İnsanı İnsanlıktan Çıkaran Büyük Günahlar 1

Şirk, kibir, gaflet, hırs, gadap, haset, şehvet, heva ve heves, kin ve buğz, fısk fücür ve büyük günahlar. Bunlardan bir tanesi bile kişiyi mânen öldürüp, kulluktan düşürebilir. Tedavisi kesinlikle şarttır.

M. FATİH ÇITLAK M. FATİH ÇITLAK
Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
İnsanı İnsanlıktan Çıkaran Büyük Günahlar 1
Sevgili Dostlar, bugün çok önemli bir meseleyi sizlerle paylaşacağız. Nefsin büyük hastalıklarını yerimiz elverdiği ölçüde açıklamaya çalışacağız. Dostlar, bunların bazılarının adını duymuş olsak da, bir tanesinin bile kişiyi kulluktan düşürecek kadar ciddi ve tedavi edilmesi gereken hastalıklar olduklarını bilmiyor olabiliriz. İnsanın bedeninin bir sıhhati olduğu gibi nefsinin de sıhhati ve hastalığı vardır. Nefsin hastalıkları tedavi edilmediğinde kişinin tabiri caizse ahiretini berbad eder. Sadece ahiretini mi, dünyasını da mahveder. Kişi, kendisine emanet edilen nefsi, Rabbinin rızası doğrultusunda terbiye etmeli, en azından buna gayret etmelidir.
Bunun yolu da, ihtiyacı olan ilmi öğrenmekten geçer.
Allah Teâlâ'ya karşı sorumluluklarını ve bunları yerine getirecek kadar bilgiyi öğrenmek kadın ve erkek her müslümana farzdır.

KİŞİYİ KULLUKTAN DÜŞÜREN 'GÜNAH'
Müslüman, birgün ahirete doğacağı bilinciyle yaşayan kişiye denir. Bu bilinçteki kişinin de öncelikle, ibadetlerini düzenli olarak yapmaya gayret etmesi gerekir. Bunun ardından, kendisindeki kötü huyları terbiye etmek gelir. Ki ibadetin de gayesi esasında, kötü huylardan kurtulmak ve razı olduğu bir kişi olarak Allah Teâlâ'ya kulluk, mahlukuna hizmet etmektir. Hepsi çok ciddi birer hastalık olan bu kötü huylardan Şirk'i bugün sizlere anlatacağız. Şirk; küfür, yani Allah'ın varlığını inkâr değildir. Allah Teâlâ'yı bildiği halde ona ortak koşmaktır. Şirk denilince her müslümanın aklına önce Mekkeli müşrikler gelir. Hatırlayacağınız gibi onlar Allah'ın varlığını inkar etmiyorlardı, ancak yaptıkları putlara da Allah'ın yaptığı fiilleri yapıyor diye tapıyorlar, yani Cenâb-ı Hakk'a ortak koşuyorlardı. Tamam bizi Allah yarattı ancak yağmuru falanca put yağdırıyor, filanca put düşmanlardan koruyor, bir başkası ekinleri yeşertiyor, bu sahalarda haşa Allah Teâlâ'nın değil, putların sözü geçer diyorlardı.
Dostlar, şirk hastalığının bir kişide olması için illa taştan, topraktan bir puta tapması gerekmez.
Kul bu dünyaya Hakk Teâlâ'nın rızasını kazanmak için gönderilmiştir. Bu rızayı bırakıp başkalarının rızasına yönelmek bile kişiyi şirk hastalığına düşürebilir. Nasıl mı? Mesela, "Şimdi namaz kılarsam gerici derler, şimdi oruç tutarsam beni falanca partinin adamı zannederler" yahut "Şimdi namazımı kılsam; 'Bak görüyor musun gösteriş yapıyor' diye düşünürler" gibi inanışların pençesi altında kıvranmak da maalesef bir şirk alametidir. Çünkü Allah Teâlâ'nın hoşnutluğu ile diğer mahlukatın hoşnutluğu arasında kalmıştır.

