.
Ve Fatih Terim’in ‘big brother’ları bir stadyumu doldurup maç izleyen taraftarlardan farklılar. 500 yıllık tarihinde Galatasaray Lisesi’nden geçmiş önemli isimler; mesela yazar, milli eğitim müdürü Celalettin Bey’in oğlu Abdulhak Şinasi Hisar, matbuat müdürü, konsolos Hikmet Bey’in oğlu şair Nâzım Hikmet, Abdülhamit’in yaverlerinden yüzbaşı Tahir Bey’in oğlu yazar Kemal Tahir, dahiliye nazırı Ahmet Reşit Bey’in oğlu müzisyen Cemal Reşit Rey, Osmanlı paşası İbrahim’in torunu devlet adamı Fatin Rüştü Zorlu, milletvekili Selim Ragıp Emeç ve oğlu gazeteci Çetin Emeç, Türk sanat müziği sanatçısı Rikkat Uyanık’ın oğlu müzisyen Barış Manço, oyuncu Bergüzar Korel’in babası oyuncu Tanju Korel, edebiyatçı Şemseddin Sami’nin oğlu futbolcu Ali Sami Yen ve daha nicelerinin ruhu, seyyar satıcı Talat Terim’in oğlu teknik direktör Fatih Terim’i izliyor. Bu, izlenmeyi seven Terim gibi biri için büyük bir nimet ama unutulmamalı ki, asıl yönetmenler izleyicilerdir ve tarih izleyiciler tarafından yazılır.
Türk futbolunun Cengiz Han’ı Milenyumun ilk yılında yakaladığı olağanüstü başarının ardından Fatih Terim, Avrupa’ya açıldı ve bir ‘Osmanlı şövalyesi’ olarak Frenklerin hayatına girdi. Adı gibi ‘fetihçi’ olduğu için ona Türk futbolunun Cengiz Han’ı denilebilir. Terim, İtalya’da Fiorentina ve Milan’ı çalıştırdı. Son olarak geçtiğimiz günlerde üçüncü kez Galatasaray’ın teknik direktörlüğüne getirildi. Takımı, üçüncü Terim döneminde de omuzları kalabalık kudretli bir general ya da Toroğlu’nun deyişiyle ‘kodumu oturtan’ bir genelkurmay başkanı gibi yönetmesi muhtemel.
İleri milliyetçiliğin sembolü Terim, kariyerine pek çok ilki sığdırmış bir futbol adamı. Türk Milli Takımı’nı, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yarı finale taşıyan, Avrupa’da bir Türk takımını şampiyon yapan, Avrupa’da takım çalıştıran, İtalya’da Devlet Nişanı alan Türk teknik direktör olmak bu ilklerden bazıları. Terim’i bu kadar medyatik kılan başka sebepler de var. Fatih Terim, yazar Orhan Pamuk’u ‘yetersiz milliyetçi’ bulan ‘ileri milliyetçiliği’, bir dönem Susurluk kahramanı olan Mehmet Ağar’la olan dostluğu, “Onlardan 550 tane var, benden bir tane” diyerek milletvekilliğini küçümseyişi, İngilizce’yi hayret verici bir özgüvenle ve fakat “Everything is something happened” gibi anlaşılmaz ifadelerle konuşması, Milan’ın bir basın toplantısında kulüp yöneticileri tarafından “Siz konuşmayın sinyor Terim” mealindeki cümlelerle sözü kesildiği için öfkelenmesi ve sinirlendiği futbol yorumcusu Osman Tanburacı’nın pos bıyıklarına küfür etmesiyle de hafızalarda yer etmiş bir isim.