CHP'nin anketçisi Murat Gezici, katıldığı canlı yayında muhalefetin sürekli karşı çıktığı Kanal İstanbul projesiyle ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
"TÜRK DEVLETİ DÜŞMANLIĞINA DÖNDÜ"
Gezici, canlı yayında "İktidarı Sayın Erdoğan ve iktidar karşıtlığı bir düşmanlığın ötesine geçerek Türk devleti düşmanlığına döndü. Devlet yok algısı kurularak ayrı bir yapı oluşturulmak istendi. Depremin 8. saatinde mikrofonu alıp vatandaşa tutarak 'çadırınız geldi mi yemek geldi mi' sorusunun çok doğru iyi niyetli bir soru olmadığını öngörüyorum." dedi.
"KANAL İSTANBUL'UN ÖNEMLİ BİR PROJE OLDUĞUNU GÖSTERDİ"
"Kanal İstanbul'un ne kadar önemli bir proje olduğunu bize tekrar kamuoyunun gündemine koymamız gerekir" diyen Gezici, "Yeni rezerv alanı oluşturarak konut alanı açılarak kentsel dönüşümü dolaylı bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz. 2.5 milyon İstanbulluyu götürebilirsiniz yeni binalara. Bunu iktidarı ve muhalefet bir arada yapması gerekir." ifadelerini kullandı.
DEPREMİN 8. SAATİNDE DEPREMZEDEYE ÇADIR SORULMAZ
Deprem sonrasında 8. saate, mikrofonu alıp vatanadaşa, "Çadırınız geldi mi? Yemeğiniz geldi mi?" sorusunun çok doğru bir soru olmadığını dile getiren Gezici, "Bu sorunın çok doğru ve iyi niyetli soru olmadığını düşünüyorum." dedi.
Gezici sözlerini şöyle sürdürdü;
DENEYİMLİ BİR KADRO SAHADAYDI
Fuat Oktay eski bir AFAD başında görev alan deneyimli birisi, Hulusi Akar eski bir Genelkurmay Başkanı, Süleyman Soylu tecrübeli bir İçişleri Bakanı, Murat Kurum ise çok deneyimli deprem felaketleriyle mücadele etmiş bir isimdir. Bu isimler tamamen sahadaydı. Ve bu isimler büyük bir organizasyon yaptı.
KANAL İSTANBUL NEDEN GEREKLİ?
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından itibaren "rüyası" olduğunu belirttiği ve Başbakan iken 27 Nisan 2011'de "çılgın proje" olarak kamuoyuna duyurduğu, İstanbul'u içinden 2 deniz geçen bir şehre dönüştürecek Kanal İstanbul, ilk köprünün temelinin atılmasıyla fiilen hayata geçirilmeye başlandı.
Gemi trafiğinde tonajlardaki artış, gemi boyutlarının büyümesi, akaryakıt ve tehlikeli maddeleri taşıyan gemi geçişlerinin fazlalaşması İstanbul üzerinde baskı oluştururken, İstanbul Boğazı'nda su yolu ulaşımını riske eden keskin dönüşler, kuvvetli akıntılar ve transit gemi trafiğiyle dik kesişen kent içi deniz trafiği, alternatif bir geçiş koridorunun planlanmasını zorunlu hale getirdi.