Kur'ân'ı okumak, anlamak ve uygulamak ibadet görevimizdir
Giriş Tarihi:
Kur'ân; Allah'ın insanlığa indirdiği son ilâhi mesajlar bütünüdür, Rabbimiz onu seçtiği ve son evrensel Peygamberi kıldığı Hz. Muhammed'le insanlığa bildirmiştir.
Allah'ı ve insanı tanıtan, hayatın başlangıcı ve sonucunu bildiren âyetleri, sunduğu hayat kanunları, felâket ve mutluluk sebebi olan yaşayış şekillerine ait tarihî belgeleri, evrenle ilgili ilmî mucizeleri, Hak'kı, bâtıllardan ayırıcı düsturları ve insanlığın ölüm ötesi Cennet ve Cehennem yaşamını açıklayan haberleri ile Kur'ân-ı Kerîm, bütün akıl sahipleri için hidâyet kaynağıdır.
Mü'min, bütün Kutsal Kitap'ların özünü içeren Kur'ân'a iman eden; daha açık bir anlatımla onun ihtiva ettiği inançla ilgili kurallara; iktisadî, sosyal, hukukî ve ahlâkî ilkelere inanan ve Kur'ân'ı yaşamaya bütün varlığıyla yönelen insandır.
Mü'min Kur'ân insanıdır. O'nu okumak, anlamak, yaşamak ve yaymakla görevlendirilmiştir.
Kur'ân'ı okumak
Rabbimizin (Müddesir 20) "...Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyunuz..." şeklindeki emrinin gereği olarak, mü'minin Kur'ân'a karşı ilk vazifesi ibadet olduğu inancıyla O'nu sık sık okumaktır. Kur'ân'ı orijinal harfleriyle öğrenerek ihlâsla tilâvet etmektir.
Müslüman'ın inandığı ve hayat nizamı edindiği Kur'ân'ı tecvid üzere güzelce okuyamamasının mâzereti olamaz. Hiçbir mü'min, ben Kur'ân okuyamıyorum dememelidir. Bu çok acıdır ve cehaletlerin en çirkinidir. Çünkü, O'nun öğrenilmesi, geliştirilen görsel yöntemlerle günde 1-2 saat ayırmak üzere, en çok 15 günlük bir iştir.
Devrimizde birçok mü'minin Kelime-i Şahâdet cümlesini bile rahatlıkla telâffuz edememesi, ilk defa karşılaşılan yabancı bir dilin kelimelerini telâffuz eder gibi Kur'ân kelimeleri üzerinde zorluk çekmesi ve bunun böyle devam edip gitmesinin inanç zaafı olmaktan başka bir izahı yoktur. Her mü'min, Kur'ân'ı aslî harfleriyle okumasını öğrenecektir. Bu, dinî bir vazifedir ve bir ibâdettir. Bu mevzuda Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Sizin en hayırlınız, anlamlarıyla birlikte Kur'ân'ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir." "Kim Kur'ân'dan bir harf okursa, o harf sebebiyle ona bir birim sevap verilir. Her bir sevap ise on katı ile mükâfatlandırılacaktır." İslâm Dini'ni aşkla yaşayabilmesi için mü'minin Kur'ân'ı ciddî ve sürekli bir şekilde okuması gerekir. Bundan ötürüdür ki mü'minlere emredilen ve günde 5 defa kılınması gereken namazlarda, başta Fatiha Sûresi olmak üzere Kur'ân'dan bölümler okunması emredilmiştir. Böylece mü'minlere namaz çağı öncesi Kur'ân eğitimi gerekli kılındığı gibi, hayat süresince de Kur'ân'la fikrî ve kalbî bir rabıta kurmaları sağlanmıştır. Şu eşsiz ve tarife sığmaz ihtişama bakınız ki, her mü'min, en az günde 5 defa namazlar aracılığı ile Kur'ân'la doğrudan doğruya bir bağlantı kuracaktır.
İslâm Dini'nin iman, ahlâk, iktisad, hukuk v.s. düsturlarını oluşturan Kur'ân âyetlerini, Rabbinin huzurunda, Rabbinden indirilen şekliyle okuyarak ve dinleyerek Allah'a ibâdet edecektir.
* * *
Kur'ân-ı okumak mümin için ne derece lüzumlu ise öğrendiklerini korumak ve unutmamak da o nispette zarurîdir. Bu sebepledir ki, Peygamberimiz Kur'ân'a karşı gösterilecek alâkasızlığın manevî sorumluluğuna değinerek şöyle buyurmuşlardır: "Kur'ân'dan bildiklerinizi mutlaka muhafaza ediniz. Çünkü bana ümmetimin günahları gösterildi de, kendisi Kur'ân'dan bir sûre veya bir âyet öğrenip de sonra onu unutan kişinin günahından daha büyüğünü görmedim."
Kur'ân'ı anlamaya çalışmak
Kur'ân'ı aslî harfleri ile fakat anlamayarak okumuş olmak bir ibâdet ise de asıl gaye O'nu anlamaktır. Bu sebeple Kur'ân'a yönelik bir görevimiz de onu anlamaya çalışmaktır.
İslâm dini temel yasalarını teşkil eden Kur'ân'ın anlaşılmasını belirli zümrelerin tekeline bırakmamıştır. Kur'ân, her bir ferd için gönderilmiştir ve Kur'ân mesajı ana hatlarıyla herkes tarafından anlaşılacak kadar açıktır.
Bu gerçeği ifade etmek içindir ki Rabbimiz (Kamer 17) şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki, biz, Kur'ân'ı anlaşılması/üzerinde düşünülmesi için kolaylaştırmışızdır. O halde bir düşünen (ibret alan) var mı?"
Kur'ân'ı biraz olsun anlayarak okumuş olmak için, Kur'ân'ın orijinal harfleriyle yazılmış metnini ihtiva eden meâl ve tefsirlerinden sıra ile günlük dersler takip etmeliyiz. Bir sayfa metin, akabinde de okunan sayfanın tercümesi ve tefsirini okumalıyız. Ayrıca, muhtelif mevzûlardaki Kur'ân âyetlerini açıklayıcı ilmî eserleri de ciddi bir gayretle takip etmeliyiz.
Kur'ân'ı okumanın, onu anlamak için olacağı gerçeğini kavrayamayan birçok mü'min kardeşimiz, hatta birçok din görevlimiz, Kur'ân'ı yıllarca okudukları, defalarca hatmettikleri halde tercüme ve tefsirlere rağbet etmedikleri, sunduğumuz usûlü benimsemedikleri için, Kur'ân'ın mâna zenginliklerinden feyiz alamamışlardır. Biz, bu duruma düşmemeliyiz.
Kur'ân'ı yaşamak
Hayat Nizâmı'mız Kur'ân'ımızı okumak, anlamak için olacağı gibi, anlamak ta şüphesiz tatbik etmek için olacaktır. Mü'minin Kur'ân'a imanı zaten O'nu yaşamak içindir. Kur'ân'a karşı bu üçüncü görevimizle ilgili olarak Yüce Rabbimiz (En'am 155) şöyle buyurur: "İşte bu Kur'ân, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Artık Kur'ân'a uyun, (O'nun emir ve yasaklarına aykırı davranıştan) sakının ki merhamet olunasınız."
Mü'min Kur'ân'ı mûsikisinden yararlanmak ve kültürünü artırmak için okumayacaktır.
O'nu yaşamak için öğrenecek, okuyacak ve dinleyecektir.
Kur'ân'ı tebliğ eden, nurlu ve mukaddes hayatıyla da yaşayarak açıklayan biricik Önderimiz/Peygamberimiz Kur'ân'ı yaşamamız konusunda şöyle buyurur: "Kur'ân; (maddî ve manevî bunalımların) şifa kaynağıdır." "Kur'ân'a sarılınız. Onu hayat rehberi tanıyınız. Çünkü, O, alemlerin Rabbi olan Allah'ın kelâmıdır/sözüdür..." "Allah'ın kelâmının; (emir ve yasaklarının) insanların koyduğu yasalara üstünlüğü ise Allah'ın yaratıklarına üstünlüğü gibidir." "(İşte bu sebepledir ki) Allah, (emir ve yasaklarını ihtiva eden) Kur'ân'la amel eden toplumları yükseltir. O'nun izinden gitmeyenleri de alçaltır."
Tatbik olunmayan bilgilerden bir menfaat edinilemeyeceği gibi, inanılan, okunan, anlaşılan, fakat yaşanmayan Kur'ân'dan da özlenen faydalar sağlanamayacaktır.
Yararlanmak şöyle dursun, bilerek ve ısrar ederek Kur'ân düzenine aykırı yaşayanlar, dünya hayatında buhranlarla, Âhiret hayatında azaplarla cezalandırılacaklardır.
Rabbimiz bu gerçeği şöyle açıklar: "Benim zikrimden (Kur'ân'ımdan) yüz çeviren kişi için (buhranlarla dolu) dar bir hayat vardır..." (Taha 124) "İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar (yok mu?) Onlar Cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır." (Bakara 39) d) Kur'ân'la alakalı dördüncü görevimiz de onun mesajlarını yazılı, sözlü ve özellikle de örnek olarak yaymaya çalışmaktır.
* * *
Kur'ân'ımızı okuyalım. O'nu anlamaya çalışalım. Çocuklarımıza Kur'ân öğretelim.
Onlara Kur'ân öğretmenin en mühim vazifemiz olduğunu bilelim. Zira Kur'ân'ı okuyamayan kişi namaz kılmak için bilinmesi zarurî olan âyetler ve sûreleri, doğru okuyamaz. Kur'ân'sız da namaz kılınamaz.
Dostlarımızla bir araya gelerek Kur'ân'ın tercüme ve tefsirlerini okuyalım.
Öğrendiklerimizle amel edelim. Öğrendiğimiz Kur'ân mesajlarını çevremize yayalım. Dünya ve ahiret mutluluğu "Yolların en güzeli ve doğrusuna ileten, iman ederek hayırlı işler yapanlara büyük bir mükâfatı müjdeleyen," Kur'ân'ın dostlarınındır. (İsra 9) Yüce Rabbinden, Kur'ân'ı, gönüllerimizin baharı, kalplerimizin şifası, hayat yolumuzun nûru, kabirlerimizin aydınlığı kılmasını diler, yazımızı bir hadîs manâsıyla bitiririm: "Kur'ân'ı okuyan, bütününü veya bir kısmını ezberleyen, O'nun helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kabul eden kişiyi Allah Kur'ân sebebiyle Cennet'e sokacak ve ailesinden Cehennemlik olan 10 kişiye de şefaat ettirecektir."
* * *
Bir Ayet
"Biz ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da; o sadece bir öğüt ve parlak bir Kur'an'dır." (Yasin Sûresi, 69. Ayet)
Allah'ı ve insanı tanıtan, hayatın başlangıcı ve sonucunu bildiren âyetleri, sunduğu hayat kanunları, felâket ve mutluluk sebebi olan yaşayış şekillerine ait tarihî belgeleri, evrenle ilgili ilmî mucizeleri, Hak'kı, bâtıllardan ayırıcı düsturları ve insanlığın ölüm ötesi Cennet ve Cehennem yaşamını açıklayan haberleri ile Kur'ân-ı Kerîm, bütün akıl sahipleri için hidâyet kaynağıdır.
Mü'min, bütün Kutsal Kitap'ların özünü içeren Kur'ân'a iman eden; daha açık bir anlatımla onun ihtiva ettiği inançla ilgili kurallara; iktisadî, sosyal, hukukî ve ahlâkî ilkelere inanan ve Kur'ân'ı yaşamaya bütün varlığıyla yönelen insandır.
Mü'min Kur'ân insanıdır. O'nu okumak, anlamak, yaşamak ve yaymakla görevlendirilmiştir.
Kur'ân'ı okumak
Rabbimizin (Müddesir 20) "...Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyunuz..." şeklindeki emrinin gereği olarak, mü'minin Kur'ân'a karşı ilk vazifesi ibadet olduğu inancıyla O'nu sık sık okumaktır. Kur'ân'ı orijinal harfleriyle öğrenerek ihlâsla tilâvet etmektir.
Müslüman'ın inandığı ve hayat nizamı edindiği Kur'ân'ı tecvid üzere güzelce okuyamamasının mâzereti olamaz. Hiçbir mü'min, ben Kur'ân okuyamıyorum dememelidir. Bu çok acıdır ve cehaletlerin en çirkinidir. Çünkü, O'nun öğrenilmesi, geliştirilen görsel yöntemlerle günde 1-2 saat ayırmak üzere, en çok 15 günlük bir iştir.
Devrimizde birçok mü'minin Kelime-i Şahâdet cümlesini bile rahatlıkla telâffuz edememesi, ilk defa karşılaşılan yabancı bir dilin kelimelerini telâffuz eder gibi Kur'ân kelimeleri üzerinde zorluk çekmesi ve bunun böyle devam edip gitmesinin inanç zaafı olmaktan başka bir izahı yoktur. Her mü'min, Kur'ân'ı aslî harfleriyle okumasını öğrenecektir. Bu, dinî bir vazifedir ve bir ibâdettir. Bu mevzuda Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Sizin en hayırlınız, anlamlarıyla birlikte Kur'ân'ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir." "Kim Kur'ân'dan bir harf okursa, o harf sebebiyle ona bir birim sevap verilir. Her bir sevap ise on katı ile mükâfatlandırılacaktır." İslâm Dini'ni aşkla yaşayabilmesi için mü'minin Kur'ân'ı ciddî ve sürekli bir şekilde okuması gerekir. Bundan ötürüdür ki mü'minlere emredilen ve günde 5 defa kılınması gereken namazlarda, başta Fatiha Sûresi olmak üzere Kur'ân'dan bölümler okunması emredilmiştir. Böylece mü'minlere namaz çağı öncesi Kur'ân eğitimi gerekli kılındığı gibi, hayat süresince de Kur'ân'la fikrî ve kalbî bir rabıta kurmaları sağlanmıştır. Şu eşsiz ve tarife sığmaz ihtişama bakınız ki, her mü'min, en az günde 5 defa namazlar aracılığı ile Kur'ân'la doğrudan doğruya bir bağlantı kuracaktır.
İslâm Dini'nin iman, ahlâk, iktisad, hukuk v.s. düsturlarını oluşturan Kur'ân âyetlerini, Rabbinin huzurunda, Rabbinden indirilen şekliyle okuyarak ve dinleyerek Allah'a ibâdet edecektir.
* * *
Kur'ân-ı okumak mümin için ne derece lüzumlu ise öğrendiklerini korumak ve unutmamak da o nispette zarurîdir. Bu sebepledir ki, Peygamberimiz Kur'ân'a karşı gösterilecek alâkasızlığın manevî sorumluluğuna değinerek şöyle buyurmuşlardır: "Kur'ân'dan bildiklerinizi mutlaka muhafaza ediniz. Çünkü bana ümmetimin günahları gösterildi de, kendisi Kur'ân'dan bir sûre veya bir âyet öğrenip de sonra onu unutan kişinin günahından daha büyüğünü görmedim."
Kur'ân'ı anlamaya çalışmak
Kur'ân'ı aslî harfleri ile fakat anlamayarak okumuş olmak bir ibâdet ise de asıl gaye O'nu anlamaktır. Bu sebeple Kur'ân'a yönelik bir görevimiz de onu anlamaya çalışmaktır.
İslâm dini temel yasalarını teşkil eden Kur'ân'ın anlaşılmasını belirli zümrelerin tekeline bırakmamıştır. Kur'ân, her bir ferd için gönderilmiştir ve Kur'ân mesajı ana hatlarıyla herkes tarafından anlaşılacak kadar açıktır.
Bu gerçeği ifade etmek içindir ki Rabbimiz (Kamer 17) şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki, biz, Kur'ân'ı anlaşılması/üzerinde düşünülmesi için kolaylaştırmışızdır. O halde bir düşünen (ibret alan) var mı?"
Kur'ân'ı biraz olsun anlayarak okumuş olmak için, Kur'ân'ın orijinal harfleriyle yazılmış metnini ihtiva eden meâl ve tefsirlerinden sıra ile günlük dersler takip etmeliyiz. Bir sayfa metin, akabinde de okunan sayfanın tercümesi ve tefsirini okumalıyız. Ayrıca, muhtelif mevzûlardaki Kur'ân âyetlerini açıklayıcı ilmî eserleri de ciddi bir gayretle takip etmeliyiz.
Kur'ân'ı okumanın, onu anlamak için olacağı gerçeğini kavrayamayan birçok mü'min kardeşimiz, hatta birçok din görevlimiz, Kur'ân'ı yıllarca okudukları, defalarca hatmettikleri halde tercüme ve tefsirlere rağbet etmedikleri, sunduğumuz usûlü benimsemedikleri için, Kur'ân'ın mâna zenginliklerinden feyiz alamamışlardır. Biz, bu duruma düşmemeliyiz.
Kur'ân'ı yaşamak
Hayat Nizâmı'mız Kur'ân'ımızı okumak, anlamak için olacağı gibi, anlamak ta şüphesiz tatbik etmek için olacaktır. Mü'minin Kur'ân'a imanı zaten O'nu yaşamak içindir. Kur'ân'a karşı bu üçüncü görevimizle ilgili olarak Yüce Rabbimiz (En'am 155) şöyle buyurur: "İşte bu Kur'ân, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Artık Kur'ân'a uyun, (O'nun emir ve yasaklarına aykırı davranıştan) sakının ki merhamet olunasınız."
Mü'min Kur'ân'ı mûsikisinden yararlanmak ve kültürünü artırmak için okumayacaktır.
O'nu yaşamak için öğrenecek, okuyacak ve dinleyecektir.
Kur'ân'ı tebliğ eden, nurlu ve mukaddes hayatıyla da yaşayarak açıklayan biricik Önderimiz/Peygamberimiz Kur'ân'ı yaşamamız konusunda şöyle buyurur: "Kur'ân; (maddî ve manevî bunalımların) şifa kaynağıdır." "Kur'ân'a sarılınız. Onu hayat rehberi tanıyınız. Çünkü, O, alemlerin Rabbi olan Allah'ın kelâmıdır/sözüdür..." "Allah'ın kelâmının; (emir ve yasaklarının) insanların koyduğu yasalara üstünlüğü ise Allah'ın yaratıklarına üstünlüğü gibidir." "(İşte bu sebepledir ki) Allah, (emir ve yasaklarını ihtiva eden) Kur'ân'la amel eden toplumları yükseltir. O'nun izinden gitmeyenleri de alçaltır."
Tatbik olunmayan bilgilerden bir menfaat edinilemeyeceği gibi, inanılan, okunan, anlaşılan, fakat yaşanmayan Kur'ân'dan da özlenen faydalar sağlanamayacaktır.
Yararlanmak şöyle dursun, bilerek ve ısrar ederek Kur'ân düzenine aykırı yaşayanlar, dünya hayatında buhranlarla, Âhiret hayatında azaplarla cezalandırılacaklardır.
Rabbimiz bu gerçeği şöyle açıklar: "Benim zikrimden (Kur'ân'ımdan) yüz çeviren kişi için (buhranlarla dolu) dar bir hayat vardır..." (Taha 124) "İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar (yok mu?) Onlar Cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır." (Bakara 39) d) Kur'ân'la alakalı dördüncü görevimiz de onun mesajlarını yazılı, sözlü ve özellikle de örnek olarak yaymaya çalışmaktır.
* * *
Kur'ân'ımızı okuyalım. O'nu anlamaya çalışalım. Çocuklarımıza Kur'ân öğretelim.
Onlara Kur'ân öğretmenin en mühim vazifemiz olduğunu bilelim. Zira Kur'ân'ı okuyamayan kişi namaz kılmak için bilinmesi zarurî olan âyetler ve sûreleri, doğru okuyamaz. Kur'ân'sız da namaz kılınamaz.
Dostlarımızla bir araya gelerek Kur'ân'ın tercüme ve tefsirlerini okuyalım.
Öğrendiklerimizle amel edelim. Öğrendiğimiz Kur'ân mesajlarını çevremize yayalım. Dünya ve ahiret mutluluğu "Yolların en güzeli ve doğrusuna ileten, iman ederek hayırlı işler yapanlara büyük bir mükâfatı müjdeleyen," Kur'ân'ın dostlarınındır. (İsra 9) Yüce Rabbinden, Kur'ân'ı, gönüllerimizin baharı, kalplerimizin şifası, hayat yolumuzun nûru, kabirlerimizin aydınlığı kılmasını diler, yazımızı bir hadîs manâsıyla bitiririm: "Kur'ân'ı okuyan, bütününü veya bir kısmını ezberleyen, O'nun helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kabul eden kişiyi Allah Kur'ân sebebiyle Cennet'e sokacak ve ailesinden Cehennemlik olan 10 kişiye de şefaat ettirecektir."
* * *
Bir Ayet
"Biz ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da; o sadece bir öğüt ve parlak bir Kur'an'dır." (Yasin Sûresi, 69. Ayet)