Bedensel ve zihinsel özürlülerle de yardımlaşmalıyız

ALİ RIZA DEMİRCAN ALİ RIZA DEMİRCAN
Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Bedensel ve zihinsel özürlülerle de yardımlaşmalıyız
Oranlar farklı olsa da bütün toplumlar gibi toplumumuzda da bedensel özürlüler vardır.
Büyük çoğunluğunu görme, işitme, konuşma, yürüme ve düşünme özürlülerinin oluşturduğu bedensel özürlüler, ilgilenilmesi gereken ve sayısal yoğunluğu da olan toplumsal kesimimizdir.
Duygu, düşünce, eğilim ve ihtiyaçlar bakımından sağlıklı insanlar gibi olan özürlülerin eğitimden işe, spordan cinselliğe kadar çözüm için yardım bekleyen pek çok problemleri vardır.
Bir kısmı doğuştan özürlü olan, önemli bir kısmı da kazalar ve hastalıklar sebebiyle özürlenen insanlarımız, Kur'ân ve Sünnet dilinde Zu'âfâ, ülid-Darar, A'ma, A'rec ve Merîz gibi kelimelerle anılmaktadır. (1) Sağlıklı insanlarımız gibi bizzat özürlülerimiz de bilmeli ve inanmalıdırlar ki engellilerimiz de Yaratan katında yargılanacak yükümlü ve sorumlu insanlardır.
Bedensel özürlülerimiz de sağlıklı insanlar gibi İslâmî îman esaslarına inanmakla mükelleftirler.
Onlar da kalbî cihâd, adalet, namaz, oruç, zekât ve hacla, akraba ve komşuluk görevleriyle sorumludurlar.
Onlar da içki, kumar, yalan, ümitsizlik, bencillik ve tembellik gibi haramlardan kaçınmakla görevlidirler.
Ne var ki kolaylıklar dîni olan İslâm'da özürlülük hali gibi maddî engeller bazı ilâhî görevleri düşürür. Bazılarını eksiltir ve bazılarını da değişikliğe uğratarak hafifletir.
Üstelik yardım almaya da hak kazandırır.
Örneğin zihinsel özürlü yükümlü olmaktan çıkar.
Bedensel özürlüden yurdun işgali durumunda silahlı cihâd vazîfesi kalkar. Yardımcısı olacak bir yakını bulunmayan ve parayla da istihdam edemeyecek olan varlıklı özürlüden hac ve meşrû davetlere katılma görevleri düşer. Ayağı kesik özürlü kişi cemâat namazlarına katılmaktan affedilir, özürlü, namazlarını cem ederek; örneğin öğle ile ikindiyi; akşamla yatsıyı birleştirerek kılabilir. Fakir özürlü, öncelikli olarak da zekât ve nafaka almaya hak kazanır.
Mecelle ifadesiyle özetlersek, "Meşakkat teysîri celbeder./Zorluk kolaylığı getirir." (2) Yüce dînimizin özürlülerimiz için açtığı ve onlar için nice vakıflar kuran şanlı ecdadımızın yürüdüğü yolda bizler de koşmalı, yaşamı kolaylaştırıcı ve renklendirici atılımlar yapmalıyız.
A- Özürlülerimiz/engellilerimizin problemlerinin çözümü, gereksinimlerinin karşılanması ve yaşamlarının kolaylaştırılmasında birinci derece kendileri sorumludur.
Çünkü kendileri mükelleftirler.
Özürlüler, kendi kusurları sebebiyle özürlenseler bile, özürlülük halinin bir şer olmadığına inanmalıdırlar.
Karamsarlığa düşmemelidirler. Yaşamın ebediyen süreceğini, dünya hayatının, yaşanacak hayatın yalnızca akşam veya kuşluk vakti gibi pek küçücük bir bölümünü oluşturduğunu bilmelidirler. Azimlerini yitirmemeli, tembelliğe yatmamalıdırlar. Güçleri oranında sorumlu, yararlı işler üretmekle de mükellef olduklarını kavramalıdırlar. Çevrelerine gereksiz olarak yük olmamalı, alacakları maddî ve manevî yardımları azaltmaya çalışmalıdırlar. Kendilerine yönelik eğitim kurumlan, iş alanları ve sosyal tesislerle ilgili projeler üretmelidirler, özürlülük durumlarının ebedî hayatları için büyük bir nimet olduğuna da îman etmelidirler.
