Ayasofya'da ilk namaz
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettikten sonra atından indi ve hemen Ayasofya'ya gitti. Osmanlı'nın genç dahisi Fatih, Secde-i şükrana kapandı ve 2 rekat namaz kıldı...
Giriş Tarihi:
İstanbul'un surları delinmiş, Türk ordusu şehre girmişti. Ayasofya'ya gelen askerler mabedin kapılarını açarak içeri girmişler ve orada korkudan birbiri üstüne yığılmış olan erkek ve kadınları görmüşlerdir.
Hayrullah Efendi tarihinde "şehir içine girildikten başka imparatorun ölümü haberi duyulunca asker ve halktan birçoğu Venedik gemilerine binip kaçmak için Samatya, Ahırkapı ve Kadırga Limanı taraflarına koştuklarından diğer taraflarda az kimse kalmıştı. Bundan başka ahalinin çoğu kiliselere kapandığından çok can kaybı olmadığını, birçoğunun da savaş esiri olarak sağ yakalandıklarını" belirtir.
TÜRKLER ZARAR VERMEDİ
Ayasofya da dâhil sanat ve kültür eserlerini tahrip edenler Türkler değil, bir kısım batılı kaynakların da teslim ettiği gibi, Türkler'den iki buçuk asır önce İstanbul'u Bizanslılar'dan zapt etmiş olan Avrupa Haçlıları'dır. Şurası unutulmamalıdır ki, Osmanlılar Ayasofya'nın çan kulesini bile yıkmamışlardır. 1847-1849 yılları arasında gerçekleşen tamirde İsviçreli mimarlar Bizans devri mozaiklerinin hâlâ çok iyi durumda olduğunu görmüşlerdi. Eğer Türkler tahripkâr davransaydı mozaiklerden eser bile kalmazdı. Rus müelliflerinden Uspenski sanat ve kültür eserlerine karşı Müslüman Türkler'in 1204 Haçlılarından bin kat insaflı ve insanca davranmış olduklarını söyler.
Ortaçağda yaşamış Fransız tarihçi Villehardouin 1204 Haçlı yağmasını "Dünya yaratıldı yaratılalı bir kentten bu kadar çok ganimet kazanılmamıştır" diye anlatır. Zaten harap ve perişan bir halde olan İstanbul'u alan Fatih, derhal imar faaliyetlerine başlamıştır. Türk fethi Bizansı yıkmış ama İstanbul'u kurtarmıştır. Tarih-i Ebu'l-Feth yazarı Tursun Bey eserinde İstanbul daru'l-eman oldu, Fatih Ayasofya'ya geldiğinde "bu binay-ı hasînün tevabi ve levahıkın harab u yebab gördi" der ve Ayasofya'yı ve surları onardığını belirtir.
HALKA KÖTÜ DAVRANMAYIN
Sadece Ayasofya'da bile her asırda bir Türk eseri buluyoruz. Her devirde camiiye bir Türk eseri katılmıştır.
Müştemilatıyla binayı bu zaviyeden değerlendirdiğimizde Türk eserleri yarıdan fazlayı bulur. Tarihçi Andre Clot, "Fatih Sultan Mehmet" adlı eserinde, "Fatih'in akşam sivillerin tutuklanmasının durdurulmasını ve yağmalamaya son verilmesini emrettiğini, orduya mensup her kişiye, her askere kent halkını, kadınları ve çocukları öldürmeyi veya köle almayı da bunlara karşı kötü davranılmasını yasaklıyorum. Bu emre karşı gelen herkes öldürülecektir" dediğini nakleder. Fatih düzenlenen tören alayı ile şehre girince doğruca Ayasofya'ya gitti. Ve yaya olarak Ayasofya'ya girince secde-i şükrana kapandı, iki rekât namaz kıldı. İlk ezan da bu sırada okundu. Osmanlı Türkler'inde bir gelenek olarak devam eden, asırlardır tatbik edilen bir kural vardır. Bu kural bir memleket veya kale fethedildiği vakit ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye tahvil edildikten sonra ilk Cuma namazı bu ilk camide kılınırdı.
Namazdan sonra, önünde yere kapanmış patriğe, Sultan Mehmet şöyle seslendi: Ayağa kalk. Ben Sultan Mehmet sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bu günden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız." Ayasofya'dan imparatorun sarayına geçti. Orada karşısına Kostantin'in başını getiren bir Sırp çıktı. Sultan Fatih kesik başa bakarak, "Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niçin böyle boş yere helak (YOK) olmak istedin?" dedi. Kesik başı patriğe gönderdi. Fatih Sultan Mehmet'in tahta çıkması ile Bizans'ın son saatleri de yaklaşmıştı. Zira Bizans'a ait olan İstanbul, Osmanlı arazisinin tam kalbinde yer alıyor, Osmanlılar'ın Anadolu ve Avrupa'daki topraklarını birbirinden ayırıyordu. Bu yabancı unsuru ortadan kaldırmak ve gelişmekte olan Osmanlı'ya İstanbul ile sağlam bir devlet merkezi hediye etmek genç sultanın ilk hedefi idi. İstanbul'un fethinin, dünya tarihi açısından önemini, Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor: Fetih, ölmekte olan bir dünya başkenti İstanbul'un yeniden yükselmesini sağladı. Balkanlar'ın tamamının fethi yolu açıldı. İstanbul fethi sonrası, Osmanlı cemiyeti evrensel anlamda imparatorluk misyonunu, hem de şuurlu bir şekilde yüklenmiştir. İstanbul'un fethi çok önemli. Belki bizimkinden de daha önemli.1453 tarihi sıradan bir Avrupalı'nın bile bildiği bir tarihtir.
Bizler, İstanbul'un fethini okulda öğreniyoruz. Bu olayı anlatan, sevdiren bir drama, bir tiyatro eseri yok. Daha yeni film yeni çevrildi. İstanbul'un fethinin mana ve önemini daha iyi anlatmalıyız. Avrupa'daki anlatılarda, Osmanlılar İstanbul'u yağmalamış, Hıristiyanları esir etmişlerdir. Fatih, askerin hakkı olanı engelleniş, esirlerin bir kısmının fidyesini kendisi ödemiştir. İstanbul çöle çevrilmemiştir. Ayasofya çok açık bir hedef olmasına karşın, cami olarak korunmuş, saygıyla karşılanmıştır.
Fatih İstanbul'a imar getirmiştir."
FATİH 7 DİL BİLİYORDU
Fatih Sultan Mehmet, çok iyi derecede, "Arapça, Farsça, Rumca, Latince, Sılavca, İbranice, Çağatayca" konuşuyordu.
YAZI DiZiSiNDEN BAZI BÖLÜMLER
* Osmanlı ve Fatih Sultan Mehmet
* Fatih, örneği görülmemiş bir entelektüel
* Fatih Üniversal şahsiyettir
* Rönasans'ı Fransa'da İtalya'da aramayın, o portre İstanbul'dadır


Hayrullah Efendi tarihinde "şehir içine girildikten başka imparatorun ölümü haberi duyulunca asker ve halktan birçoğu Venedik gemilerine binip kaçmak için Samatya, Ahırkapı ve Kadırga Limanı taraflarına koştuklarından diğer taraflarda az kimse kalmıştı. Bundan başka ahalinin çoğu kiliselere kapandığından çok can kaybı olmadığını, birçoğunun da savaş esiri olarak sağ yakalandıklarını" belirtir.
TÜRKLER ZARAR VERMEDİ
Ayasofya da dâhil sanat ve kültür eserlerini tahrip edenler Türkler değil, bir kısım batılı kaynakların da teslim ettiği gibi, Türkler'den iki buçuk asır önce İstanbul'u Bizanslılar'dan zapt etmiş olan Avrupa Haçlıları'dır. Şurası unutulmamalıdır ki, Osmanlılar Ayasofya'nın çan kulesini bile yıkmamışlardır. 1847-1849 yılları arasında gerçekleşen tamirde İsviçreli mimarlar Bizans devri mozaiklerinin hâlâ çok iyi durumda olduğunu görmüşlerdi. Eğer Türkler tahripkâr davransaydı mozaiklerden eser bile kalmazdı. Rus müelliflerinden Uspenski sanat ve kültür eserlerine karşı Müslüman Türkler'in 1204 Haçlılarından bin kat insaflı ve insanca davranmış olduklarını söyler.
Ortaçağda yaşamış Fransız tarihçi Villehardouin 1204 Haçlı yağmasını "Dünya yaratıldı yaratılalı bir kentten bu kadar çok ganimet kazanılmamıştır" diye anlatır. Zaten harap ve perişan bir halde olan İstanbul'u alan Fatih, derhal imar faaliyetlerine başlamıştır. Türk fethi Bizansı yıkmış ama İstanbul'u kurtarmıştır. Tarih-i Ebu'l-Feth yazarı Tursun Bey eserinde İstanbul daru'l-eman oldu, Fatih Ayasofya'ya geldiğinde "bu binay-ı hasînün tevabi ve levahıkın harab u yebab gördi" der ve Ayasofya'yı ve surları onardığını belirtir.
HALKA KÖTÜ DAVRANMAYIN
Sadece Ayasofya'da bile her asırda bir Türk eseri buluyoruz. Her devirde camiiye bir Türk eseri katılmıştır.
Müştemilatıyla binayı bu zaviyeden değerlendirdiğimizde Türk eserleri yarıdan fazlayı bulur. Tarihçi Andre Clot, "Fatih Sultan Mehmet" adlı eserinde, "Fatih'in akşam sivillerin tutuklanmasının durdurulmasını ve yağmalamaya son verilmesini emrettiğini, orduya mensup her kişiye, her askere kent halkını, kadınları ve çocukları öldürmeyi veya köle almayı da bunlara karşı kötü davranılmasını yasaklıyorum. Bu emre karşı gelen herkes öldürülecektir" dediğini nakleder. Fatih düzenlenen tören alayı ile şehre girince doğruca Ayasofya'ya gitti. Ve yaya olarak Ayasofya'ya girince secde-i şükrana kapandı, iki rekât namaz kıldı. İlk ezan da bu sırada okundu. Osmanlı Türkler'inde bir gelenek olarak devam eden, asırlardır tatbik edilen bir kural vardır. Bu kural bir memleket veya kale fethedildiği vakit ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye tahvil edildikten sonra ilk Cuma namazı bu ilk camide kılınırdı.
Namazdan sonra, önünde yere kapanmış patriğe, Sultan Mehmet şöyle seslendi: Ayağa kalk. Ben Sultan Mehmet sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bu günden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız." Ayasofya'dan imparatorun sarayına geçti. Orada karşısına Kostantin'in başını getiren bir Sırp çıktı. Sultan Fatih kesik başa bakarak, "Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niçin böyle boş yere helak (YOK) olmak istedin?" dedi. Kesik başı patriğe gönderdi. Fatih Sultan Mehmet'in tahta çıkması ile Bizans'ın son saatleri de yaklaşmıştı. Zira Bizans'a ait olan İstanbul, Osmanlı arazisinin tam kalbinde yer alıyor, Osmanlılar'ın Anadolu ve Avrupa'daki topraklarını birbirinden ayırıyordu. Bu yabancı unsuru ortadan kaldırmak ve gelişmekte olan Osmanlı'ya İstanbul ile sağlam bir devlet merkezi hediye etmek genç sultanın ilk hedefi idi. İstanbul'un fethinin, dünya tarihi açısından önemini, Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor: Fetih, ölmekte olan bir dünya başkenti İstanbul'un yeniden yükselmesini sağladı. Balkanlar'ın tamamının fethi yolu açıldı. İstanbul fethi sonrası, Osmanlı cemiyeti evrensel anlamda imparatorluk misyonunu, hem de şuurlu bir şekilde yüklenmiştir. İstanbul'un fethi çok önemli. Belki bizimkinden de daha önemli.1453 tarihi sıradan bir Avrupalı'nın bile bildiği bir tarihtir.
Bizler, İstanbul'un fethini okulda öğreniyoruz. Bu olayı anlatan, sevdiren bir drama, bir tiyatro eseri yok. Daha yeni film yeni çevrildi. İstanbul'un fethinin mana ve önemini daha iyi anlatmalıyız. Avrupa'daki anlatılarda, Osmanlılar İstanbul'u yağmalamış, Hıristiyanları esir etmişlerdir. Fatih, askerin hakkı olanı engelleniş, esirlerin bir kısmının fidyesini kendisi ödemiştir. İstanbul çöle çevrilmemiştir. Ayasofya çok açık bir hedef olmasına karşın, cami olarak korunmuş, saygıyla karşılanmıştır.
Fatih İstanbul'a imar getirmiştir."
FATİH 7 DİL BİLİYORDU
Fatih Sultan Mehmet, çok iyi derecede, "Arapça, Farsça, Rumca, Latince, Sılavca, İbranice, Çağatayca" konuşuyordu.
YAZI DiZiSiNDEN BAZI BÖLÜMLER
* Osmanlı ve Fatih Sultan Mehmet
* Fatih, örneği görülmemiş bir entelektüel
* Fatih Üniversal şahsiyettir
* Rönasans'ı Fransa'da İtalya'da aramayın, o portre İstanbul'dadır

