Ölüm hak mümkün mü korkmamak?

Evet mümkün! Dünyaya gelen herkes korksa da korkmasa da birgün ölecektir. İnsan, asıl korkacağı şeyi bilse diğer tüm korkular şeker şerbet gelir.

M. FATİH ÇITLAK M. FATİH ÇITLAK
Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?
Sevgili Dostlar, ölümün adı bile soğuk gelir bize, sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi. Hep unutmaya çalışırız. Lâkin ne kadar kaçarsak kaçalım, ölüm bir gün gelecek o kaçanları yakalayacak, o unutanlara hatırlatacaktır kendisini. Yani korkunun ecele faydası yoktur vesselam...
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-1 Bu durumda Allah'a ve Rasulüne iman eden her sağlıklı kişinin korkarak veya unutmaya çalışarak yaşamaktansa öleceği gerçeğini kabullenmesi gerekir.
Dostlar ölüm bizim dinimizde bir son değil, aksine bir başlangıçtır, bu sebeple biz Müslümanlar, ölüm korkusuyla değil ölümden sonra başımıza gelebileceklerin korkusuyla yaşarız.
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-2 Kıymetli dostlar, helal dairesi insanın keyfine de zevkine de, yeter de artar. Ancak bu dünyanın zevki bile gün gelir eziyet olur, o yüzden mü'min için çok da rahat bir yer değildir. Zaten rahat aramamak gerektiğini bizzat Efendimiz (s.a.v.), 'Bu dünyada rahat arayan ahmaktır.' diye beyan buyurmuştur.
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-3 Peki, mü'minlerin sürekli rahatsız, diken üzerinde mi yaşamasını anlayacağız bu hadisten? Tabi ki hayır! Buradan çıkarılması gereken dersi bir örnekle anlatırsak sanırız gayet net anlaşılacak.
Birbirini çok seven iki genç, ailelerinin de rızasını aldı, Allah'ın (c.c.) emri, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kavliyle dünya evine girdi. Tamam, muradlarına erdiler, hem de helâl yoldan. Buraya kadarki sıkıntıları aştılar da, sizce bundan sonra rahat olacaklar mı?
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-4 Elbette hayatlarında neşeler, sevinçler, doğumlar olacak ama acılar, kederler, hastalıklar, ölümler de zaman zaman kapılarını çalacak.
Yani; mutlak, sürekli rahatlık diye bir şeyi yaşamaları, bu dünyada mümkün olmayacak.

Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-5 Dostlar, sürekli rahatlık veya sürekli azabın olacağı tek bir yer vardır o da: Ahiret yurdudur. Mü'min diye, bu dünyada çok iyi de olsa, çok sıkıntılı da olsa birgün öleceğini, dünyasını değiştireceğini bilen ve ona göre yaşayana derler.

KİMLER ÖLÜMDEN KORKMAZ

Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-6 Hayatı birgün bitecek gibi yaşayarak; eline, beline, diline, gözüne hâkim olan...
Ahirete doğacağı bilinciyle; aklıyla, fikriyle, bedeniyle, sağlığıyla, parasıyla, zamanını, imkânlarını sonsuz olan hayatına yatırım yapmak için sarfeden, seferber eden...
Hesaptan, kitaptan, haramdan, kul hakkından, günahın her türlüsünden, kabir azabından, cehennem azabından korkan 'mü'min kullar' için, ölüm hiç de korkutucu olmayan, sadece yeni bir başlangıç için geçilmesi gereken bir kapıdan ibarettir. Çünkü asıl korkulacak şey, eğer hazırlık yapılmadıysa ölümden sonradır.

Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-7 Ölümün bir prosedür olduğu sözü, iman etmeyenlere acayip gelse de, Allah Teâlâ'ya, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) ve ahiret gününe imanın zevkini tadanlar için böyle olduğu hem Ayetler, hem Hadislerle sabittir. İnananlara ölüm korkusu olmadığı gibi, ölümden sonrası için de korku olmayacağını hem Rabbimiz (c.c.) hem de Efendimiz (s.a.v.) müjdelemiştir.
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-8 Diğer türlü; iman ettiğini iddia ettiği halde Allah Teâlâ'ya isyan edip emrini tutmayan, yasağını tanımayan kişinin, ölümden korkması çok doğaldır. Zaten o kişi korkmuyorum derse bu bir ahmaklık göstergesidir. Çünkü o kişinin ölünce, kaçacak yeri kalmayacaktır.
Dünyada bir şekilde hesapsız kitapsız idare eder ama, ecelle birlikte bu uykudan uyandırılır. Öyle yaşayan bir kimse 'ben ölümden korkmuyorum' diyorsa ona cesur demezler, cahil derler, ahmak derler bilsin...


KABiR AZABI VARDIR ZİYARET ETMEK SÜNNETTİR

Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-9
Sevgili Dostlar, kabir azabı haktır, gerçektir, vardır. Gerek Allah Teâlâ'nın âyetleriyle gersekse Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hadisleriyle bu konu apaçık olarak ortaya konulmuştur. Ehli sünnetin islam âlimleri, bu âyet ve hadisleri delil alarak kabir azabı konusunda sayısız eser kaleme almıştır.
Efendimiz'in (s.a.v.) namazdan sonra en çok ettiği dualardan bir tanesi de kabir azabından korunmak üzerinedir.
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-10 Kabir ziyareti de bizzat Efendimiz'in (s.a.v.) sünnetidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Uhud şehitliğini her Cuma ziyaret etmiştir.
Hem şehidlerin kabirdeki hallerinden hem de kafirlerin kabirdeki hallerinden çok kereler ashabına haber vermiştir. Kabir ziyareti hususunda kadınlara koyduğu yasağı da, kabir önünde bağırarak ağlama, dövünme gibi, üstünü başını yırtma gibi cahiliye adetlerine dönme tehlikesinin bertaraf olmasıyla kaldırmıştır.
Bu konudaki Hadis-i Şerifler'den yerimiz elverdiği kadarını, ki burada paylaşacaklarımız denizde damla etmez, hem bilmeyen kardeşlerimize duyurmak hem de Nebiler Sultanı Efendimiz'in (s.a.v.) şefaatine vesile olur ümidiyle sizlerle paylaşıyoruz.
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-11 Ben size daha önce kabirleri Ziyaret etmeyi yasaklamıştım.
Artık onları ziyaret edebilirsiniz.
Çünkü o size ahireti hatırlatır ve kabirleri ziyaret sizin hayrınızı artırsın, artık kim kabirleri ziyaret etmek istiyor ise ziyaret etsin fakat bâtıl bir söz söylemesin! (Müslim)
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-12 Allahım âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, bunaklık derecesinde ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım. (Müslim)
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-13 Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır. (Nesai)
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-14 Dün gece rüyamda, bir kimseyi kabir sıkarken gördüm. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı. (Hâkim)
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-15 Şehid kabir azabından emindir. (İbni Mace)
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-16 Mülk Suresi (kabir azabına) mânidir. (Tirmizi)
Ölüm hak mümkün mü korkmamak?-17 Cenâb-ı Hak cümlemize Allah yolunda can vermeyi nasip etsin, kabir azabından da, cehennem azabından da muhafaza buyursun, amin.

BU DÜNYADA MİSAFİRSİN, ASIL YURDUN AHİRET!

Hazreti Mevlânâ (k.s.) dünya hayatı, ölüm ve ahiret hayatını çok güzel bir örnek vererek açıklar. Der ki: Sen anne karnındaydın, tüm ihtiyaçların karşılanıyordu, kendini uçsuz bucaksız bir diyarda zannediyordun. O kadarcık yeri dünya kabul etmiştin. Doğum vakti gelip de seni oradan zorla çıkardıklarında, huzurlu dünyamdan ayrılıyorum diye ağlamaya, feryad figân etmeye başladın. Sonra bu dünyada büyüdükçe, bu dünyaya sarılır oldun. Senin için varsa yoksa bu dünya oldu. Bu dünyayı uçsuz bucaksız, huzur dolu bir yer sanmaya başladın. Yaşın ilerledikçe, sıkıntılar baş gösterse de, bu dünyaya öyle bağlandın, öyle inandın ki, şimdi seni bambaşka bir dünyaya, sonu olmayan bir hayata doğuracak şeyi: Ölümü istemez oldun. Oysa ki, bir kere yaşadın bilmez misin? Bir zamanlar gelmek istemediğin bu dünya ile anne karnını kıyaslar mısın hiç? İşte ahiret yurdu ile dünyayı karşılaştırırsan, dünyanın anne karnından bir farkı yoktur. Esas yurdun, geldiğin yer ve döneceğin yer ahiret yurdudur. Ölüm, seni evine döndürecek bir araçtır, hepsi bu. Dostlar, ölümü bir eve dönüş, memlekete kesin dönüş olarak görenler, ölümün kendisinden değil döndüğü yerde hoş olmayan şekilde karşılanmaktan korkar. Ona göre yaşar, en azından yaşamak için gayret eder, vesselam...

HZ ÖMER (R.A.) VE SUâL MELEKLERİ

Resûlallah Efendimiz (s.a.v.), bir gün mescidde kabir azabını, Münker ve Nekir'in heybetle nasıl suâl ettiklerini anlatıyorlardı. Hazreti Ömer Efendimiz (ra): - Ya Resûlallah, biz kabre girdikten sonra suâl zamanında şimdiki aklımız bize verilir mi? diye sordu. Efendimiz (s.a.v.): - Şimdiki aklınız nasılsa, kabirde de öyle olursunuz, buyurdular. Hazreti Ömer (r.a.): - Böyle olduktan sonra korkmaya ve üzülmeye lüzum yoktur, dedi. Hazreti Ömer Efendimiz (r.a) vefat edince, Hazreti Ali Efendimizin (kv) aklına bu hâdise geldi. Merak etti ve, - Hazreti Ömer vaktiyle mertlik etmişti, bakalım Münker ve Nekir'e nasıl cevap verecek, davasının eri olacak mı? diyerek Hz. Ömer (r.a.) Efendimizin kabri başına gitti. Gözlerini yumdu, Allah Teala'ya Hazreti Ömer'in (r.a.) halini göstermesi için niyaz etti. Cenâb-ı Hak gözünden perdeyi kaldırdı. Münker ve Nekîr'in heybetle geldiklerini gördü. Hazreti Ömer'e (r.a.): - Rabbin kim? Dînin nedir? Peygamberin kim? şeklinde sorular sordular. Hazreti Ömer Efendimiz (r.a.) Münker ve Nekir'e: - Nereden geliyorsunuz? diye sordu. Onlar: - Yedinci kat gökten geliyoruz, dediler. Hazreti Ömer (r.a.): - Yedinci kat gökten burası ne kadar yoldur? buyurdu. Melekler: - Yedi bin yıllık yoldur, dediler. Hazreti Ömer (r.a.): - Siz yedibin yıllık yoldan gelinceye kadar Hâlik'i unutmadınız. Bugün evimden çıkıp, kabre gelene kadar mı, Rabbimi, dînimi ve Peygamberimi unutacağım. dedi. Melekler dediler ki; -Ya Ömer biz de senin böyle cevâb vereceğini bilirdik. Lâkin bu heybetle gelip, suâl etmeğe memuruz. Hazreti Ali (k.v.) Efendimiz bu hâli gördükten sonra gözlerini açtı. - Ya Ömer! Allah mübarek etsin, dâvanın eriymişsin, buyurdu.

AYET-İ KERİME

"Allah inkârcılara, yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar. Onlar da orada bir gün veya bir günden daha az. Bunu zamanı sayanlara ve bilenlere sor diyecekler. Bunun üzerine Allah: "Orada sadece az bir süre kaldınız. Keşke bunu bir bilseydiniz, dünyaya sarılıp kalmazdınız. Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülemeyeceğinizi mi sandınız?" Mü'minun 112-115

HADiS-İ ŞERİF

Hz. Osman (r.a.), bir kabrin üzerinde durunca sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı.
Kendisine: "Cenneti ve cehennemi hatırladığın vakit ağlamıyorsun, fakat kabri hatırlayınca ağlıyorsun!" dediler. Bunun üzerine: "Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim: "Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır.
Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir."
Hz. Osman devamla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şu sözünü de nakletti: "(Ahiret âleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!" Tirmizi

SORDUM ÖĞRENDİM

İnsanın acısını açığa vurup sessizce ağlamasında bir sakınca yoktur. Peygamberimiz (s.a.s.) de oğlu İbrahim'in, kızının ve kızının çocuğunun vefatlarında bizzat gözlerinden yaşlar akıtarak ağlamış; kendisine, ağlamayı yasakladıkları hatırlatılınca, bunun yasak olan ağlama şekli olmayıp, gözyaşı dökmekle Allah'ın azap etmeyeceğini, ancak mübarek diline işaret ederek onunla söylenenlerden ötürü azab edeceğini belirtmiş ve; "Muhakkak ki ölü, ehlinin üzerine bağırıp çağırmasıyla azap duyar." (Buhâri) buyurarak ağlamakta mahzur olmadığını, ancak dille Allah'ın takdirine dil uzatmanın ve cahiliye döneminde olduğu gibi yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını beyan etmiştir.

DUA

Ya Rabbi! Cehennem azabından, Kabir azabından, Hayatın ve ölümün fitnelerinin şerrinden ve Deccali'n fitnesine uğramaktan, seninle sana sığınırım." Âmin


Günün Manşetleri

Tüm Manşetler