Çünkü Yüce Rabbimiz, insanları denemeye uğratacağını duyurmakta, "Biz Allah'ın kullarıyız, O'na döneceğiz" diyerek sabır gösterecekler için ebedi nimetler müjdelemektedir. (3) Bakınız Peygamberimiz, bu müjdelerden birini nasıl örneklendirmektedir: "Yüce Allah şöyle buyurur: Kulumu, iki gözünü almakla imtihan ettiğim zaman mükâfatını alacağı beklentisiyle sabrederse onu Cennet'ime koyarım." (4) Hiç şüphesiz müjdelenenler yalnızca görme özürlüler değildir. İrade dışı oluşumları kuşatan ilahi kader'e isyan edilmediği ve sevaplar beklenildiği sürece her bir özür, çekilen zorluklar ve ıstıraplar ölçüsünde özürlünün mükafatlandırılmasına neden olacaktır, üstelik özürlüler inançları ve iyi niyetleriyle yapamayacakları işlerin sevaplarını da alabileceklerdir.
Haklar ve hürriyetlerimizin yanı sıra yurtlarımızın korunması için verilmesi gerekecek savaşta, özürlülerin savaşmakla sorumlu tutulmayacaklarının bildirildiği âyette, bu ayrıcalıklar şöylece açıklanmaktadır: "Körün, topalın ve hastanın (Zalimlerle Allah yolunda savaşamadıklarından dolayı) bir sorumlulukları yoktur. Ama her kim (fiilen veya kalben) Allah'a ve Elçisi'ne itaat ederse Allah onu içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kim de (fiilen veya kalben) yüz çevirirse onu da elem verici bir azaba çarptıracaktır." (5) B- Problemlerinin çözümü ve ihtiyaçlarının karşılanmasında özürlülerin kendileri gibi bizler de sorumluyuz. Ana görevimiz, özürlülerimizi sağlıklı insanlar gibi değerlendirmek; şahsiyetlerini tanımak ve saygı göstermek olmalıdır.
Hz. Peygamber'in, Mekke'nin egemen şahsiyetlerini İslâm'a davet ettiği bir sırada gelerek soru yönelten ve cevap bekleyen a'ma Abdullah İbn-i Ümm-i Mektum'a ilgi göstermediği için Yüce Mevlâmızın Peygamberimiz'i kınayan Abese Sûresi'nin ilk âyetlerini indirmesi, diğer insanlar gibi onların şahsiyetlerinin de önemsenmesi gereğini öğretmektedir. a- Merkezî ve mahallî yönetimler olarak bütün sosyal imkânlarımızı, sağlıklılardan çok onların eğitimi ve gelişimi için harcamalıyız. Mevcut kurumları geliştirmeli, olmayanları da kurmalıyız. Çünkü onlar, toplumumuzun manevi güvenceleridir.
Peygamberimiz'in "Sizler ancak zayıflarınız sebebiyle rızıklandırılıyorsunuz"(6) buyurması, bu gerçeği açıklamaktadır.
Onlar, kabiliyetleri çizgisinde yetiştirilmeli, kendilerine moral ve topluma katkı sağlamaları için de istihdam edilmelidir. Sevgili Peygamberimizin görme özürlü Itban b. Malik'i imamlıkla ve Amr b.
Kays'ı da vekili olarak Medine yönetiminde iki defa görevlendirmesi, izlememiz gereken örneklerimizdir. (7) Özürlüler arasında nice filozoflar, ilim ve sanat adamları ve de mucidler çıktığı bir gerçek olduğuna göre, özürlülerimiz ihmal edilmemelidir. Kaldı ki özürlü de olsalar, kişilerin kendi el emeklerini yemeleri, diğer insanlara ihtiyaç arz etmemeleri asıldır. Çünkü Peygamberimiz, zaruret olmaksızın insanlara yük olunmaması gereğini açıklamakta, böylesi soylu bir tavrın Cennet'e götüreceğini müjdelemektedir. (8) b- Kişisel olarak da özürlülerimize karşı özel bir ihtimam göstermeliyiz. Çünkü onlara yapılacak maddî ve manevî yardım çok daha faydalıdır, hayatîdir ve de sevablıdır. Azîz Peygamberimiz "...Körlere eşlik edip yol göstermek, bedenî yardıma muhtaç özürlülere katkı sağlamak, sağır ve dilsizlere, muhtaç oldukları bilgileri anlayabilecekleri şekilde duyurmak, Rabbimizin rızasına erdirecek hayırlı amellerdendir" buyurmaktadır. (9) Çok iyi bilinmelidir ki özürlüler, özürleriyle denenirken bizler de onlara yardımcı olup olmamakla deneniyoruz. Bu sebeple, ailesinde, yakınında ve çevresinde engelliler bulunan insanlarımız, onların durumuna düşebileceklerini bilmeli, onlara kendileri için ilâhî bir deneme oldukları bilinciyle yaklaşmalı, âhiret saadetlerine yardıma vesîleler olarak görmelidirler.
Kur'ân-ı Kerim'de "Körlerin, topalların ve hastaların çevrelerinden yardım beklemeleri ve yararlanmalarının tabii olduğu, sakınca taşımadığı..." açıklanmaktadır. (10) Ne var ki özürlüler de gördükleri ilgiyi sömürmemeli, gerektiğinden fazla yük olmamalıdırlar.
