Türk sinemasının efsane ismi Hülya Koçyiğit ve cemiyet hayatının sevilen yüzü Gülşah Alkoçlar, nadir görülen anne-kız röportajlarından birini gerçekleştirdi. Anneliği "yeryüzünün en mutlu mesleği" olarak tanımlayan ikili, günümüzün hızla dijitalleşen ve hissizleşen dünyasına karşı "şefkat" kalesini savundu. 19 yaşında anne olan Gülşah Alkoçlar'ın annesiyle beraber büyüme hikayesi ve Hülya Koçyiğit'in "Anneanne olunca kızıma borcumu ödedim" itirafı, okuyanları duygulandırdı. İşte o röportaj...
-Anneler Günü sizin için yıllar içinde bir anlam mı kazandı? Bu önemli gün sadece bir kutlama mı sizin için yoksa geçmişle kurulan bir diyalog gibi mi?
Hülya Koçyiğit: Ben de anneme hayran bir insandım ve benim üzerimde annemin çok büyük emeği var. Dolayısıyla anneliğin ne demek olduğunu, sadece doğurmak değil o çocuğa bakmak, o çocuğu yetiştirmek, o çocuğu yarına, hayata hazırlamak demek olduğunu bana çok güzel hissettirmişti. O kadar yüce bir yerde ki benim için annem, ben de onun yetiştirdiği bir evlat olarak evladım tarafından hep aynı şekilde anılmak istedim, öyle davranmaya çalıştım. İnsan evlat sahibi olunca dünyası değişiyor. Bütün dünya tamamen evladının üzerine kurulmaya başlıyor. Elimden geldiği kadar çalışan bir anne olduğum halde onunla böyle kaliteli zaman geçirerek hep onun hayatına dokundum, hep var olmaya çalıştım. Eksiklerim olduysa onları da babası tamamladı tabii.
-Hülya Hanım, anne olduğunuzu ilk ne zaman gerçekten hissettiniz?
Hülya Koçyiğit: İlk bebeği kucağına aldığın zaman sadece bir mutluluk hissediyorsun. "Ben bir şey yaptım, bir şey başardım." mutluluğu bu ancak çocuk büyümeye başladıkça onunla kurduğun diyalog, onun talepleri, beklentileri, onunla geçirdiğin vaktin, onun ne kadar muhtaç olduğu bir zaman olduğunu da hissedip "Evet, ben anneyim." demeye, o sorumluluğu gerçekten yaşamaya başlıyorsun. İlk günlerdeki o heves gidiyor, "Şimdi artık görevlerim var, yapmalıyım." duygusu, o sorumluluk, anne olduğunu sana daha çok hissettiriyor.
-Gülşah Hanım, siz de anneliği çok küçük yaşta gözlemlediniz. Küçük anne oldunuz?
Gülşah Alkoçlar: 19 yaşındaydım anne olduğumda. Evet, çok gençtim ama bütün bu yaşadıklarımı annemle paylaştım. Tabii çok tecrübesizdim. Dolayısıyla orada annemin varlığı, benim çocuklarımı büyütmemde çok önemliydi. Gerçekten işini, gücünü, yaptığı her şeyi bırakıp o dönem benim çocuklarımın yetişmesine destek oldu. Sonrasında da işime bakayım demedi. İşle hayatı dengeleyerek gitti. Çok yardım aldım. Herhangi bir sıkıntı veya zorluk yaşamadım. Tecrübeli bir anneyle, onun desteğini alarak büyüttüm çocuklarımı.
Hülya Koçyiğit: Galiba çocukların büyüdükten sonra daha çok anne olmaya başladın.
Gülşah Alkoçlar: Hoşuma gitti onların hazır gelmesi senin tarafından bana. Öyle oldu gerçekten.
-Anneler, daha tecrübeli olup çocuklarına destek oluyor belki.
Gülşah Alkoçlar: Çok büyük destek. Herkese soruyorum, "Anneniz hayatta mı? Size destek olabiliyor mu?" Çünkü bence çok önemli yani zaten genç yaşta evlilik yapıyorsun ve hemen çocuğun oluyor. Annen bir yol gösterici tabii ki. Hep beraberce, ailece büyüdük.
Hülya Koçyiğit: Hakikaten beraber büyüdüler.
Gülşah Alkoçlar: Biz büyüdük, çocuklar büyüdü, annem herkesi büyüttü. Ben şanslıyım yani çok zorluğunu görmedim.
-Çocukken annenize baktığınızda en çok neyi hissederdiniz? Hayranlık mı, özlem mi yoksa çok sevilen bir sanatçı olarak onu kimseyle paylaşmamak duygusu mu?
Gülşah Alkoçlar: Paylaşamamak evet vardı ama çok güzel öğretildi bana. Annemin halka mal olmuş örnek bir insan olması, benim de onu anlayışla karşılamam söz konusuydu. Bir zorlama gibi değil veya "Yapacaksın, anlayacaksın." gibi bir diretme, zorlama hiçbir zaman olmadı. Ben annemi seyrettikçe takdir edip, gerçekten öyle olduğunu görüp, kendim ikna olup ondan sonra paylaşmaya başladım. Tabii ki çok küçük yaşlarda paylaşmak istemiyorsun. Senin annen ama sonradan paylaşmakla ilgili bir sıkıntı yaşamadım.
Hülya Koçyiğit: Hatta halkla buluştuğumuz bir güne Gülşah da gelmişti ve halkın bana olan coşkun sevgisini görünce, "Anneciğim, çok hak verdim sana. Gerçekten de sen halka öylesine çok aitsin ki ben ancak bunu paylaşabilirim. Benimsin diyemem. Paylaşabilirim evet." dedi.
Gülşah Alkoçlar: Tabii ben çok şanslıyım yani iyi anılan, sevilen, saygı duyulan, kendinden görülen bir kadın modeli var anne olarak benim etrafımda. İnsanların takdir ettiği, sevdiği... Çok gururlandım, çok hoşuma gitti. Onun için sıkıntı yaşamadım. Annem de yaşatmadı bana hiçbir zaman öyle bir sıkıntı yani beni ihmal etmedi. Mesela ben birazcık daha iş odaklı bir kadınım. Annemle paylaşıyordum çocuklarımı. Bazen iş daha önce gelebiliyordu benim hayatımda. Annemde hiçbir zaman öyle olmadı. Her zaman önce çocuğu, ailesi, sonra işi geldi. Belki işiydi öncelikli olan ama onu bize yansıtmadı en azından.
Hülya Koçyiğit: 'Her ne kadar annemin yokluğunu, eksikliğini hissetmedim.' dese de elbette ki çalışan bir anne olduğum için, 24 saat çocuğumla beraber değildim. Onun zaman zaman okuldaki başarılarının da tadını çıkaramadım, yanında olamadım. İçimde bir eziklik, eksiklik duydum, "Yetmedim ben evladıma, daha çok zaman ayırmam gerekirdi onun için." diye ama gün geldi anneanne oldum. Allah'ın sevgili kuluymuşum. İşte gerçekten anneanneliğin tadını doya doya çıkardım. Doya doya onlarla beraber oldum. Onların her hallerinde yanlarındaydım ve böylece Gülşah'a borcumu ödemiş oldum.
Gülşah Alkoçlar: Bence annem 48 saat yaşıyordu, 24 değil yani işi ve ailesiyle. Vallahi öyle. Tabii ki anne olarak yetişemediği şeyler olduğunu düşünebilir ama bizim gözümüzde çok mükemmeldi. Hele sonra çocuklarla da kaynaşınca. Çok sabırlı, eğitici, sıcak, kucaklayıcı, anlayışlı, bu kadar çok verici. Diyorum ya 48 saatti annemin hayatı.
-Hülya Hanım, siz mesleğinizi yaparken bir taraftan da toplumun gözü önünde bir çocuk büyüttünüz.
Hülya Koçyiğit: Halkın o kadar içinde, onlar gibi bir insandım ki halkla beraber büyüdük. Bugün bana diyorlar ki "Hülya Hanım, biz sizin filmlerinizle büyüdük." Evet, hep beraber büyüdük, her şeyi paylaştık. Evimizi, evladımızı, evliliğimizi, hastalığımızı, sağlığımızı, ülkemizin her türlü anını, gününü birlikte paylaşarak birlikte büyüdük. Dolayısıyla belli bir olgunluğa, tecrübeye, anlayışa gelip de anneanne olmak muhteşem bir duygu. Ben haddim olmayarak şunu da ilave etmek istiyorum. Gülşah, çok küçük anne oldu. Anne olma yaşında değildi bence ama engel olamadık. O, bir aşk evliliği yaptı çünkü. Çok şükür, uzun yıllardır çok mutlu bir evliliği var. Anne olmaya karar vermenin bir yaşının olması lazım. Önce insan kendini tanıyacak, hayattan beklediği nedir, istediği nedir? Dileklerini hayata geçirebilecek bir güç var mı? Bir başka insanın hayatına dokunduğu zaman, ona içindeki o güzel duyguları yeteri kadar aktarabilir mi? "Ondan sadece itaat etmesini değil de onu nasıl daha verimli hale getirebilirim?" diyecek kadar olgun bir kafaya geldikten sonra bence anne olmaya karar vermeli.
-Anneliğin, babalığın da bir ehliyetinin olması gerekir diye düşünüyorum. Herkes anne, baba olamıyor değil mi?
Hülya Koçyiğit: Ben bu görüşe çok katılıyorum. Herkes anne, baba olamıyor.
Gülşah Alkoçlar: Bu bilincin oturması lazım bence. Gençlerin kendilerini geliştirmesi lazım. Belki bu tarz konuşmalarla okuduklarıyla bir yol çizilmesi lazım. Zaten hep böyledir ya, tecrübeli insanları, atasözlerimizi dinlemek doğru yola sevk eder bizi ama bu bilinçte olduğumuzu zannetmiyorum.
Hülya Koçyiğit: Onun için diliyoruz ki annelik, babalık belli bir yaşın, belli bir tecrübenin neticesinde olsun.
Gülşah Alkoçlar: Olsun, inşallah.
-Anne olduğunuzda anladığınız ve sizin de Gülşah Hanım'a söylediğiniz, "Anne olunca anlarsın" sözü oldu mu?
Hülya Koçyiğit: Mesela benim seçtiğim bir arkadaşla vakit geçirmek için annemden izin istiyorsam, annem bana "Arkadaşını seçerken çok dikkat et. Gerekirse tanıştır, görüşelim. Ben sana söylerim, onun nasıl bir arkadaş olduğunu." derdi ve ben içerlerdim. "Ne münasebet, benim arkadaşım o." falan derdim. Halbuki anne olunca anlıyorsun, çocuğun arkadaş seçerken çok dikkatli olması gerektiğini. Anneyi-babayı da dinlemek lazım biraz. Arkadaş çok önemli hayatta, hepimizin hayatında vardır, iyiye, doğruya, güzele sevk eden ve olumsuz şeylere yönelten arkadaş. Annelerin böyle bir heyecanı vardır. "Akşam geç kalma. Nerede olduğunu bileyim. Beni ara gittiğin yerden." gibi telaşlar. Beni adım hala "telaşlı"dır. Gülşah'a hala "Uçaktan inince beni mutlaka ara." derim.