İnsanı İnsanlıktan Çıkaran Büyük Günahlar: Kibir
Kibir, Gaflet, Hırs, Gadap Şehvet... Kulun, nefsindeki bu hastalıkları teşhis ve tedavisi hayati önemdedir. Çünkü bunlar kişiyi iman dairesinden çıkartacak derecede ciddi ve tehlikelidir
Giriş Tarihi:
Sevgili Dostlar, nefsin hastalıklarını, kötü huylarını anlatmaya bugün de devam edeceğiz. Dünkü yazıda belirttiğimiz gibi, bir kötülüğü önlemek, bir menfaati temin etmekten daha hayırlıdır. Bu tıpkı, bir tarladaki taşları topladıktan sonra orayı sürmek, tohum atmak gibidir. Diğer türlü yapılacak işlerin, çekilecek zahmetlerin boşa gideceği muhakkaktır. Farz ibadetler, kişi için birer kalkan görevi görür. Herkese şarttır. Kişinin kulluğunu ifâ edecek kadar ilim öğrenmesi de farzdır. Allah'ının rızasına kavuşturacak ilim öğrenmek, şuursuzca saatlerce nafile ibadet yapmaktan daha hayırlıdır. Bu Ramazan'ı fırsat bilip, nefsimize bakmak, kötü huyları ve hastalıklarını araştırıp tedaviye çalışmak da, hepimiz için farz hükmündedir. Çünkü bu hastalıklar kişiyi imandan edebilecek derecede ciddi hastalıklardır.
KİBİR: BEN DİYENE KUL DENİLMEZ
Kibir; Cenâb-ı Hakk'a karşı kendi nefsini put edinmek, ben de varım demektir. Kibir sahibi kişi önce Allah'ın (c.c.) kullarına büyüklük taslar, onları, işlerini, fikirlerini, sözlerini beğenmez. Ama farkında değildir, yarattıklarını beğenmeyen aslında yaratanı beğenmiyor, kendini insanlardan üstün gören aslında o insanları varedene karşı üstünlük iddiasına giriyordur. Zaten çok geçmeden bir de bakarsınız ki o kişi, Allah'ın şeriatını, dinini, emirlerini, peygamberini de beğenmez olmuştur. Dostlar, kibir kişiyi helâka götüreceği kesin bir hastalıktır. "Kalbinde zerre kadar kibirden bulunan kişi cennete giremez." ifadesiyle Efendimiz (s.a.v.) bu durumu özetlemiştir.
ŞEHVET: RUHUNU TANIMAYAN NEFSİYLE TATMİN BULUR
Şehvet; nefsâni hazlarını, bedeni tatminini, kendi benliğinin isteklerini yerine getirmeyi öne alıp, Allah Teâlâ'nın zikrinden, kulluğundan ve hesabından uzaklaşarak hayat sürmek demektir. Şehvet Allah'a giden yoldan sapmaktır. Başka hazlarla yoldan çıkmaktır. Dostlar, şehvet sahibi istediği olmayınca kızar, gadaplanır. Yahut nefsi pohpohlansın diye Allah Teâlâ'yı tercih edeceğine başkalarını tercih ederek şirke düşer. Kendi nefsini beğendiği için kibir ve hasetin pençesinden kurtulamaz. Aslında şehvet insanların hemen hemen hepsinde bulunan yaygın hastalıkların en derinde yatan sebeplerindendir. Dikkatle terbiye edilmezse muhakkak ölümcül hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkar ve bizi perişan eder. Allah (c.c.) bizleri bu ve benzeri mânevi hastalıklardan korusun, hastalarımıza acil şifalar ihsan etsin. Amin.
GAFLET: ALLAH'I (C.C.) UNUTAN NEYİ HATIRLASA BOŞ
Gaflet; Cenâb-ı Hakk'ı, Efendimiz'i (s.a.v.), emir ve yasakları, ölümü, kabir âlemini, hesap gününü, cenneti, cehennemi bildiği hâlde bunları aklına getirmeden, unutarak yaşamaktır. Tabi ona yaşamak denilirse. Çünkü Allah Teâlâ'yı, bildiği hâlde unutmak, O'na karşı yapılacak bütün hataların başıdır. Cenâb-ı Allah'ı bilip, O'na iman edip, hesabından, azabından korkup, O'nu hatırladığı hâlde günah işleyen, ahlâksızlık, kötülük yapan kimseye rastlamak mümkün değildir.
HIRS: İNSANIN GÖZÜNÜ ANCAK TOPRAK DOLDURUR
Hırs; Allah Teâlâ'yı ve ahiret gününü unutacak şekilde dünya hayatına, servetine düşkün olmak, ihtiyacından fazlası için çokça gayret ettiği hâlde manevi hayatı için çalışmamaktır.
Dostlar, "hırsının esiri olmak" diye bir deyim vardır, Türkçemizde. İşte hırs resmen bu sözdeki gibi kişiyi kendine esir eder. İnsan sırf dünya nimetlerini toplayacağım sevdasıyla, kul hakkını, Allah rızasını düşünmez hale gelir. Peki gelir de ne olur dersiniz. Topladıklarının binde birini yiyemeden ölür gider, kalanları da mirasçıları tarafından bir güzel yenilir.
GADAP: ÖFKEYLE KALKAN ŞEYTANLA OTURUR
Dostlar, gadap haksız ve Allahsız şekilde kızmak, öfkelenmek demektir. Bir insan Allah rızası için bir şeyi düzeltmek, bir terbiyesizliğe mâni olmak adına kızıyorsa bunu anlayabiliriz ama, sırf bir isteği olmadı veya birisi istemediği bir şey yaptı diye öfkeleniyor, ortalığı kırıp geçiyorsa, bu kişi şeytanın oyuncağı olmuş demektir. Kıymetli Dostlar, öfke geldiğinde kişinin aklı gideceğini beşeriyetin Seyyidi Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlar, hatta bu vakitlerde öfkeyi yenmek için neler yapılacağını da biz ümmetine tâlim ettirmişlerdir. Gadap; gaflet ve şehveti tetikler. Hatta büyüklerimiz bu hususta "gadap, şehvetin kardeşidir" diyerek, birisinin olduğu yerde diğerinin de bulunacağına işaret etmişlerdir. Dostlar, dikkat ettiniz mi günümüzde şiddet içeren çizgi film ve bilgisayar oyunları çocuklarımızın hayatını resmen istila etmiş durumda. Çocukta şehvet yoktur, fakat şiddeti bilir. Şiddetle beslenen nefiste birgün şehvet uyandığında, o uyanış kontrol edilemez bir uyanış olur ki, o çocuk, o genç şehveti, enerjiyi farklı bir sahaya yönlendirip söndüremezse, şehvetperest olur çıkar. Gadap, insanın benliğini büyütür.
Benlikse kibrini. Kibir şirk tohumunu kuvvetlendirir. Gadap hastalığı tedavi edilmezse kişi ne Allah katında insandan sayılır ne de kul arasında adamdan.
NEFSiNi BiLEN RABBiNi BiLiR!
Dostlar, günümüzde Allah'a iman eden birçok insan farkına bile varmadan, iman dairesinden çıkabiliyor. İşte bu sebepten iki gündür nefsin hastalıklarının teşhis ve tedavisi konularında sizleri aydınlatmaya çalışıyoruz. İstifade ettiğinizi umuyor ve tesirini Hazreti Allah'tan diliyoruz.
Kıymetli Dostlar, biz mü'minler, ancak ve ancak Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak için gayret ederiz. İşimiz, gücümüz, keyfimiz, eğlencemiz, infakımız, sabrımız, sevgimiz, saygımız, mesaimiz hep bu gaye içindir.
Evet, ekmek parası kazanmak, kimseye muhtaç olmamak için işe gideriz, çalışırız, evleniriz, çoluk çocuğa karışırız, hayat macerası içerisinde sürekli farklı yerlerde farklı bir şeyler yapar dururuz. Ama şunu hiçbir zaman unutmayız, biz bu dünyaya bunları yapmak için değil, bunları yaparken bile Allah'ımızı unutmadığımızı göstermek, ispatlamak için gönderildik.
Acı veya tatlı, hoşumuza gitsin veya gitmesin karşılaştığımız her durumda Cenâb-ı Allah'ın rızasını, nefsimizin arzularından aziz tutacağımıza, ona ortak koşmayacağımıza dair Kâlu Bela'da verdiğimiz sözle imtihan olunacağımızı bile bile bu süfli âleme geldik.
Geldik de, gelir gelmez bu imtihan dünyasında ilk unuttuğumuz şey nefsimiz oldu.
Dostlar, bir kişi nefsini unuttuktan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Çünkü, nefis arzularını tatmin edebilmek için insana Rabbini unutturur. Kul Rabbini unutunca, nefsinin ve şeytanın peşinden gitmeyi normal kabul eder. Ve maalesef, kulluk dairesinin sınırlarından çıkar gider.
Rabbim Allah'tır der ama bir bakarsınız tüm gününü, mesaisini, enerjisini bir eve, bir arabaya, çocuğunun okuluna, saçının rengine, ayakkabısının topuğuna harcıyor.
Şimdi, Hocam insan ev almasın mı, çocuğunun iyi bir okulda okumasını istemesin mi denilebilir. Tabi ki ev de alsın; en güzelinden, çocuğu en iyi okullarda okusun, arabası da en son model olsun. Biz olmasın demiyoruz ki. Helalinden kazandıktan sonra, güle güle otursun, binsin. Bizim sözümüz, bunlar uğruna Allah'ın emirlerini savsaklamaktan çekinmediği gibi yasaklarını çiğnemekte de bir problem görmeyen kişiye.
Ey o kişi! Hani Rabbin Allah'tı; O'nun için beş dakikanı ayıramadın ama okulu, evi, arabayı, kariyeri, güzelliği, sağlığı dert edindin kendine, bunlar uğruna ter döktün, geceni gününe kattın. Oysaki Cenâb-ı Hakk'ın emrini tutmak olacaktı yegane derdin. O uğurda ter dökme sözü vermemiş miydin! Hani Rabbin Allah'tı; yapma dediğini yapmayacaktın, nefsin ne kadar tatlı gösterse de uymayacaktın ona.
Hani nefsini ıslah edip, Rabbi'nin rızasına muvafık yaşamaya çalışacaktın şu üç günlük dünyada. Oysa sen, nefsinin bayağı arzularını Rabbine tercih ettin. Evi, arabayı, okulu, çocuğu, kariyeri, sağlığı, karşı cinsi kendine Rabb edindin. Onlara sahip olmak için harcadın ömür sermayeni. Hani bunlar amaç değil sadece araç olacaktı, Allah'ın (c.c.) rızasını kazanma yolunda...
Kıymetli dostlar, etrafımıza şöyle bir bakarsak, Allah'a iman ettiğini düşünerek bir ömür kendini kandıran insanlar olduğunu görürüz. İkaz etsek edilmez, sussak biliyoruz ki bu gidişle ahirette varacakları son, hüsran. Yine de bize düşen, uyarabileceklerimizi yumuşak dille uyarmak, ve uyarılarımızın tesiri için Cenâb-ı Hakk'a yalvarmaktır.
Allah (c.c.) gerçek imanın zevkini tattırıp âhirete öylece uyanan kullarından eylesin cümlemizi, vesselam...
GÖNÜL SAHİFESİ
Dünyayı Değil, Dünya Sevgisini Terket Ebû Hamza Horasânî "rahmetullahi aleyh" Hazretleri, zamanın büyük evliyasındandı. Hanbeli Mezhebinin İmamı, Ahmed bin Hanbel "rahmetullahi aleyh"
Hazretleri ona hürmet eder, tasavvufla ilgili meselelerde ona sormadan cevap vermezdi.
Ebû Hamza Hazretlerinin bir gün ayağında yara çıktı ve ayağına sarmak üzere bir bez istedi. Birisi ona gayet kıymetli olan bir Mısır ipeği getirdi. O da bu ipeği alıp, ayağına sardı. Ona; - Niçin böyle yaptın.
O pahalı şey sargı bezi olur mu? Denilince, buyurdu ki:
- Ben dünyaya ve dünyadaki kıymetli şeylere değer vermem.
Sufîler dünyaya kıymet vermezler. Bundan dolayı da gam yemezler. Eğer bütün dünyâyı derleyip toplayıp bir dervişin ağzına koysan, o isrâf olmaz. İsrâf, Hak Teâlâ'nın rızasının hilâfına, aksine sarfettiğin şeydir. Hak Teâlâ senden dünyayı terk etmeni, bir köşede miskince oturmanı değil, dünya sevgisini terketmeni ister.
Dünyanın hepsi bir kerpiç parçasıdır. Senin ondan nasîbin ancak bir toz kadardır.
AYET-İ KERİME
"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar bir birlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir." Tevbe:71
HADiS-İ ŞERİF
Allah'tan korkması, kişiye ilim olarak; kendini beğenmesi de cahillik olarak yeter. (Beyhaki)
SORDUM ÖĞRENDİM
Hazreti İsa çarmıha gerilmiş midir?
Kur'an-ı Kerimde Nisa Suresinde Cenâbı Hak, Hazreti İsa (a.s.)'ın kesinlikle çarmıha gerilmediğini ve öldürülmediğini açıkça beyan etmiştir. Çarmıha gerildi demek Kur'an-ı Kerimden bir âyeti alenen inkâr etmektir.
DUA
Efendimiz (s.a.v.)'in namazlardan sonra en çok okuduğu dualar: Rabbenâ âtina fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn. Rabbenâğfirlî ve livâlideyye ve lil-Mü'minîne yevme yekumü'l hisâb. "Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru." (Bakara 201) "Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla!" (İbrahim 41)
KİBİR: BEN DİYENE KUL DENİLMEZ
Kibir; Cenâb-ı Hakk'a karşı kendi nefsini put edinmek, ben de varım demektir. Kibir sahibi kişi önce Allah'ın (c.c.) kullarına büyüklük taslar, onları, işlerini, fikirlerini, sözlerini beğenmez. Ama farkında değildir, yarattıklarını beğenmeyen aslında yaratanı beğenmiyor, kendini insanlardan üstün gören aslında o insanları varedene karşı üstünlük iddiasına giriyordur. Zaten çok geçmeden bir de bakarsınız ki o kişi, Allah'ın şeriatını, dinini, emirlerini, peygamberini de beğenmez olmuştur. Dostlar, kibir kişiyi helâka götüreceği kesin bir hastalıktır. "Kalbinde zerre kadar kibirden bulunan kişi cennete giremez." ifadesiyle Efendimiz (s.a.v.) bu durumu özetlemiştir.
ŞEHVET: RUHUNU TANIMAYAN NEFSİYLE TATMİN BULUR
Şehvet; nefsâni hazlarını, bedeni tatminini, kendi benliğinin isteklerini yerine getirmeyi öne alıp, Allah Teâlâ'nın zikrinden, kulluğundan ve hesabından uzaklaşarak hayat sürmek demektir. Şehvet Allah'a giden yoldan sapmaktır. Başka hazlarla yoldan çıkmaktır. Dostlar, şehvet sahibi istediği olmayınca kızar, gadaplanır. Yahut nefsi pohpohlansın diye Allah Teâlâ'yı tercih edeceğine başkalarını tercih ederek şirke düşer. Kendi nefsini beğendiği için kibir ve hasetin pençesinden kurtulamaz. Aslında şehvet insanların hemen hemen hepsinde bulunan yaygın hastalıkların en derinde yatan sebeplerindendir. Dikkatle terbiye edilmezse muhakkak ölümcül hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkar ve bizi perişan eder. Allah (c.c.) bizleri bu ve benzeri mânevi hastalıklardan korusun, hastalarımıza acil şifalar ihsan etsin. Amin.
GAFLET: ALLAH'I (C.C.) UNUTAN NEYİ HATIRLASA BOŞ
Gaflet; Cenâb-ı Hakk'ı, Efendimiz'i (s.a.v.), emir ve yasakları, ölümü, kabir âlemini, hesap gününü, cenneti, cehennemi bildiği hâlde bunları aklına getirmeden, unutarak yaşamaktır. Tabi ona yaşamak denilirse. Çünkü Allah Teâlâ'yı, bildiği hâlde unutmak, O'na karşı yapılacak bütün hataların başıdır. Cenâb-ı Allah'ı bilip, O'na iman edip, hesabından, azabından korkup, O'nu hatırladığı hâlde günah işleyen, ahlâksızlık, kötülük yapan kimseye rastlamak mümkün değildir.
HIRS: İNSANIN GÖZÜNÜ ANCAK TOPRAK DOLDURUR
Hırs; Allah Teâlâ'yı ve ahiret gününü unutacak şekilde dünya hayatına, servetine düşkün olmak, ihtiyacından fazlası için çokça gayret ettiği hâlde manevi hayatı için çalışmamaktır.
Dostlar, "hırsının esiri olmak" diye bir deyim vardır, Türkçemizde. İşte hırs resmen bu sözdeki gibi kişiyi kendine esir eder. İnsan sırf dünya nimetlerini toplayacağım sevdasıyla, kul hakkını, Allah rızasını düşünmez hale gelir. Peki gelir de ne olur dersiniz. Topladıklarının binde birini yiyemeden ölür gider, kalanları da mirasçıları tarafından bir güzel yenilir.
GADAP: ÖFKEYLE KALKAN ŞEYTANLA OTURUR
Dostlar, gadap haksız ve Allahsız şekilde kızmak, öfkelenmek demektir. Bir insan Allah rızası için bir şeyi düzeltmek, bir terbiyesizliğe mâni olmak adına kızıyorsa bunu anlayabiliriz ama, sırf bir isteği olmadı veya birisi istemediği bir şey yaptı diye öfkeleniyor, ortalığı kırıp geçiyorsa, bu kişi şeytanın oyuncağı olmuş demektir. Kıymetli Dostlar, öfke geldiğinde kişinin aklı gideceğini beşeriyetin Seyyidi Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlar, hatta bu vakitlerde öfkeyi yenmek için neler yapılacağını da biz ümmetine tâlim ettirmişlerdir. Gadap; gaflet ve şehveti tetikler. Hatta büyüklerimiz bu hususta "gadap, şehvetin kardeşidir" diyerek, birisinin olduğu yerde diğerinin de bulunacağına işaret etmişlerdir. Dostlar, dikkat ettiniz mi günümüzde şiddet içeren çizgi film ve bilgisayar oyunları çocuklarımızın hayatını resmen istila etmiş durumda. Çocukta şehvet yoktur, fakat şiddeti bilir. Şiddetle beslenen nefiste birgün şehvet uyandığında, o uyanış kontrol edilemez bir uyanış olur ki, o çocuk, o genç şehveti, enerjiyi farklı bir sahaya yönlendirip söndüremezse, şehvetperest olur çıkar. Gadap, insanın benliğini büyütür.
Benlikse kibrini. Kibir şirk tohumunu kuvvetlendirir. Gadap hastalığı tedavi edilmezse kişi ne Allah katında insandan sayılır ne de kul arasında adamdan.
NEFSiNi BiLEN RABBiNi BiLiR!
Dostlar, günümüzde Allah'a iman eden birçok insan farkına bile varmadan, iman dairesinden çıkabiliyor. İşte bu sebepten iki gündür nefsin hastalıklarının teşhis ve tedavisi konularında sizleri aydınlatmaya çalışıyoruz. İstifade ettiğinizi umuyor ve tesirini Hazreti Allah'tan diliyoruz.
Kıymetli Dostlar, biz mü'minler, ancak ve ancak Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak için gayret ederiz. İşimiz, gücümüz, keyfimiz, eğlencemiz, infakımız, sabrımız, sevgimiz, saygımız, mesaimiz hep bu gaye içindir.
Evet, ekmek parası kazanmak, kimseye muhtaç olmamak için işe gideriz, çalışırız, evleniriz, çoluk çocuğa karışırız, hayat macerası içerisinde sürekli farklı yerlerde farklı bir şeyler yapar dururuz. Ama şunu hiçbir zaman unutmayız, biz bu dünyaya bunları yapmak için değil, bunları yaparken bile Allah'ımızı unutmadığımızı göstermek, ispatlamak için gönderildik.
Acı veya tatlı, hoşumuza gitsin veya gitmesin karşılaştığımız her durumda Cenâb-ı Allah'ın rızasını, nefsimizin arzularından aziz tutacağımıza, ona ortak koşmayacağımıza dair Kâlu Bela'da verdiğimiz sözle imtihan olunacağımızı bile bile bu süfli âleme geldik.
Geldik de, gelir gelmez bu imtihan dünyasında ilk unuttuğumuz şey nefsimiz oldu.
Dostlar, bir kişi nefsini unuttuktan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Çünkü, nefis arzularını tatmin edebilmek için insana Rabbini unutturur. Kul Rabbini unutunca, nefsinin ve şeytanın peşinden gitmeyi normal kabul eder. Ve maalesef, kulluk dairesinin sınırlarından çıkar gider.
Rabbim Allah'tır der ama bir bakarsınız tüm gününü, mesaisini, enerjisini bir eve, bir arabaya, çocuğunun okuluna, saçının rengine, ayakkabısının topuğuna harcıyor.
Şimdi, Hocam insan ev almasın mı, çocuğunun iyi bir okulda okumasını istemesin mi denilebilir. Tabi ki ev de alsın; en güzelinden, çocuğu en iyi okullarda okusun, arabası da en son model olsun. Biz olmasın demiyoruz ki. Helalinden kazandıktan sonra, güle güle otursun, binsin. Bizim sözümüz, bunlar uğruna Allah'ın emirlerini savsaklamaktan çekinmediği gibi yasaklarını çiğnemekte de bir problem görmeyen kişiye.
Ey o kişi! Hani Rabbin Allah'tı; O'nun için beş dakikanı ayıramadın ama okulu, evi, arabayı, kariyeri, güzelliği, sağlığı dert edindin kendine, bunlar uğruna ter döktün, geceni gününe kattın. Oysaki Cenâb-ı Hakk'ın emrini tutmak olacaktı yegane derdin. O uğurda ter dökme sözü vermemiş miydin! Hani Rabbin Allah'tı; yapma dediğini yapmayacaktın, nefsin ne kadar tatlı gösterse de uymayacaktın ona.
Hani nefsini ıslah edip, Rabbi'nin rızasına muvafık yaşamaya çalışacaktın şu üç günlük dünyada. Oysa sen, nefsinin bayağı arzularını Rabbine tercih ettin. Evi, arabayı, okulu, çocuğu, kariyeri, sağlığı, karşı cinsi kendine Rabb edindin. Onlara sahip olmak için harcadın ömür sermayeni. Hani bunlar amaç değil sadece araç olacaktı, Allah'ın (c.c.) rızasını kazanma yolunda...
Kıymetli dostlar, etrafımıza şöyle bir bakarsak, Allah'a iman ettiğini düşünerek bir ömür kendini kandıran insanlar olduğunu görürüz. İkaz etsek edilmez, sussak biliyoruz ki bu gidişle ahirette varacakları son, hüsran. Yine de bize düşen, uyarabileceklerimizi yumuşak dille uyarmak, ve uyarılarımızın tesiri için Cenâb-ı Hakk'a yalvarmaktır.
Allah (c.c.) gerçek imanın zevkini tattırıp âhirete öylece uyanan kullarından eylesin cümlemizi, vesselam...
GÖNÜL SAHİFESİ
Dünyayı Değil, Dünya Sevgisini Terket Ebû Hamza Horasânî "rahmetullahi aleyh" Hazretleri, zamanın büyük evliyasındandı. Hanbeli Mezhebinin İmamı, Ahmed bin Hanbel "rahmetullahi aleyh"
Hazretleri ona hürmet eder, tasavvufla ilgili meselelerde ona sormadan cevap vermezdi.
Ebû Hamza Hazretlerinin bir gün ayağında yara çıktı ve ayağına sarmak üzere bir bez istedi. Birisi ona gayet kıymetli olan bir Mısır ipeği getirdi. O da bu ipeği alıp, ayağına sardı. Ona; - Niçin böyle yaptın.
O pahalı şey sargı bezi olur mu? Denilince, buyurdu ki:
- Ben dünyaya ve dünyadaki kıymetli şeylere değer vermem.
Sufîler dünyaya kıymet vermezler. Bundan dolayı da gam yemezler. Eğer bütün dünyâyı derleyip toplayıp bir dervişin ağzına koysan, o isrâf olmaz. İsrâf, Hak Teâlâ'nın rızasının hilâfına, aksine sarfettiğin şeydir. Hak Teâlâ senden dünyayı terk etmeni, bir köşede miskince oturmanı değil, dünya sevgisini terketmeni ister.
Dünyanın hepsi bir kerpiç parçasıdır. Senin ondan nasîbin ancak bir toz kadardır.
AYET-İ KERİME
"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar bir birlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir." Tevbe:71
HADiS-İ ŞERİF
Allah'tan korkması, kişiye ilim olarak; kendini beğenmesi de cahillik olarak yeter. (Beyhaki)
SORDUM ÖĞRENDİM
Hazreti İsa çarmıha gerilmiş midir?
Kur'an-ı Kerimde Nisa Suresinde Cenâbı Hak, Hazreti İsa (a.s.)'ın kesinlikle çarmıha gerilmediğini ve öldürülmediğini açıkça beyan etmiştir. Çarmıha gerildi demek Kur'an-ı Kerimden bir âyeti alenen inkâr etmektir.
DUA
Efendimiz (s.a.v.)'in namazlardan sonra en çok okuduğu dualar: Rabbenâ âtina fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn. Rabbenâğfirlî ve livâlideyye ve lil-Mü'minîne yevme yekumü'l hisâb. "Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru." (Bakara 201) "Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla!" (İbrahim 41)