Her vesîle ile sık sık duâlı teşekkürlerini sunarak, fedakâr yardımcılarına yaptıklarının onurunu ve mutluluğunu yaşatmalı, onların sabırlarını beslemelidirler. Çok iyi bilinmelidir ki Allah'a şükür gibi insanlara teşekkür de dînî bir görevdir. Peygamberimiz, "İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmez" (11) buyurmakta, böylece teşekkürsüzlüğün olumsuzluğunu açıklamaktadır.
Yardımlarımızı bekleyen insanlara yardımcı olmak ne kadar büyükse, onlara karşı gösterilecek ihmaller ve işlenecek hatalar da o kadar büyük olur. Sevgili Peygamberimiz, "Bakmakla yükümlü olduğu kişileri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter" buyurarak ve "A'maya yolunu şaşırtan kişiyi... lanetleyerek" bu gerçeği duyurmaktadır. (12) Özetlersek bedensel özürlülük acınacak değil, yardımlaşılacak haldir. Ama acınacak özürlülük, Kur'ân diliyle söylersek Allah'a ve yasalarına imansızlıktan kaynaklanan ruhsal sağırlık, dilsizlik ve körlüktür; ahlâkî felçliliktir; güzellikler karşısında duyarsızlıktır.
Bunun içindir ki Kur'ân ve Peygamberî Sünnet, bedensel ve ruhsal özürlülüğün bir olamayacağını açıklamakta, daha çok ruhsal/ahlâkî özürlülük üzerinde yoğunlaşmaktadır. (13) Yazımızı, ruhsal özürlülüğün, dünya hayatımız yanı sıra âhiret hayatımızı da karartacağına vurgu yapan âyetlerle bitirelim: "Kim Kur'ânî bildirilerim/buyruklarımdan yüz çevirerek inançları ve işlerini Batıl'lar ve çirkinlikler üzerinde sürdürürse, ona dar bir hayata düşürecek ve onu Kıyamet Günü kör olarak kaldıracağız.
Böyle biri: 'Rabbim! Beni niçin kör olarak kaldırdın' diye soracak. Allah da ona, şöyle cevap verecektir:
- Sana mesajlarımız gelmişti de sen onları göz ardı etmiştin. Bugün de aynen öylece göz ardı edilip unutulacaksın. Çünkü kendi elindekileri boşa harcayan ve Rabbinin mesajlarına inanmayan kimseleri Biz işte böyle cezalandıracağız. Böylelerinin âhirette çekeceği azab, gerçekten de azabların en zorlusu olacaktır." (14)


PEYGAMBERİMİZ'İN DİLİNDEN
Kur'ân dosdoğru bir hayat yoludur
Hz. Ali (R) "Allah'ın Resûlü'nden bizzat dinledim" diyerek anlatıyor: "Allah'ın Resûlü, gelecekle ilgili bir konuşmalarında şöyle buyurdu: - Aman çok dikkatli olunuz. Zira yakın dönemde (îman ve amel hayatını sarsacak) fitneler olacaktır. O'nun gerçekleşeceğini bildirdiği fitnelerin önemini kavradığım için hemen koruma çarelerini öğrenmek istedim. Bu sebeble sordum. - Ya Resulallah! Bu fitnelerden korunabilmenin çaresi nedir? Allah'ın Resûlü (S) şu açıklamada bulundu: - Çare Allah'ın Kitabı'dır, ona uymaktır. Zira Allah'ın Kitabı Kur'ân'da sizden önce yaşamış bulunan toplulukların (saadet ve felaket) haberleri vardır. Sizden sonra gelecek nesillerin de yararlanacağı Hakîkat duyuruları vardır. Onda çağdaşlarınızın (düstûr edineceği) prensipler de mevcuttur. O Hak'la Bâtıl'ları ayıran İlâhi Kitap'tır. O'nu bırakanların; (O'nunla yönetmek ve yönetilmek istemeyenlerin düzenlerini) Allah başlarına geçirir. Onu bırakarak doğru yaşantıya ermek isteyenleri Allah çıkmazlara saptırır. O Allah'ın (yapışılacak ve yapışanları yükseltecek) sağlam bir ipidir. O tatmin edecek çok yönlü bir öğüttür. Dosdoğru bir hayat yoludur. O'na bağlı görüşler eğriliğe; duygular da çirkinliğe sapmaz. Diller de ancak onunla bâtıllara kayıp sürçmez. Âlimler onun ilmî gerçeklerine doyamaz. Çok okunmak ve incelenmekle câzibesi pörsümez, usanç da gelmez. Sırları bitmez, incelikleri de tükenmez.

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler