Türkiye korkusu İsrail'de ankete yansıdı! Yüzde 34,4 tehdit dedi
İsrail’de Türkiye’ye yönelik korku anketlere yansıdı. Dor Moriah Center’ın araştırmasında katılımcıların yüzde 34,4’ü Türkiye’yi “ciddi stratejik tehdit”, yüzde 28,5’i “dost olmayan ülke” olarak tanımladı. İsrail basınındaki analizde Ankara’nın NATO’daki güçlü konumu, Doğu Kudüs’teki etkisi ve Arap toplumunda artan sempatiye dikkat çekilirken, savaş yorgunu İsrail toplumunun Türkiye’ye karşı yeni bir cephe açacak gücü kendinde bulamadığı savunuldu.
Türkiye'nin uluslararası alanda güçlenen konumu ve bölgedeki etkinliği İsrail'de yakından takip ediliyor.
İsrail basınında yayımlanan analizde, Ankara'nın ev sahipliğinde 7-8 Temmuz'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, Türkiye'nin yükselen uluslararası ağırlığının göstergelerinden biri olarak öne çıkarıldı.
Türkiye'nin 22 yıl aradan sonra ilk kez NATO Zirvesi'ne kendi topraklarında ev sahipliği yaptığı belirtilen yazıda, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğindeki zirvede 32 liderin yer aldığı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin de konuklar arasında bulunduğu aktarıldı.
Zirvede ayrıca on milyarlarca dolarlık yeni savunma sözleşmelerinin yer aldığı ifade edildi.
İsrail basınındaki analizde, Türkiye'nin bölgedeki en sert İsrail karşıtı söylemlerden birini kullanmasına rağmen Ankara'daki zirvenin Türkiye açısından "yıllardır ulaşılan en yüksek meşruiyet anlarından biri" olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Türkiye’nin yükselişi İsrail’i korkuttu! Anketten çarpıcı tablo (Fotoğraflar AA'dan alınmıştır.)
TÜRKİYE'NİN YÜKSELİŞİ İSRAİL'DE ENDİŞE YARATTI
Analizde İsrail'in ise Türkiye'nin bu yükselişine yeterince odaklanamadığı savunuldu.
Üç yıllık savaşın ardından İsrail toplumunun yıprandığı; kamuoyunun Gazze'de henüz sonuçlanmayan süreç, hayat pahalılığı ve ülkedeki iç siyasi bölünmelere yoğunlaştığı belirtildi.
Türkiye'nin bu nedenle İsrail kamuoyunun gündeminde geri plana düştüğü ifade edilirken, yazıda dikkat çeken şu değerlendirmeye yer verildi:
İsrail toplumu Türkiye tehdidini görüyor ancak buna karşılık verecek gücü kendinde bulamıyor.
Bu değerlendirmeye dayanak olarak ise Dor Moriah Center tarafından mayıs ve haziran aylarında gerçekleştirilen iki araştırmanın sonuçları gösterildi.

İSRAİL'DE TÜRKİYE KORKUSU ANKETLERE YANSIDI
Toplam 1.007 katılımcıyla gerçekleştirilen ve azami örnekleme hatası ± yüzde 3,1 olarak açıklanan kamuoyu araştırmasında İsraillilere Türkiye'ye nasıl baktıkları soruldu.
Ortaya çıkan tablo dikkat çekti.
Katılımcıların yüzde 34,4'ü Türkiye'yi "ciddi stratejik tehdit" olarak gördüğünü belirtti.
Yüzde 28,5'i Türkiye'yi "dost olmayan ülke" olarak tanımladı.
Türkiye'yi "dost veya potansiyel ortak" olarak görenlerin oranı ise yalnızca yüzde 4,9 oldu.
Analizde bu sonuçların İsrail toplumunun Türkiye'nin karşısındaki gücü fark ettiğini gösterdiği savunuldu.

DOĞU KUDÜS'TE TÜRKİYE ETKİSİ
Araştırmada Ankara'nın Doğu Kudüs'teki etkinliği de İsrail kamuoyuna soruldu.
Yahudi katılımcıların yüzde 69,9'u, Türkiye'nin kentteki diplomatik faaliyetlerini olumsuz değerlendirdi.
Türkiye'nin Doğu Kudüs'te yürüttüğü kültürel, eğitim ve dini projelere olumsuz yaklaşan Yahudi katılımcıların oranı ise yüzde 63,5 olarak ölçüldü.
Analizde bu yaklaşımın sınırlı bir grubun kaygısı olmadığı, Yahudi katılımcılar arasında çoğunluğun yerleşik görüşünü yansıttığı ileri sürüldü.

"TEHDİT" DİYORLAR AMA KARŞILIK VERMEYE HAZIR DEĞİLLER
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ise Türkiye'ye yönelik yüksek tehdit algısının sert bir politika talebine dönüşmemesi oldu.
Katılımcıların yüzde 45,5'i, Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki faaliyetlerinin tamamen yasaklanması yerine sınırlı koşullar altında ve sıkı denetimle devam etmesine izin verilmesi gerektiğini söyledi.
Katılımcıların yüzde 26'sı ise İsrail denetimi altında bulunması şartıyla Türkiye'nin söz konusu faaliyetlerinin fayda sağlayabileceğini kabul etti.
Analizde İsrail kamuoyunda baskın yaklaşımın Türkiye'yi tamamen dışlamak değil, Ankara kaynaklı olduğu düşünülen riski yönetmek olduğu belirtildi.
Yazar, İsrail toplumundaki tabloyu özetle şu şekilde yorumladı:
"Tehdidi görüyorum, ikinci bir cephe açmak istemiyorum; bir şekilde kontrol altında tutulsun ama ben müdahil olmayayım."

YUNANİSTAN İÇİN BEKLEDİKLERİ DESTEK ÇIKMADI
Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklara ilişkin sonuçlar da İsrail açısından dikkat çekici oldu.
Katılımcıların yüzde 41,3'ü, İsrail'in Türkiye-Yunanistan anlaşmazlıklarının dışında kalmasını istedi.
Yunanistan'a aktif destek verilmesini savunanların oranı ise yüzde 35,8'de kaldı.
Analizde Yunanistan'ı aktif biçimde desteklemenin "doğal Türkiye karşıtı adım" olacağı savunulmasına rağmen, bu seçeneğin İsrail kamuoyundan çoğunluk desteği alamadığına dikkat çekildi.

İSRAİL'İN İÇİNE TÜRKİYE ETKİSİ SORULDU
Katılımcılara Türkiye'nin İsrail'in iç siyaseti ve iç yapısı üzerindeki etkisinin oluşturabileceği risk de soruldu.
Ankete katılanların yüzde 48'i bu riski "düşük" veya "yok" olarak değerlendirirken, riskin yüksek olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 37 oldu.
Analizde, Türkiye'yi bir taraftan stratejik tehdit olarak gören İsrail toplumunun diğer taraftan Ankara'nın içeriye nüfuz etme riskini düşük değerlendirmesinin çelişkili göründüğü belirtildi.
Ancak yazara göre bunun nedeni mantıksal bir tutarsızlık değil, İsrail toplumunun savaş yorgunluğuydu.
Yazıda, İsrail'in "bir başka endişe kaynağı için ayıracak kaynağının kalmadığı" yorumu yapıldı.

AZERBAYCAN İÇİN "TARAFSIZ KALIR" DEDİLER
Araştırmada Türkiye ile İsrail arasında olası bir çatışma durumunda Azerbaycan'ın nasıl davranacağı da soruldu.
Katılımcılar arasında en yüksek oran yüzde 36,4 ile Azerbaycan'ın tarafsız kalacağı görüşünde oluştu.
Analizde bunun da İsrail toplumundaki aktif mücadele yerine gelişmeleri dışarıdan izleme eğiliminin bir göstergesi olduğu ileri sürüldü.

İSRAİLLİ UZMANLARIN ORTAK KORKUSU: ANKARA'YA BASKI YETMEZ
Dor Moriah Center'ın mayıs ayında gerçekleştirdiği ikinci çalışmada ise "Türkiye ve İsrail'in Jeopolitik Ortamı" başlığı altında 11 uzmanın görüşü alındı.
Araştırmaya seküler sol görüşlü isimlerden dini sağ çizgideki siyasetçi ve analistlere kadar farklı siyasi kesimlerden uzmanlar katıldı.
Analizde asıl dikkat çekici noktanın, farklı ideolojik görüşlere sahip uzmanların Türkiye konusunda benzer sonuçlara ulaşması olduğu belirtildi.
Uzmanlar, Türkiye karşısında Avrupa'dan gelecek baskıya güvenilemeyeceğini savundu.
Avrupa Birliği'nde Türkiye'ye yönelik yaptırımların konseyde uzlaşı gerektirdiği, Atina'nın girişimlerinin ise somut sonuç yerine açıklamalarla sınırlı kaldığı ileri sürüldü.
ABD'nin de Türkiye üzerinde baskı kuracağı beklentisine güvenilemeyeceği savunuldu.
ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası'nın (CAATSA) Washington'ın kendi takdirine göre uyguladığı bir araç olduğu belirtilirken, ABD'nin bunu Türkiye'ye karşı sistematik biçimde devreye sokmadığı ifade edildi.
ABD-Türkiye ilişkilerindeki dalgalanmalar da İsrail açısından "yapısal kırılganlık" olarak tanımlandı.

İSRAİL'E "ANKARA'YA KARŞI KENDİNİZİ GÜVENCEYE ALIN" ÇAĞRISI
Farklı siyasi görüşlerden uzmanların üzerinde birleştiği temel sonuç ise dikkat çekti.
Uzmanlara göre İsrail, Ankara üzerinde başka ülkelerin baskı kurmasını beklemek yerine kendi caydırıcılık yapılanmasını oluşturmak zorunda.
Ancak analizde uzmanların önerisiyle İsrail toplumunun mevcut hali arasında büyük bir uçurum bulunduğu belirtildi.
Uzmanların bağımsız bir strateji istediği ancak İsrail toplumunun bunu hayata geçirecek güçten yoksun olduğu savunuldu.
Yazıda bağımsız bir stratejik yapılanmanın siyasi kararlılık, sürekli dikkat ve mevcut cephe devam ederken ikinci bir cephede maliyet üstlenme isteği gerektirdiğine dikkat çekildi.
İran savaşının ise tam olarak bu kaynakları tükettiği iddia edildi.
TÜRKİYE'NİN YUMUŞAK GÜCÜNE DİKKAT ÇEKTİLER
İsrailli uzmanların dikkat çektiği bir başka alan ise Türkiye'nin seküler kültürel etkisi oldu.
Analizde Türkiye'nin İsrail'deki Arap vatandaşları arasında uzun vadeli sempati oluşturduğu ileri sürüldü.
Üstelik bu etkinin tanklar veya füzelerle değil; televizyon yayınları, eğitim programları ve insani varlıkla oluşturulduğuna dikkat çekildi.
Türkiye'nin sabırlı ve yumuşak güç unsurlarına dayanan bu etkisinin İsrail analizlerinde yeterince dikkate alınmadığı savunuldu.
Kamuoyu araştırmasındaki rakamlar da Yahudi ve Arap katılımcılar arasındaki büyük Türkiye farkını ortaya koydu.
ARAP TOPLUMUNDA TÜRKİYE'YE OLUMLU BAKIŞ
Araştırmaya göre İsrail'deki Arap toplumunda Türkiye'ye yönelik algı endeksi +29,7 ile pozitif çıktı.
Yahudi toplumunda ise aynı endeks -49,5 olarak ölçüldü ve tehdit algısı baskın çıktı.
Arap katılımcıların Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki faaliyetlerini olumlu değerlendirdiği belirtildi.
Türkiye'nin faaliyetlerinin sıkı biçimde kontrol edilmesini isteyenlerin oranı Arap katılımcılar arasında yalnızca yüzde 9,3 olurken, Yahudi katılımcılar arasında bu oran yüzde 52,4 olarak kaydedildi.
Analizde uzmanların daha önce uyardığı Türkiye etkisinin artık kamuoyu verilerinde de görülebildiği savunuldu.

TÜRKİYE'Yİ ENGELLEMENİN TERS TEPECEĞİNİ SAVUNDULAR
Uzmanlar, Türkiye'nin bu etkisine karşı sert ve doğrudan bir yasaklama politikasının çözüm olmayacağını da ileri sürdü.
Analize göre Türkiye'nin kültürel ve insani faaliyetlerini yasaklamak, Ankara'ya "engellenen yardımsever" görüntüsü kazandırabilir.
Bu nedenle İsrail'in Türkiye'nin sunduğu yapıya karşı uzun vadeli, şeffaf ve dini olmayan alternatif bir altyapı oluşturması gerektiği savunuldu.
Ancak yazıda bunun son derece maliyetli ve uzun soluklu bir strateji olduğu vurgulandı.
Savaşlardan yıpranmış İsrail toplumunun ise böyle bir strateji için gerekli dikkate, paraya ve siyasi yetkiye sahip olmadığı ileri sürüldü.
2030'A KADAR "YÖNETİLEN DÜŞMANLIK"
Uzmanların Türkiye-İsrail ilişkilerinin 2030'a kadarki seyrine ilişkin ortak tahmini "yönetilen düşmanlık" oldu.
Bu senaryoda iki ülke arasında soğuk ve işlevsel ilişkilerin devam etmesi, diplomatik ilişkilerin asgari seviyede tutulması ve kamuoyu önünde sert karşılaşmalar yaşanırken gerçek bir kopuştan kaçınılması öngörüldü.
Analizde bunun hiçbir şeyin patlamadığı ancak hiçbir sorunun da çözülmediği bir senaryo olduğu belirtildi.
Yazara göre asıl tehlike de burada yatıyor.
Büyük bir çatışmanın hemen yaşanmaması, İsrail toplumunun Türkiye konusundaki yanıtını sürekli ertelemesine neden oluyor.

"İSRAİL DİNLENİRKEN TÜRKİYE İLERLİYOR"
Analizin finalinde Türkiye'nin yükselen gücüne ilişkin panik daha açık ifadelerle ortaya konuldu.
"Yönetilen düşmanlığın" bir bekleme dönemi değil, devam eden bir süreç olduğu savunularak İsrail toparlanmaya çalışırken Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki varlığının birikmeye devam ettiği ve İsrail'deki Arap toplumunda Ankara'ya yönelik sempatinin büyüdüğü belirtildi.
Ankara'daki NATO Zirvesi üzerinden Batı ittifakına da dikkat çekilen yazıda, ittifakın Türkiye'yi "silahlandırdığı ve meşrulaştırdığı" ileri sürüldü.
Böylece İsrail basınındaki analiz, bir taraftan Türkiye'yi "stratejik tehdit" olarak gösterirken diğer taraftan Ankara'nın NATO'daki güçlü konumunu, bölgesel etkisini, Doğu Kudüs'teki varlığını ve yumuşak güç kapasitesini açık biçimde ortaya koydu.
Analizde, bu süreçlerin İsrail toplumunun yeniden güç kazanmasını beklemediği vurgulanarak Türkiye'nin yükselen etkinliğine karşı İsrail'in zaman kaybettiği mesajı verildi.