BU HASTALIKTAN KURTULMAK İÇİN...
Öncelikle Hazreti Allah'ın rızası, hoşnutluğu kazanılacak tek ve yegane varlık olduğunu kabul etmeli ve tüm hayatını bu kabulüne uygun şekilde yaşamalıdır. İbadetini de O'nun için yapmalı, sadakasını da O'nun için vermeli, iyiliği de karşılığında O'nun rızasını umarak yapmalıdır. Bir şeyi yapmayacaksa ondan da Allah Teâlâ yasak ettiği için sakınmalıdır, başka bir sebepten değil. Yani her işte Allah'ın razı olacağı tercihte bulunmalıdır. Zira insan tercihlerinden sorumludur. Kısacası O'nun rızasını kazanmak için gayret etmelidir. Bunu yapmaya niyet eden kişi, nasıl yapacağının en güzel örneklerini Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatını saadetlerinde arayıp bulabilir. Çünkü bizzat Cenâb-ı Allah, Hazreti Muhammed (s.a.v.) Efendimiz'in güzel ahlâkını övmüş, ve Kur'ân'ı Kerim'de bizim için O'nda güzel örnekler olduğunu buyurmuştur. Çok sinsi bir hastalık olan şirk, ilk başlarda; bu seferlik falancaya hoş görüneyim, filancalarla aram açılmasın benzeri masum gibi görünen sebeplerle kişide yerleşebilir. Bir süre sonra tüm nefsi sararak kişiyi Allah'ın (c.c.) rızasını düşünmez hâle getirir.
İnsanı insanlıktan da çıkarır, kulluktan da. Oysa ki yaratılmış her mahlûkun her nefeste Allah Teâlâ'ya ihtiyacı vardır. Allah'ından ayrı düşen kişi, kiminle birlikte olursa olsun, hüsrandadır da henüz haberi yoktur.


GÖNÜL SAHİFESİ
Allah Korku-sundan Aynaya Bakamayan Zât Ma'ruf-u Kerhî (K.S.) Hazretleri, Abdülkadir Geylâni (K.S.), Hayat El Harrâni (K.S.), Akil El Ömer El Mümbicî (K.S.) Hazretleriyle birlikte bugün bile hayattaymış gibi tasarrufatı sürdüğüne inanılan 4 büyük zâttan bir tanesidir. * Kabri Bağdat'ta bulunan Evliyaullahın büyüklerinden olan Ma'ruf-u Kerhî (K.S.) Hazretleri günde iki kez, sabah ve akşam korka korka aynaya bakar; sonra Allah Teâlâ'ya hamdederek ağlarmış.
Bunu gören talebelerini bir merak almış. Birgün artık meraklarına yenik düşüp hocalarına sormuşlar: _ Efendim, niçin böyle yapıyorsunuz? diye.
Hazreti Ma'ruf-u Kerhî (K.S.): _ Cenâb-ı Hakk'a karşı kötü halimden dolayı o kadar utanıyor, o kadar korkuyorum ki, acaba Allah Teâlâ yüzüme perde indirmiş mi, manen yüzümü karartmış mı, diye sabah, akşam korka korka bakıyorum aynaya. Karartmamış olduğunu görünce de; "Ya Rabbi sen ne büyüksün! diye, gözyaşlarıyla hamdediyorum" demiş.
* Öyle ki Ma'ruf-u Kerhî Hazretinin vefatından sonra Bağdad'lılar onun kabri toprağına müstecab (Kabul olunmuş dua) ve tiry
âk-i mücerreb âcet ki onun toprağına dileyeler, onun ismi ile dua ederler; kabul olurdu.
(Tecrübe edilmiş panzehir) derlerdi. Ve her ne h

AYET-İ KERİME
"Nefsini kötülüklerden arındıran kişi kurtuluşa ermiştir" Şems 9 "Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah'da pek güzel bir örnek vardır. Allah'a ve son güne ümit besler olup da Allah'ı çok zikreden kimseler için." Ahzab 21

HADiS-İ ŞERİF

" Hakîki mücâhid nefs-i emmâresi ile savaşan kimsedir." Buharî Dostlar, insanı şeytan azdırır derler. Ya şeytanı kim azdırır? Şeytanı azdıran nefsin, bizi rahat bırakacağını mı sanıyorsunuz

SORDUM ÖĞRENDİM

Allah şirki affeder mi? Allah Teâlâ ölmeden evvel samimiyetle yapılan tüm tövbeleri kabul eder, şirk de buna dahildir. Fakat öldükten sonra huzuruna müşrik olarak çıkanları affetmeyeceğini beyan buyurmuştur. Bu sebeple âhirette Allah'ın rahmetini ve affını uman kişinin ölmeden evvel bu günaha kesinlikle tövbe etmesi gerekir.

"Allah'ım! Günahlarımın hepsini, küçüğünü ve büyüğünü, ilkini ve sonunu, gizlisini ve aşikârını bağışla."


DEF-İ MAZARRAT CELB-İ MENFAATTEN EVLADIR
Dostlar, eskilerin bu sözü şu manaya gelir: Zararlı bir şeyi def etmek, doğabilecek bir sıkıntıya mâni olmak, menfaatine olacak bir şeyi yapmaktan çok daha iyidir. Bir adam düşünün uçuruma doğru son sürat gidiyor. Aşağı uçacağı kesin. O kimseye engel olmak mı iyidir yoksa, dur şuna güzel bir yatak hazırlayayım yorulmuştur bu şimdi, bir de mükellef sofra kurayım karnını da bir güzel doyursun demek mi? Veya hastalıktan inim inim inleyen bir kimsenin hastalığına acilen müdahale etmek mi daha önemlidir yoksa, yatağını çarşaflarını değiştireyim de temiz temiz yatsın demek mi? Tabi ki ilk önce zararı def etmek, engel olmak lazımdır, yoksa yapılacak diğer hiçbir şeyin zerrece önemi olmayacaktır. İşte başlıktaki bu söz bize, bunu anlatır. Bu aslına bakarsanız herkesin aklının erdiği ve bilmese bile hayatta tatbik ettiği bir sözdür. Ancak, Hazreti Allah'a kulluk ve ahiret hayatına hazırlık mevzubahis olduğunda maalesef unutuluverir. Nefsi ciddi hastalıkların pençesinde kıvranan bir kişi için de durum, uçuruma doğru gidenden veya hastalıktan inleyenden farklı değildir. Kişinin en önce kendindeki bu hastalığa teşhis koyup, acilen tedavisine gayret etmesi gerekir. Sevgili dostlar ibadetini nice zamandır düzgünce yapmaya gayret eden ama hala namazın, orucun, Kur'ân okumanın zevkini alamamaktan şikayetçi olan kardeşlerimiz oluyor bazen. Hazreti Mevlana (K.S.) onlar için diyor ki; 'Sen ibadet, taatle sürekli heybene bir şeyler dolduruyorsun ama heybenin altı delik, ne kadar koyarsan koy dolmuyor.' Yani, Hazreti Pir, bizlere şunu söylüyor; "sen nefsindeki hastalıkları, kötü huyları bulup tedavi etmediğin sürece, yaptığının da bir kıymeti kalmıyor. Çünkü yaptığın sende kalmıyor. Gadapla, kibirle, şehvetle, şirkle, gıybetle, hasetle yaptıklarını yiyip bitiriyorsun.

NEFİS HASTALIKLARININ TEŞHİSİ
Sevgili dostlar, bugün ve önümüzdeki birkaç gün, Nefsin kötü huylarını ve kişiyi kulluktan düşürecek derecede ciddi hastalıklarını sizlerle paylaşacağız. Umuyoruz ki, tövbe ayı, mağfiret ayı Ramazan'da, bir kez daha kendimizi, nefsimizi gözden geçirip bayrama inşaallah tertemiz çıkmak cümlemize nasip olur. Dostlar, kişinin kendinde olan kötü bir huyu, nefsinde olan bir hastalığı farketmesi, teşhis etmesi ve belki de itiraf etmesi pek de kolay bir iş değildir. Ama nasıl ki, maddi hastalıklarda doktordan önce etrafımızdakilere danışıyor, en azından doktora gidecek bir durumumuz olup olmadığını anlamak için onların görüşlerini önemsiyorsak, manevi rahatsızlıklarda da önce ailemize, sevenlerimize danışmak en doğrusu olacaktır. Yani, kişi kendinde olduğundan şüphelendiği bir huy için, ailesine ve arkadaşlarına, yorumundan incinmeyeceği ve sözüne güveneceği kişilere bende şöyle bir şey görüyor musunuz diye sorabilmelidir. Onlar da kişinin şüphelerini paylaşıyorsa, o zaman o rahatsızlığın tedavisi için hiç vakit kaybetmeden bir şeyler yapmalıdır. Teşhisi koyduk, tedavisiz bırakmayacağız merak etmeyin. Çok şükür ki, ne bu huylar ve hastalıklar ne de teşhis ve tedavi yöntemleri bugün ortaya çıkmış değildir. Önce Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatı saadetlerinde ortaya koyduğu güzel ahlâk sonra da O'ndan, sünnetinden, sözlerinden aldıkları örnek ve ilhamla İslam alimlerinin bu konuda ortaya koyduğu eserler, birçok müşkili kökünden halledecektir. Özellikle İmam Gazali Hazretlerinin Kimyây-ı Saadet ve İhyây-ı Ulûmiddin adlı eserleri hem pratik tarifleri hem de popüler oluşlarından dolayı Türkçemize çok duru bir şekilde çevirildiklerinden ötürü ilk akla gelen ve tavsiye olunanlardır. Kıymetli dostlar Cenâb-ı Allah'ın tüm din kardeşlerimizi bu gibi mânevi hastalıklardan, kötü huylardan ölmezden evvel kurtararak ve tekrarından muhafaza etmesi, hür bir şekilde kendisine kulluk edenlerden olmamız duası ile Allah'a (c.c.) emanet olunuz.
!

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler