Başbakan Erdoğan'dan çarpıcı açıklamalar

Seçim tarihinden, TEKEL işçileri eyleminin perde arkasına, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında yaptığı açıklamalar güne damgasına vuracak.

Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Başbakan Erdoğan'dan çarpıcı açıklamalar
"YASAL YETKİMİZ NEYSE GÜVENLİK GÜÇLERİMİZLE KULLANACAĞIZ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tekel işçilerinin eylemine ilişkin, ''Burada bu eylem bu şekilde devam ederse ay sonu bizim yapacağımız artık hukuk neyi gerektiriyorsa yasal yetkimiz neyse güvenlik güçlerimizle kullanacağız'' dedi.

Erdoğan, Show TV'de yayımlanan ''Siyaset Meydanı - Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Tekel işçilerinin eylemiyle ilgili soru üzerine Erdoğan, ''Bir hukuk devletiysek, hukuk devletinin içerisinde hak neyse bunun alınmasının kavgası yapılır. Eğer burada hakikaten bir hak söz konusuysa bunu vermekte biz hiçbir zaman imtina etmeyiz, veririz bunu. Burada bizim en ufak bir çekincemiz yok'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Bu ay sonuna kadar burada bu eylem bu şekilde devam ederse ay sonu bizim yapacağımız artık hukuk neyi gerektiriyorsa yasal yetkimiz neyse güvenlik güçlerimizle kullanacağız'' dedi.

-''BEN BASIN ÜZERİNDEN GENELKURMAY BAŞKANIMLA KONUŞMAM"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Ben basın üzerinden Genelkurmay Başkanımla konuşmam. Böyle bir şeyin içerisine girmem'' dedi.

Erdoğan, Show TV'de yayınlanan ''Siyaset Meydanı-Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, bir gazetede yer alan açıklamalarına ilişkin, ''Eğer Genelkurmay Başkanı'nda bilgiler varsa kendisini arayıp bu bilgileri sizinle paylaşmasını ister misiniz?'' şeklindeki soru üzerine, ''Şimdi tabii ben basın üzerinden Genelkurmay Başkanımla konuşmam. Böyle bir şeyin içerisine girmem. Fakat haftalık olarak zaten benim rutin kendisiyle görüşmelerim var. Her hafta yaptığım görüşmede 'Nedir bu?' diye kendisine bunu sorabilirim. Hatta telefonla da aramızda özel telefonumuz, özel hattımız var, onunla da sorup görüşme imkanım var'' diye konuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile zaten bu tür bilgileri aralarında her hafta paylaştıklarını dile getiren Erdoğan, ''Yani böyle bir hassasiyetin olması halinde, ben bunları benimle zaten paylaşacağına inanıyorum. Kendisiyle şu ana kadar yaptığım görüşmelerde böyle bir şey yok. Medya üzerinden de herhangi bir şeyi konuşmayı doğru bulmam'' dedi.

''Aramızda özel telefon var dediniz. Hem sizin hem Genelkurmay Başkanının, telefonun dinlenmesi konusunda korkusu var mı?'' sorusu üzerine de Erdoğan, ''Bu telefonun dinlenmediği söyleniyor'' diye konuştu.

-''SÜRESİ İÇİNDE SEÇİM YAPMAYI TÜRKİYE BİZİM İKTİDARIMIZLA ÖĞRENDİ VE ÖĞRENECEK''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Süresi içinde seçim yapmayı Türkiye bizim iktidarımızla öğrendi ve öğrenecek'' dedi.

Erdoğan, Show TV'de yayımlanan ''Siyaset Meydanı - Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ekonomi ve IMF'ye ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, IMF ile ilgili görüşmelerde 2 yılı doldurmak üzere olduklarına işaret ederek, ''Bu 2 yıl içerisinde biz IMF ile olan görüşmelerimizi kararlılık içerinde sürdürdük. Hiçbir zaman kendi ilkelerimizden herhangi bir taviz vermedik'' diye konuştu.

Dünyada finans krizi baş gösterince IMF'nin genele yönelik borçlarda erteleme kararı aldığını, Türkiye'nin de mevcut borcuna erteleme imkanı doğduğunu ve 1 yıl kadar bir erteleme olduğunu anımsatan Erdoğan, göreve geldiklerinde 23,5 milyar dolar olan IMF'ye borcu 7 küsur milyar dolara indirdiklerini ve onun da erteleme vesilesiyle durduğunu anlattı.

IMF ile olan görüşmelerde iyi bir konumda olduklarını da dile getiren Erdoğan, bazılarının ''IMF'ye hiç borçlanmasak ne olur?'' dediğini, bunun da olabileceğini, ancak IMF'nin bir akredite kuruluş olduğunu ifade etti.
SSKLILAR DİKKAT!

FİZAN'DA PETROL BULDUK

HEM DENİZDE HEM KARADA GİDİYOR!

8 BİN KİŞİYE İŞ FIRSATI!

CEPLER RAHATLAYACAK

Erdoğan, eğer IMF ile ilişkilerini sağlıklı bir şekilde yürütecek olursa Türkiye'ye, dünyada ilişkilerinin yoğun olduğu ülkelerin bakışının çok daha farklı, ikili ilişkilerin de çok daha güçlü hale geleceğini vurgulayarak, bunun devamı noktasında Türkiye ile IMF ilişkilerinin önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'nin IMF'nin ortağı olduğunu da hatırlatan Erdoğan, ayrıca ''parayı nerede daha ucuza bulurum'' konusuna da dikkat ettiklerini kaydetti.

Başbakan Erdoğan, eğer IMF'den para daha ucuza bulunuyorsa onu satın alacaklarını da belirterek, iç borçlanmada eğer parayı daha pahalıya almak söz konusuysa, IMF'den daha ucuza para geliyorsa onu satın alacaklarını dile getirdi.

Bazı çevrelerin IMF ile anlaşmayı bağımsızlığın elden gitmesi olarak nitelendirdiğini de kaydeden Erdoğan, ''Adam gibi durursan bağımsızlık elden gitmez, ama sen karşılarında adam gibi durmaz da her şeyiyle teslim olursan o zaman o dediğiniz sıkıntılar olabilir. Ancak biz IMF ile siyasi görüşme yapmıyoruz. IMF ile sadece ekonomik görüşme yapıyoruz. Bunu böyle sürdürüyoruz'' diye konuştu.

-İSTİKRAR VE GÜVENİN ÖNEMİ-

Seçimlerin 18 ay sonra yapılacak olması ve ekonomik duruma ilişkin bir soru üzerine de Erdoğan, ''AK Parti iktidarı asla bir seçim ekonomisi içerisine girmeyecektir. Bizim hükümetimizin bir özelliği var ki ekonomide bu çok önemli'' dedi.

İstikrar ve güvenin önemine de işaret eden Erdoğan, bu iki kavramı adeta ''sigorta'' kavramlar olarak gördüklerini ve bunun için de mali disiplinden taviz vermeyeceklerini vurguladı.

''Süresi içinde seçim yapmayı Türkiye bizim iktidarımızla öğrendi ve öğrenecek'' diyen Erdoğan, şu ana kadar kurulan 60 hükümetin ortalamasına bakıldığında 16 ayda bir hükümet değiştiğini, böyle bir ülkede de istikrarın ve güvenin konuşulamayacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, bu yılki ekonomik gelişmelere bakıldığında ciddi bir toparlanmanın yaşanacağını ifade etti.

IMF ile anlaşma konusunda bir süre verip veremeyeceğine ilişkin soru üzerine de Erdoğan, IMF ile pazarlıkların çok ciddi derecede devam ettiğini, Türkiye'nin de onların istediği yere gelmek istemediğini anlattı.

Erdoğan, IMF'nin müdahaleleri olup olmadığına yönelik soruya ilişkin, emeklilere yönelik açıklanan zam paketinin onları rahatsız ettiğini, ancak bunun Türkiye'nin iç meselesi olduğunu ve buna müdahale edemeyeceklerinin söylendiğini kaydetti.

Gelir idaresinde reforma gittiklerini, bunu daha çok vergi toplamak için yaptıklarını anlatan Erdoğan, ''Vergi kaçaklarının üzerine çok yoğun bir şekilde gidiyoruz ve gideceğiz. Türkiye şu anda hala yüzde 50'yi toplayabilmiş değil. Kayıt dışı ekonomi hala devam ediyor. Bu kayıt dışı ekonomiyle biz nereye varacağız?'' dedi.

Başbakan Erdoğan, geçen yılın son çeyreğinde vergide çok önemli bir sıçrama olduğunu ve bu yılda bunun devam edeceğini belirtti.

Bazı sektörlerin yapılanlardan şikayetlerinin bulunduğu yönündeki bir hatırlatma üzerine de Erdoğan, çalışmaların sektör gruplarıyla görüşülerek yapıldığını ve sıkıntıların da dinlendiğini söyledi.

Erdoğan, sektörlerin kendi menfaatlerini düşündükleri kadar ülkenin menfaatlerini de düşünmeleri gerektiğini kaydetti.

-İŞSİZLİK ORANLARI-

İşsizlik konusuna ilişkin bir soru üzerine de Erdoğan, işsizliğin sadece Türkiye'nin sorunu olmadığını ifade ederek, işsizlik oranının ABD'de 2007'de yüzde 4,6 iken 2009 sonu itibariyle yüzde 9,2'ye yükseldiğini ve artışın yüzde 108 olduğunu belirtti.

Bazı Avrupa ülkelerinden de örnekler veren Erdoğan, Türkiye'de ise 2007'de 10,3 iken 2009'da 13 olduğunu ve artışın yüzde 26 olarak gerçekleştiğini söyledi.

Erdoğan, bu konuda da yoğun bir çalışmanın içerisinde olduklarını ve işsizlik oranını aşağılara düşürmek istediklerini vurgulayarak, Türkiye'nin emek yoğun çalışan bir ülkeden teknoloji yoğun bir ülke haline geldiğini anlattı.

Hizmet sektörünü ikame etmenin gayreti içerisinde olduklarını bildiren Erdoğan, Türkiye'nin işsizlik sorunu az olan ülkelerden biri olsun diye çalıştıklarını vurguladı.

Erdoğan, Türkiye'nin genç bir nüfusa sahip olmasının işlerini zorlaştırdığını da belirterek, Türk insanını eğitimli nüfus haline getirmenin avantajlarını yaşadıklarını kaydetti.

-KÜRESEL FİNANS KRİZİ VE TÜRKİYE-

Ekonomik duruma ilişkin bir başka soru üzerine de Erdoğan, 2009 yılının artık geride kaldığını, krizin bir küresel finans kriz olarak başladığını ve sonra bir ekonomik krize dönüştüğünü anımsattı.

Türkiye'de ise finans sektörünün en karlı sektör konumunda olduğuna işaret eden Erdoğan, finans sektörünün çok çok iyi bir konuma geldiğini söyledi.

Erdoğan, finans sektörünün batıya açıldığını ve alımlar yapmaya başladığını da ifade ederek, bugün finans sektöründe önemli bir patronla konuştuğunu ve şu anda Avrupa'da bir ülkede 100 şube açacaklarını dile getirdiğini ifade etti.

Türk bankasının Avrupa'da böyle bir adımı atmasının bir kriz alameti değil, tam aksine bir güç alameti olduğunu vurgulayan Erdoğan, bir başkasının ise yeniden bankacılık sektörüne girdiğini de kaydetti.

-YUNANİSTAN'IN DURUMU-

Yunanistan'da yaşanan kriz ve Türk sermayesinin bu ülkeye yönelik bir çalışmasının olup olmayacağına ilişkin soruya yönelik de Erdoğan, oraya Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısının bu noktada yardımcı olacağını, ayrıca ortaklaşa bazı çalışmalarda bulunulacağını anlattı.

Erdoğan, Yunanistan'ın AB'den ciddi bir yardım alacak gibi göründüğünü ve bu yardımla kendini toparlayabileceğini, bütçe açıklarını da aşağı çekmesinin söz konusu olacağını belirtti.

Yunanistan'da sendikaların da baskısının söz konusu olduğunu ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin de bu hale gelmemesi gerektiğini söyledi.

"BURADA BELLİ BİR SENDİKA HER AY 600-650 MİLYARLIK BİR GELİRİ KAYBEDİYOR"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tekel işçilerinin eylemine ilişkin, ''Burada belli bir sendika her ay 600-650 milyarlık bir geliri kaybediyor. Tabii bu gizleniyor, söylenmiyor ayrı mesele... İşin aslı bu. Yılda bu yaklaşık 7-7.5 trilyon yapıyor. Böyle bir kaynak gidiyor'' dedi.

Show TV'de yayınlanan ''Siyaset Meydanı-Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, sendikalarla yaptıkları görüşmeler neticesinde 4/C'yi rehabilite etiklerini ifade etti.

''Bizden önceki dönemlerde özelleştirme sebebiyle herhangi bir uygulama yapılmıyor, onlar işsizliğe mahkum ediliyordu. Bu 4/C sistemiyle bir çıkış ortaya koyduk ve özelleştirme neticesinde iş akdi feshedilenlere bir yol açmış olduk. Tabii bu asgari ücret, 10 ay gibi böyle bir süreci kapsıyordu. Fakat buna rağmen o zaman sendikalar bizim aldığımız kararı, vardığımız mutabakatı memnuniyetle karşıladılar. Sene 2004. Şimdi sene 2010, maalesef yine şimdi aynı sendikalar, aynı kişiler karşımızdalar ve onlar diyorlar ki; 'Bu bir köleleştirme adımıdır.' Kaldı ki, bu bir özelleştirme adımı değil şu andaki. Bu olay tamamıyla o iş yerlerinin kapatılması olayıdır. Yani özelleştirmenin dışında bir olay.''

Erdoğan, burada öncelikle bir ihbarın söz konusu olduğunu, ihbar tazminatını ödemekte olduklarını belirterek, çalışma süresi ve ücretli izinle ilgili son düzenlemeye de dikkati çekti.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bunun dışında ne var derseniz, sizin sendika noktasında bundan sonra devam edecek olan süreciniz memur sendikalarıyla yine aynen devam edecek. Bu da var. Sizin eğer burada emekliliğiniz dolmadıysa, emekliliğinizi de bundan sonraki süreçte doldurabileceksiniz. Bu hakkınız da bakidir. Tabi bunu oradaki işçi kardeşlerim biliyor mu, bilmiyor mu, onu bilmem. Ne anlatıyorlar kendilerine onu da bilmiyorum. Ama bunları arkadaşlarım da anlattı ben de anlattım. Nitekim geçenlerde evime kadar gelen 8-10 kadar bayan arkadaştan 2'sini temsilci olarak kabul ettim. Kendileriyle de görüştüğümde bunu anlattım. O bayan arkadaşlar İzmir Halkapınar Stadı'nın önünde beni bundan 2-2,5 yıl önce karşılamış. O zaman da '6 ay kadar daha burada bir imkan tanıyın' dediklerinde, alkışlarla, çiçeklerle karşılamışlardı ve ondan sonra gelip biz Türk-İş Genel Başkanıyla, ondan sonra yetkili sendika temsilcisiyle ve diğer bir sendika temsilcisi vardı, onlarla da görüşme yaptık. Bu görüşmeler neticesinde 6 ay uzatmaya 'tamam' dedik. Bu 6 ay, 2 yıl oldu. Şimdi buraya geldik. Artık bu tahammül edilir bir nokta değil. Mecburuz artık kapatmaya ve kapatma kararını verdik.''

-''ŞU ANDA YAPILAN UYGULAMA YASAL DEĞİL''-

Sadece Diyarbakır, Manisa ve İzmir'de Haziran'a kadar işlenmesi gereken yaprak tütünü olduğunu, bunların devam ettirildiğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ama burada şu anda yapılan uygulama yasal değil. Biz bu yasal olmayan uygulamaya karşı, ne yazık ki tabii Türkiye'de bunları dediğiniz zaman garip karşılanıyor. Ama medyanın bu olayı saptırması neticesinde olay çok farklı mecralara kaydı. Yapılan iş bir defa yasal olmadığı gibi, biz yasal haklarımızı da burada kullanmadık. Burada sabırlı, demokratça davrandık. Olur ki aklıselim hakim olur derken, bizden istenmemesi gereken şeyler istenirken, şu anda 3-3,5 milyon işsizin olduğu ülkemde, bu rakamı bırakın, asgari ücreti isteyen, bekleyen nice aileler, insanlar var. Ama burada biz 650 lira olan daha önceki rakamlarını -yaklaşık rakam veriyorum- 100'er lira artırmak suretiyle 700, 800 ve 900 küsüre kadar tırmandırdık. Bunlarda ileri ki süreçte yine zamlar olacak. Bununla dondurulmuyor. Bu hale getirdiğimiz böyle bir tabloda, ne yazık ki bu tip çirkin olaylar oldu. Tabii orada gerçekten bir grup da olsa kalmalarını istemiyorum. Ama şu anda bizim bankalara yatırdığımız, bu ayın 1'i itibariyle ihbar ve kıdem tazminatlarının hemen hemen şu anda üzerinde tasarrufta bulunan kişi sayısı 8 bini aşmış durumda. Toplam 8 bin 247 kişiler.''

Erdoğan, kendilerinin bir adım daha atmış olduklarını, uygulamada 4/C'ye müracaat edenlerin sayısının bugün itibariyle 900'ü aştığını vurgulayarak, ''Ay sonuna kadar bu işin mühleti var. Ay sonuna kadar müracaatını yapanlar yapıyor, ay sonuna kadar müracaat etmeyenler ne yazık ki üzülürüm, onlar da işsiz kalmış olacaklar. Veya gidip başka yerden kendilerine iş bulacaklar'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, ''Geriye dönüp bakarsanız, acaba biz Tekel'de farklı bir model uygulasaydık gibi bir pişmanlığınız var mı?'' sorusu üzerine de burada fabrikanın değil, tütün depolarının söz konusu olduğunu, TEKEL'in fabrikalarının şu anda çalıştığını söyledi.

-''GERÇEKÇİ OLMAMIZ LAZIM''-

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Burada bizim biraz gerçekçi olmamız lazım. Vaka neyse, bunun tespitini iş hukukuna göre yapmamız lazım. Burada yapılan bu. Kaldı ki, burası üreten, çalışan bir yer değil. Şimdi ayda 40 trilyon bunlara ödeme yapıyorsunuz. Kimin hakkını kime veriyorsunuz? Ve biz bunun önüne geçebilmek için yine bir 4/C uygulaması getiriyoruz. Niye? Diyoruz ki hiç olmazsa bunlar dışarda kalmasın. Biz öyle bir adım attık ki, geçici işçi statüsüyle 10 ay, 6 ay mevsimlik işçiler çalışıyordu. 230 bin işçiyi geçici işçi statüsünden kadrolu işçi statüsüne geçirdik. Bunu da yapan bu iktidar. Bakın ben her zaman söylüyorum. 13,5 katrilyon zorunlu tasarrufu bu iktidar ödedi. Bunu memura, işçiye ödedik. 3 katrilyon KEY ile ilgili parayı memura, işçiye biz ödedik. Bu denli memurun, işçinin menfaatlerini koruyan bir hükümet olarak bunları yaptık. Burada biz şimdi niye kalkıp onlara zulmedecek bir adımın içerisinde olalım. Gerçekçi olalım.''

Bu olayın aslında bir kırılma noktası olduğunu dile getiren Erdoğan, ''Burada belli bir sendika her ay 600-650 milyarlık bir geliri kaybediyor. Tabii bu gizleniyor, söylenmiyor ayrı mesele... İşin aslı bu. Yılda bu yaklaşık 7-7.5 trilyon yapıyor. Böyle bir kaynak gidiyor'' dedi.

-''HAK NEYSE, BUNUN ALINMASININ KAVGASI YAPILIR''-

En sonunda bu işçilerin aynı statüyle değişik kamu kurumlarına gönderilmesinin istendiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Orada da tabii farklı bir şey, 'biz istediğimizi istediğimiz gibi yaptırırız'. Nedir o? 4/C. 'Ben tanımıyorum 4/C'. Bunu söylemeye, dillendirmeye başladılar. Şimdi bir ülkede idareyle böyle adeta çelik çomak oynanırcasına oynanmaz. Burada bir hukuk devletiysek, hukuk devletinin içerisinde hak neyse bunun alınmasının kavgası yapılır. Eğer burada hakikaten bir hak söz konusuysa bunu vermekten biz hiçbir zaman imtina etmeyiz, veririz bunu. Burada bizim en ufak bir çekincemiz yok. Ama biz bir emanetçiyiz. Ülkemizde attığımız her adımda dikkatli, adil olmaya mecburuz. Burada da biz yaprak tütün işleme atölyelerinde çalışan arkadaşlarımıza ihbar ve kıdem tazminatlarını vermek suretiyle, ondan sonraki süreçte de iş sonu tazminatları dahil olmak üzere ödemek suretiyle, belli ücretlerini alacaklar. Onlara belli bir iş imkanı da doğuruyoruz. Diyoruz ki; 'Hiç gecikmeden süratle müracaatınızı yapın ve önümüzdeki ay itibarıyla de yeni yerlerinizde işe başlayın.''

Erdoğan, kendisine ifşa etmek istemediği bir teklifin de yapıldığını belirterek, ''Eğer İzmir'de çalışıyorsa, gönderin Muş'a, gönderin Hakkari'ye'. Bana bunu diyen sendikacı 'Zaten oraya gitmez' diyor. Müracaatını yapmayacak, işsiz kalacak. Ben de diyorum ki adalet anlayışımda bu yok. Ben İzmir'de çalışan birini İzmir'deki kamu kuruluşlarında istihdam etmeye çalışırım. Oralarda yer bulamazsam, oraya en yakın il neresiyse orada istihdam etme gayreti içinde olurum'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türk-İş yetkilileriyle 4 kez görüştüğünü, arkadaşlarının da görüşmeler yaptığını belirterek, bu noktaya onlarla beraber gelindiğini kaydetti.

-''BAZI ŞEYLER SAPTIRILIYOR''-

Kendisinin de eski bir sendikacı olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Belediye-İş'te... Belediye başkanı olduğumda ciddi manada yine orada nasıl zam yaptığımı Sayın Kumlu çok iyi bilir. Nasıl onlara açığı kapayalım noktasında yüksek bir zam verdiğimi gayet iyi biliyor. Zaten kendisi teyit ediyor'' dedi.

Bazı şeylerin iyice saptırıldığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Örneğin çıkıyor diyorlar ki, Kocaeli Belediyesi uygulama yaptı, aynı uygulamayı şimdi de yapsınlar. Kocaeli Belediyesi AK Partili bir belediye. Bu süre içerisinde SEKA'nın olduğu alanın tümünü bizden istedi. İsterken, aynı zamanda 'SEKA'daki bütün işçileri alırım' dedi. Kocaeli Belediyesi SEKA'nın çalışanlarını belediyeye aldı. SEKA'nın olduğu bütün alanı da biz Kocaeli Belediyesine devrettik. Orada SEKA Parkını yaptı. Bizim bütün derdimiz Kocaeli halkının gezineceği, eğlenebileceği bir alana çoluğuyla, çocuğuyla sahip olması. Çünkü merkezde böyle bir yer yoktu. Bunu sağladık, karşılıklı başardık. Aynı şekilde İzmir'de Büyükşehir Belediyesinin, Karşıyaka Belediyesinin mensupları arasında ise -Cumhuriyet Halk Partili belediye, açıkça söylüyorum- orada işten çıkarıldılar. İşten çıkarılan bu işçiler taşeron olur, o olur bu olur vs. Bunlarla ilgili mesela herhangi bir hamle yapmadığı gibi, Sayın Baykal buraya geldi gitti, adamları geldi gitti, ama burada böyle bir duyarlılığını görmedik. Aynı şekilde

Diyarbakır. Diyarbakır Belediyesi yapsın böyle bir uygulamayı. Dışarda olanları alsınlar. Bizimle olan bir alakası yok. Belediye kendisi böyle bir tasarrufta bulunabilir. Diyarbakır'da bulunabilir, diğer illerde bulunabilir. Mersin'de bulunabilir. Buyursunlar, alsınlar.''

''İşçilerin istihdam edilmesi karşılığında tütün yaprak fabrikalarının olduğu yerleri belediyeye vermeyi düşünüyor musunuz?'' sorusuna Başbakan Erdoğan, ''Yeter ki amacını bilelim, ne olarak kullanacak? Park mı yapacak? Biz amacını bilirsek zaten hazine devirleri içerisinde hep yapıyoruz, hep yaparız'' yanıtını verdi.

-''ORAYA GİTMEM HİÇ DOĞRU OLMAZ''-

Erdoğan, ''İşçi kardeşlerime ne anlatılıyor bilmiyorum' dediniz. Siz kendiniz TEKEL İşçilerine bizzat gidip anlatmayı düşündünüz mü?'' sorusuna karşılık da ''Oraya gitmem hiç doğru olmaz. Ben ne Sayın Baykal'ın durumuna düşmek isterdim, ne diğerlerinin durumuna düşmek isterdim'' dedi.

''Bu sorun Tekel işçilerinin sorunu olmaktan çıktı. Tepki de gösteriyorsunuz? Genel değerlendirmeniz nedir? Hükümetinize karşı başka birtakım benzeri eylemleri de getirir diye bir endişeniz mi var?'' şeklindeki soru üzerine de Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Biz sizin şu anda ortaya koymak istediğiniz ya da düşündüğünüz endişeleri taşımadık. Böyle bir endişemiz de yok. Çünkü burada yapılan eylem, indirilmiş kıtalarla yapılan bir eylemdir. Yani burada dikkat ederseniz Türk-İş'in kendisi bile burada bu işe yürekten sahip çıkamıyor. Diğer yanına gelen sendikalar belli. Gelen sendika DİSK, gelen sendika memur sendikalarının içerisinde Kamu-Sen, KESK... Bunların durumu, konumu da belli. Ve 'eylem' dediler.''

Erdoğan, ''Bu iş maaşta mı düğümleniyor? Ortalama bin 800 çıplak maaş alırken, bunun ortalama 800'e inmesi gibi bir durum mu var?'' sorusuna karşılık da ''Çıplak maaşları bin 400. Onların isteği 4/C statüsünde değil, 4/B statüsünde olmak'' dedi.

-''BU ALINAN KARARLA ADINI KOYMUYORLAR, OLAYIN ALTINDA YATAN BU İMAM HATİP OLAYI"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Devletin kurumlarının yanlışları ciddi anlamda tespit ediliyorsa, bu noktada eleştiriler yapılır. Ama bunların dozunun iyi ayarlanması lazım. Öyle kurumlarımız var ki bunu bir yere kadar kaldırır, öyle kurumlarımız vardır ki bunu hiç kaldıramaz. Bu hassasiyet bana göre tamamen elden kaçmış gibi görünüyor'' dedi.

Show TV'de yayınlanan ''Siyaset Meydanı - Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, ''İmam hatip liseleri ve ekonomiyle ilgili bazı konularda yargının müdahil olduğu kararlar bulunduğu, bundan sonraki süreçte bunu aşabilmek için neler düşündüğü'' yönündeki soruya karşılık, bir şeyin hüznü içerisinde bulunduğunu, Türkiye'de kurumların görevlerinin anayasalarla, yasalarla belirlenmiş durumda olduğunu, ama yerindelik hakkının, yetkisinin yürütmede bulunduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Bu konuda kalkıp da yargı bir tasarrufta bulunamaz. Nitekim Danıştay'ın YÖK ile ilgili daha önce bu konuda verilmiş kararı var. O kararında 'bu hakkın YÖK'e ait olduğunu' söylemiştir. Aynı konuda. Şimdi ne oldu, ne değişti de aynı konuda bu tür kararlar alıyor? Anlamak mümkün değil'' diye konuştu.

Sabancı'nın bu noktadaki açıklamasında çok haklı olduğunu, TOBB'un da zaman zaman yaptığı açıklamalarda kendileri için vasıflı elaman temininde ciddi sıkıntıları bulunduğunu hep ifade ettiğini dile getiren Erdoğan, geçen hafta açılışını yaptığı Tosyalı Holding'de 2 bin kişinin istihdam edildiğini, bunların çoğunluğunun da genç, meslek lisesi mezunu, ODTÜ Elektrik, Elektronik'ten mezun olmuş makine mühendislerinden oluştuğunu ve bunların iftihar vesilesi olduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Bu alınan kararla, adını koymuyorlar, ama siz de ifade ettiniz, olayın altında yatan bu imam hatip olayı... Bu, çok çirkin bir yaklaşım tarzı. Ve burada bir insanın eğitim özgürlüğü ile oynuyorsunuz. Hangi meslek lisesinden olursa olsun eğer kabiliyeti varsa, elektrik mühendisi mi olacak, elektronik mi olacak, makine mi olacak oralara gidecektir. İmam hatipli nereye gidecekse imtihana girerek gidiyor. İmtihana girmeden, elini kolunu sallayarak gitmiyor. Dünyanın en ileri ülkesi Amerika'da böyle bir uygulama yok. Bazı gelişmiş ülkelerde böyle bir uygulama yok. Önü açık'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, ''İmam hatip lisesine kızını gönderen insan, kızının ileride imam ya da hatip olmasını mı ister, ileride avukat, mühendis olacaksa neden imam hatip lisesine gitti?'' şeklindeki bir soruya da ''İmam hatip okuluna her giden imam veya hatip olmak için gitmiyor'' yanıtını verdi.

Kendi döneminde, imam hatipten sonra liseye de gidip bitirdiklerini ve ondan sonra üniversiteye gidebildiklerini dile getiren Erdoğan, ''Yani bize hendek atlatıyorlardı'' dedi.

Erdoğan, ''Dini eğitim almak için mi, gittiniz imam hatip lisesine?'' sorusuna, ''Tabii, ağırlıklı dini eğitim almak için'' karşılığını verdi.

''İmam hatip liselerine meslek okulu denmese daha doğru olmaz mı?'' sorusuna ilişkin de Erdoğan, ''Olabilir, adını ne koyarsanız koyun. Bence biz tabelaya takılıp kalmamalıyız. İçeriğiyle uğraşmalıyız. İmam hatip okulunda hangi derslerin okutulduğunu, o saldıranların büyük çoğunluğu bilmiyor. İmam hatipte hangi dersler okutuluyor? Düz lisede okutulan derslerin tamamı okutuluyor. Ayrıca bunun yanında Kur'an, tefsir, hadis, fıkıh, kelam okutuluyor'' diye konuştu.

Erdoğan, derslerin yüzdeleri itibariyle de Milli Eğitim'in düz liselerdeki müfredatını o yıl içinde bitirebilecek şekilde ders saatlerinin ayarlandığını kaydetti.

-''TEĞET LAFINDA ISRARLIYIM''-

Başbakan Erdoğan, finans kesimi dışında ekonominin diğer taraflarına bakınca hala ''teğet'' lafında ısrarlı olup olmadığının sorulması üzerine ''Aynen ısrarlıyım. Benim size örnek verdiğim ülkeler dünyanın gelişmiş ülkeleri. Biz gelişmiş ülke miyiz, gelişmekte olan ülke miyiz? Gelişmekte olan ülke olarak onları şu anda neredeyse yakalamak üzereyiz. Ben yakalayacağımıza da inanıyorum'' dedi.

-''İNTİHAR OLAYLARI''-

''Ergenekon dosyalarının ortaya çıkmasından sonra intiharlar gelmeye başladı arka arkaya. O intiharları duydukça neler hissediyorsunuz? Acaba ortaya her şey dökülmeli mi, dökülmemeli mi gibi bir şey geçiyor mu içinizden?'' sorusuna karşılık Erdoğan, insani olarak baktığında olayın çok üzücü olduğunu ifade ederek, şu yanıtı verdi:

''Böyle bir şeyi yaşamak, duymak istemem. Hele hele bu noktalara gelmiş olan insanların intihar etmiş olması ayrıca düşündürür. Temennimiz oydu ki, keşke bu tür bir yola tevessül etmeseydiler. Ama burada herhalde psikolojik olarak çok ciddi bir tahrik mi var, tahribat mı var, bunu değerlendirmekte ben zorlanıyorum. İnsani olarak, gerek kendisi açısından gerek ailesi açısından bazı yakıştırmaların yapılmasına ben üzülüyorum.

İnternetti, şuydu buydu. Bu tür şeylerin yayınlanması, bunların sürekli olarak elden ele dolaşması... Bu tür şeyler doğru şeyler değil. Bunları ben insan olarak doğru bulmuyorum. Bunların bedelleri ortada. Neler getiriyor, neler götürüyor bu ortada. Tabii bu intihar sevki olayı da bu da ayrıca düşündürücü.''

-''DEVLETİN KURUMLARINA ELEŞTİRİ''-

''Bugün Genelkurmay Başkanı, 'Benim ordumun morali bozuk. Benim ordumun moralinin bozuk olması sadece benim meselem değil' dedi. Ordunun moralinin düzelmesi konusunda, Genelkurmay doğrudan size bağlı, burada TSK'nın çok fazla tartışma konusu yapıldığını düşünüyor musunuz? Genel yaklaşımınız nedir? Hep TSK'nın yıpratıldığına ilişkin bir söylem var'' yönündeki soru üzerine de Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Devletin kurumlarının yanlışları ciddi anlamda tespit ediliyorsa, bu noktada eleştiriler yapılır. Ama bunların dozunun iyi ayarlanması lazım. Öyle kurumlarımız var ki bunu bir yere kadar kaldırır, öyle kurumlarımız vardır ki bunu hiç kaldıramaz. Bu hassasiyet bana göre tamamen elden kaçmış gibi görünüyor. Yani biz 'bu kurumlarla ilgili hiçbir eleştiri yapmayalım, bunları hiç görmeyelim' dersek, burada da o zaman önüne gelen alır eline sazı, istediği gibi başlar çalmaya. Devletin kurumları içinde herkes ister ki bizler hiç eleştirilmeyelim. Tüm bakanlıklardan tutunuz da bağımsız kurum ve kuruluşlara varıncaya kadar. Birçok şeyler emniyette de oluyor. Biz emniyette olanlarla ilgili de bakanımızı çağırıp, 'açığa alın' diyoruz. Nitekim birçoğu da açığa alındı. Askerimizin içinde de bu noktada adımlar atıldı, atılıyor. Birçokları askeri yargıya şu anda sevk edilmiş durumda. Az önce söylediğim bir şey var. Belden aşağı vurma olayı başladığı zaman bu kötü. İnternetlere... Son olaylarda olduğu gibi. Bunlar şık şeyler değil. Bununla nereye gidilmek isteniyor? Buna bakarsanız en çok hakarete uğrayan bizleriz. Bu hakaretlere sabrediyoruz.''

Başbakan Erdoğan, ''Moraliniz bozuk mu?'' sorusuna da ''Yeri geliyor tabii ki bozulduğu da oluyor, ama bunun kaderi bu, eğer bu işe soyunmuşsan, siyaseti yapıyorsan, bu tür eleştiriye, hakarete dayanacaksın. Yeri geldiği zaman sen de cevabı vereceksin. Biz o cevabı vermek suretiyle bu işi çözmeye çalışıyoruz. Belki dayanabilsek daha iyi'' yanıtını verdi.

-''ERGENEKON'' DAVASI-

Dev Sol davasının 22 yıl sürdüğü hatırlatılarak, ''Ergenekon'' davasının ne kadar süreceğine ilişkin Adalet Bakanı'nın bilgi verip vermediği yönündeki soruya karşılık Erdoğan, bunun tasarrufunun Adalet Bakanı'nda olmadığını söyledi.

Erdoğan, ''Bu tamamen yargıda olan bir tasarruf. Adalet Bakanının özlük ve idari işlerden başka yargıda en ufak bir tasarrufu yoktur. Bilemez ki'' dedi.

Adalet Bakanı'nın bu konularda çok hassas olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

''Süreç şu anda yargıdadır, kendi akışı içinde devam ediyor. Bizim temennimiz şudur; Gecikmiş adalet adalet değildir. Bir an önce bitmesi, sonuçlanması bizim de beklentimizdir. Biz yürütme olarak, yargının bizden talebi ne ise bu talebi yerine getiririz. Bugüne kadar yargının taleplerini yürütme olarak yerine getirdik. Sümen altı etmedik. Çünkü bundan önce bunlar hep sümen altı edilirdi. Yani çetelerde, mafyalarda hep bunları gördük. Yargı şimdi bir şey istiyorsa, hemen güvenlik güçlerimiz elinden gelen bütün gayreti gösteriyor ve bir an önce adım atıyor. Mahkemelerimiz de yargı da istiyoruz ki talimatla hareket eden kurumlar olmaktan artık çıksın. Bağımsızlık, tarafsızlık bunlar konuşuluyor da bunu uygulamada da hep beraber görmek isteriz. Böyle bir yargıyı da tesis etmek hepimizin, başta bizler olmak üzere yasama, yürütme olarak görevidir diye düşünüyorum. Böyle inanıyorum.''

-GATA'DA YAŞANAN OLAY-

Başbakan Erdoğan, GATA'da yaşanan olaya ilişkin düşüncelerini yansıtmasının ardından olanların nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, bu konuda söylenmesi gerekenleri söylediğini kaydetti.

''Ben bu konunun üzerinde durmak istemiyorum. Verilmiş olan mesaj, bu noktadaki sıkıntımız, derdimiz ortaya konmuştur'' ifadesini kullanan Erdoğan, ''Sayın Başbuğ da bununla ilgili düşüncelerini, kanaatlerini bana da medyaya da bu noktada zaten açıkladı. Daha bunu magazinsel hale getirmenin bir anlamı yok. Noktayı koymakta fayda var. Temenni ederim ki bundan sonra bu tür şeyler bu tür kurumlarımızda yaşanmasın'' dedi.

-MEDYA İLE İLİŞKİLER-

Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve kendisinin basına yönelik eleştirilerinin hatırlatılması üzerine de, kendisinin hiçbir zaman isim vererek bir gazeteden bahsetmediğini, mecbur kalmadıkça da bahsetmek istemediğini söyledi.

Doğan Grubu ile ilişkili gelişmelerin Maliye Bakanlığının rutin işlemlerinde farklılık arz etmeye başladığını ve bunun da farklı bir yöne çekildiğini dile getiren Erdoğan, ''Avrupa Parlamentosuna kadar olay çok farklı yönleriyle taşınmak suretiyle AP raporunda da bu konu yer aldı. Ama şimdi söylenen nedir? Bu bizden kaynaklanan şey değil, kendiliğinden oluştu. Halbuki Avrupa'nın hangi ülkesinde olursa olsun buna benzer olay olduğu zaman yer yerinden oynar. Buna bazı örneklerini de verdim'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, partisi ve şahsıyla ilgili yalan yanlış haber yapan gazetelere karşı ''siz de sivil itaatsizlik anlayışıyla tavrınızı koyun'' dediğini hatırlatarak, bugün de aynı düşüncede olduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Ama kalkıp da 'biz geldiğimizde size ne olacağını gösteririz'. Böyle bir tavrın içinde olmadım. Nasıl ki medya başlıkları ile köşe yazıları ile bizi eleştirme hakkı varsa, bizim de nazik bir şekilde bu eleştiriyi yapma hakkımız vardır, o da bizim için geçerlidir, hakarete varmamak üzere'' diye konuştu.

Medyanın kendilerini eleştirmesi halinde icraatlarının olumlu yönde düzeleceğini, ama hakarete vardığı zaman da kendilerini tahrik edeceğini dile getiren Erdoğan, ''Bizim sizin eleştirilerinize ihtiyacımız var. Ufuk açıcı eleştiriler yapın. Bunları değerlendirelim ve inanın bu yatırımlarımıza, her şeyimize sirayet edecektir'' dedi.

-''RUHBAN OKULU BENİ RAHATSIZ EDEN BİR KONUDUR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ruhban Okuluyla ilgili çalışmalarının sürdüğünü belirterek ''Şunu açıkça söyleyebilirim, (açılmaması) beni rahatsız eden bir konudur'' dedi.

Show TV'de yayınlanan ''Siyaset Meydanı - Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, ''demokratik açılım ve parlamentodaki gerginlik gibi gelişmelerin AK Parti'nin oylarını nasıl etkilediği ve bu konuda yapılan güncel bir araştırma olup olmadığının'' sorulması üzerine, şu anda yapılmakta olan bir araştırma olduğunu söyledi.

Anket olayını hiçbir zaman bir kenara koymadıklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Çünkü işi sürekli sıkı tutmamız gerekiyor. Hangi ilimizde ne oluyor, neredeyiz? Bunları görmemiz lazım. Bunu da çaprazlama yapıyoruz. Yani sadece bir firmayla bu işi götürmüyoruz. 2-3 firmayla birlikte götürüyoruz ve ondan sonra da bir çaprazlama değerlendirmesini alıyoruz. Şu anda yine son gelişmelerden sonra değerlendirmemizi yapıyoruz. Milli birlik ve kardeşlik projesiyle ilgili, demokratik açılım süreciyle ilgili netice olumlu istikamette gelişmeye başladı. Bunun için tabii bizim özellikle bu kamuoyu araştırmalarında halkın nabzını iyi tutabilmek için bu attığımız adımlarda kendi tavrımızı da ona göre belirliyoruz.''

Erdoğan, önümüzdeki haftadan itibaren vilayetlerin tamamında konferans vereceklerini, genel başkan yardımcıları ve bazı milletvekillerinin vilayetleri dolaşacaklarını kaydetti.

Yetiştirebildikleri takdirde oralarda bazı sinevizyon gösterimleri de yapacaklarını bildiren Erdoğan, şunları söyledi:

''Bunlarla birlikte bilinçlendirmeyi sadece teşkilat tabanı değil, halka açık şekilde daha da geliştiriyoruz, geliştireceğiz. Bir kitapçık hazırladık. 100 bini aşkın sayıda hazırlandı ve bunu güncelleyerek devam ettireceğiz. Burada soru-cevap şeklinde, bugüne kadar bize sorulanlar nelerdi, cevapları nedir, bütün bunları en güzel şekilde hazırladık. Bunları sadece parti teşkilatına değil, o illerdeki sivil toplum örgütlerine de gönderdik, gönderiyoruz. Bu süreç içerisinde ben de bazı illerde hem açılışlar hem de bu tür toplantılara katılmak suretiyle halkımla iç içeyim, iç içe olmaya da devam edeceğim.''

-ROMAN AÇILIMI-

Demokratik açılım konusunun seçimlerde BDP ile AK Parti arasında etkili bir silah olup olmayacağı, açılıma aynı heyecan ve şevkle devam edip etmeyecekleri, yarım kalmasının aleyhlerine olup olmayacağına ilişkin bir soru üzerine de Erdoğan, ''Bunun kararını öncelikle halkımız verecek, onun kararını biz veremeyiz. Ama ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim, biz milli birlik ve kardeşlik projesinden, demokratik açılım sürecinden asla taviz vermeyeceğiz. Kararlı bir şekilde bu işin üzerine gidiyoruz, gideceğiz'' diye konuştu.

Alevi Çalıştayı'nın bittiğini, sonuç bildirgesi üzerinde çalışıldığını kaydeden Erdoğan, bunun rapor haline dönüştürülerek kendisine takdim edileceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''Ondan sonra ekibimle beraber üzerinde çalışmayı yapıp, daha sonra da bu raporu inşallah bizim projeye net bir şekilde işleyeceğiz'' dedi.

Öbür taraftan da Romanlarla ilgili bir çalışmaları bulunduğuna işaret eden Erdoğan, bu çalışmanın bitmek üzere olduğunu belirterek, gelecek ay Abdi İpekçi Spor Salonu'nda onlarla çok büyük bir toplantı düzenleyeceklerini kaydetti.

TOKİ'nin şu anda bir çalışma içerisinde olduğunu, Roman vatandaşların çadır hayatlarına son vermek istediklerini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunları da bizim sosyal konutlar kategorisi içerisinde yaptığımız konutlarla artık böyle bir hayatın içerisine çekmek istiyoruz. Onların oluşmuş farklı bir kültürü var, ama bu kültürü de bozmadan, ona daha yakın, zemin, zemin artı bir, zemin artı iki gibi konutlar yapmak suretiyle... Çünkü ben bir bir Roman annenin bana söylediğini hiç unutmuyorum. 'Benim çocuğum okula geldiğinde, çingene geldi, sınıfı boşaltın demek suretiyle sınıfı boşalttılar' diyen bir anne. Bunlar insanı hakikaten üzüyor. Bunları aslında biz kendi semtimizde de yaşadık. Doğduğum, büyüdüğüm semtte komşuydum, tanırdım, çok iyi bilirim, hala iç içeyim onlarla. Bu noktada aramızda en ufak farklı bir şey yok, kaldı ki benim yaşadığım o bölgede aynı zamanda sanatkar yönleri vardı. Aynı zamanda maşaydı, ızgaraydı, böyle şeyler yaparlardı. Şimdi onlarla ilgili çalışmamız belli bir yere geldi, geliyor.''

-RUHBAN OKULU-

Sorun alanları üzerinde çalışmalarının bulunduğunu aktaran Erdoğan, işsizlik sorunuyla, ekonomik sorunlarla, terör sorunuyla ilgili mücadeleyi asla durdurmayacaklarını vurguladı.

Güvenlik güçlerinin her türlü tedbiri almak suretiyle ülkenin huzuru, refahı ve mutluluğu için ne gerekiyorsa yapacağının altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:

''Bunun yanında özellikle etnik unsurların sorunlarını bir kenara koyamayız. Burada benim Kürt kökenli vatandaşlarımın sorunu olduğu gibi, Romanların, Lazın, Arnavutun, Boşnağın, Türkün hepsinin kendine ait sorunları var. Bunlarla ilgilenmemiz gerekiyor. Aynı şekilde bakıyorsunuz inanç gruplarının sorunları var. Az önce Alevileri söyledik, ama Sünnilerin de sorunları var. Bunların hepsinin üzerine gitmemiz lazım. Azınlıkların ülkemde sorunları var. 'Ya ne olacak kardeşim, yüzde 1 ya bu. Yüzde 1'in üzerine niye gidip de başımıza iş açıyorsun' diyenler var. Böyle saçmalık olmaz. Binde bir de olsa yine de ilgileneceğiz. Tabii şu var, buralarda zamanlama, takvimi çok önemli.''

''Heybeliada Ruhban Okulunu açmadıklarının'' hatırlatılması üzerine Erdoğan, ''Ülkede bazı şeylerin zamanlaması da çok önemli. Biliyorsunuz kutlu bir doğum 9 ay 10 gündür'' dedi.

Okulun 72-73'e kadar açık olup, bir sorun yaşanmadığını dile getiren Erdoğan, bu kapsamda bazı açılımlar getirdiklerini, vakıf mallarını teslim etmeye başladıklarını, Büyükada'daki yetimhane konusunda şu anda gerekçeli kararı beklediklerini, gelir gelmez onu kendilerine teslim edeceklerini kaydetti.

Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ruhban Okuluyla ilgili çalışmalarımız da aynı şekilde sürüyor, onu da söyleyebilirim. Yani Milli Eğitim Bakanım aynı zamanda Başmüzakereci Devlet Bakanım, konuyla ilgili çalışmaları onlar da yapıyorlar. Şu anda bir çalışma sürecinin içerisindeyiz. Şunu açıkça söyleyebilirim, beni rahatsız eden bir konudur. (Açılmaması) Evet beni rahatsız ediyor.''

-ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ-

Cumhurbaşkanı Gül'ün, Anayasa değişikliği, Milli Siyaset Belgesi'nin değiştirilmesi ve siyasi gerginlikler konusundaki yorumları ve bu yorumlara ilişkin eleştirilerin, cumhurbaşkanının görev süresi üzerinde yoğunlaştığı belirtilerek, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ''Cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıldır, 7 yıla uzatma düşüncesi olursa bu bir rejim krizine dönüşür'' şeklindeki ifadesinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

''Sayın Cumhurbaşkanımızın bu yurt dışındaki açıklamalarında neyin ne olduğunu sadece medyadan takip edebildik, bizzat kendisinden dinlediğim şeyler değil. Şunu öncelikle söyleyelim; Anayasa değişikliği dendiği zaman Anayasanın A'dan Z'ye değişikliği mi kastediliyor, yoksa Anayasa içerisinde bazı maddelerin değişikliği mi? Toptan değişiklik denilirse, toptan değişiklik konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesi yerindedir ve doğrudur. Ama kısmi denilirse bu her zaman yapılmıştır, şu anda da yapılabilir diyorum. Bu nedir? Diyelim ki bir 3-5 maddelik, 10 maddelik, o da bir mutabakat zemini oluşursa, kalkar bu konuda bir adım atılabilir diyorum.''

-MİLLİ SİYASET BELGESİ-

Başbakan Erdoğan, Milli Siyaset Belgesi'nin yasal düzenlemeyi gerektiren bir olay olmadığını da ifade ederek, bu belgede bazı maddelerin değişikliğine yönelik 5 senede bir çalışma yapıldığını dile getirdi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şimdi bu 5 sene 2010'da gelmiştir. 2010 ile ilgili çalışmamızı şu anda ilgili arkadaşlarım yapıyorlar. Burada bazı değişiklikler Milli Siyaset Belgesi'nin içinde bir güncelleme başlığı altında, çünkü dünyada hadiseler sürekli değişiyor. Biz bunun içerisinde hala kalkıp bir 20-30-40 yıl öncenin bakışıyla bunu yapamayız. Veya diyelim ki 1980 olayları olmuş, o bakışla bakamayız. Bakın 1982 Anayasasıyla alakalı olarak kaç kişi müspet konuşuyor. Ülkenin kahir ekseriyeti buna olumsuz yaklaşıyor. Milli Siyaset Belgesi'yle ilgili de buna benzer birçok olumsuz yaklaşım söz konusu. Bu değişişiklikler de rahatlıkla yapılabilir, bunun da karar mercisi bellidir. Biz bunu Milli Güvenlik Kurulu'nda aramızda istişare ederiz, müzakere ederiz, ondan sonra da biz Bakanlar Kurulu olarak kararımızı veririz.''

-''GÖREV SÜRESİ''-

CHP Genel Başkanı Baykal'ın, ''bu ülkede her şeyi rejim krizi olarak gören bir insan'' olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Yani nerede Sayın Baykal sıkışıyorsa, orada olayı hemen rejim krizine taşıyor. Bu tür şeylerden, Sayın Baykal'ın bu ifadelerinden ben inanıyorum ki hiçbir zaman ne medyaya malzeme çıkacaktır, ne ekmek çıkacaktır. Boşuna uğraşıyor yani, bunun 5 yıl mı, 7 yıl mı, bununla ilgili kararı biz millete götürdük. Çünkü bunlar Cumhurbaşkanlığıyla alakalı. Cumhurbaşkanını millet seçsin olayını ne CHP, ne diğerleri millete götürememiştir, ama biz bunu millete götürdük. Niye? Çünkü adı Cumhurbaşkanı, yani halkın başkanı. Halkın başkanını vekiller seçmesin, halkın başkanını halkın kendisi seçsin istedik. Kimsenin yapamadığını biz yaptık, halka gittik. CHP'nin de MHP'nin de bunların muhalefetine rağmen yüzde 68 ile bunu biz referandumdan çıkardık. Asıl rahatsızlık bu. E şimdi 5 yıl mı olacak, 7 yıl mı? Referandumdan çıkan 5 artı 5. Ha 7 yıl mı, 5 yıl mı? Yüksek Seçim Kurulu var. Bunlar bununla ilgili kararı nasıl verecekler bilemem, ama bizler yasal düzenleme noktasında ne gerekiyorsa bunların hepsini yaptık ve bu oyunun içerisine bence Cumhurbaşkanlığı makamının da şu anda çekilmesinin alemi yok. Bu iş zaten yürüyor.''

''Yüksek Seçim Kurulu mu bu kararı verecek?'' sorusuna karşılık da Erdoğan, şu anda bu konuda kesin bir bilgisi olmadığını, ama nihai kararın onun kararı olacağını düşündüğünü kaydetti.

-''SEÇİMLERE YÜZDE 10 BARAJIYLA GİRİYORUZ''-

Gelecek seçimlerde barajın indirilip indirilmemesi konusunda yorumları sorulan Erdoğan, seçim barajının indirilmesinin Türkiye'nin hazır olmadığı bir konu olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Koalisyon kültürü farklı bir kültür. Koalisyon hükümetlerinin Türkiye'ye hiçbir faydası olmadığını, tam aksine koalisyon dönemlerinde Türkiye'nin çok ciddi bir çöküşe geçtiğini hep yaşadık. Ama tek başına iktidarların olduğu dönemlere baktığımızda geçmişte gerek Sayın Demirel, daha sonra merhum Özal'ın, Menderes'in dönemine, bizim dönemlerimize baktığımızda, buralarda da Türkiye'nin ciddi bir tırmanış kaydettiğini görüyoruz. Ama koalisyonlarda da tam manasıyla hazırdan yemeye başlamışlardır ve tekrar aşağı çekmişlerdir. Bunları bizzat inceledim ve olumsuz neticelerini gördüm. Şimdi burada tekrar böyle bir oyun oynanmak isteniyor. Biz Türkiye'yi böyle bir oyuna kurban etmeyiz. Bu, çok ciddi bir yanlış olur. Koalisyonlarda devleti parselleme gibi bir durum ortaya çıkıyor. Yani şurası senin, burası benim gibi. Dolayısıyla bir senfonik yapı oluşmuyor, orada bir kakofoni oluşuyor.''

''Önümüzdeki seçimlere yüzde 10 barajıyla mı gireceğiz?'' sorusunu da Erdoğan, ''Yüzde 10 barajıyla giriyoruz, bizim bu konuda herhangi bir şeyimiz yok'' diye yanıtladı.

-''FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER''-

Erdoğan, faili meçhul cinayetlerle ilgili mecliste bir araştırma komisyonu kurulup kurulmayacağı yönündeki soruya karşılık, ''Birçok konu bu ülkede gizli kalmamalı, bunlar ortaya çıkmalı'' dediklerini belirterek, ''Er veya geç çıkıyor zaten. Yani bugün bizim dönemimizde çıkmasa yarın yine çıkacak'' diye konuştu.

Burada adalet anlayışı içerisinde olunması gerektiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

''Arkadaşlarımız yalnız şunu gelenlere ifade ettiler. Meclis araştırma komisyonlarının yaptırım noktasında hiçbir özelliği yoktur. Yani biz yaptırım noktasında neler yapabiliriz, bunu bir defa biz aramızda bir değerlendirelim. Bunun dışında araştırma komisyonunun kurulması zaten bizim için problem değil, rahatlıkla kurabiliriz. Şimdi arkadaşlar o görüşmelerin neticesini bu hafta içinde benimle paylaşacaklar, kendileriyle oturacağız, değerlendireceğiz, ona göre komisyonsa komisyon. Bunun dışında yaptırıma yönelik ne yapabiliriz ve bunların peşinde de arkadaşlarımız bir grup çalışmasını sürdürecekler.''

-''SİNİR UÇLARINA BASILDIĞI ZAMAN DA ÖYLE GÖRÜNTÜ VERİYORUZ''-

''Size göre iktidar süresi ne olmalıdır? Muhalefetin sabırsızlanması ve sertleşmesi ile birbirine bağlı mı? AK Partinin iktidar süresi 8 yıl mı? Amerika'da bir başkan ancak 8 yıl iktidar olabiliyor'' şeklindeki soruya karşılık da Erdoğan, bunun milletin takdirinde olduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Siz muhalefet olarak ikinci dönemde bile olumlu bakmayabilirsiniz, ama asıl karar verici muhalefet değil millettir. Millet bakıyor ki, burada güzel şeyler yapılıyor. Güzel şeyler yapıldığı zaman 'durmak yok yola devam' diyor. Ama eğer güzel şeyler yapılmıyorsa, o zaman da 'kusura bakma çekil' diyor'' şeklinde konuştu.

Neden bazen çok sinirli olduğunun sorulması üzerine Erdoğan, ''Ben aslında bu sinirlilik olayını da pek kabul etmek istemiyorum. Ama sinir uçlarına basıldığı zaman da öyle görüntü veriyoruz'' dedi.

-''ORTADA SIKILI YUMRUKLAR VAR''-

''İktidarları süresince giderek artan bir gerginlik yaşandığı'' ifade edilerek, bunun sebebinin sorulması üzerine Erdoğan, parlamentodaki gerginliklerin ilk olmadığını, Türkiye'de daha önce benzer olayların çok yaşandığını, dünya parlamentolarında çok daha berbatlarının meydana geldiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Burada birbirimizi anlamakta sıkıntılar yaşadığımıza inanıyorum. Yani siz insani görüşme talebinde bulunursunuz, bir, iki, üç kere. Bu görüşme talebiniz reddedilir ve gene sinirlenen siz oluyorsunuz. Bir diğerinden görüşme talebinde bulunursunuz. 'Milli birlik ve kardeşlik projesini peki ben geleyim sizinle konuşayım' dersiniz, o da 'kamera' der. Böyle bir anlayış olur mu? Böyle bir anlayışın olduğu ülkede siz Başbakan olarak daha ne yapacaksınız? Kapıyı çalan sizsiniz. Partisinin binası olur, açılışını yaparlar. Ondan sonra tebriğe giden sizsiniz. Siz parti binası yaparsınız, bir tebriğe gelme nezaketini bile göstermezler. E bu mu siyaset? Bunu sen bir kere yaparsın, iki kere yaparsın, e artık eh be. Tabii öyle bir şey var ki; ortada böyle açık eller yok, sıkılı yumruklar var. E sıkılı yumrukla nasıl gideceksin, konuşacaksın? Böyle bir durum ortada. Ama biz buna rağmen elimizden geleni yapıyoruz.''

''SEÇİMLERİN YİNE EVELALLAH BİRİNCİ PARTİSİ AK PARTİ OLACAKTIR"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye, kurumsal anlamda bütün kurumlarıyla beraber demokratik olgunluğa henüz ulaşmış değil. Türkiye'nin daha demokratik standartlarını geliştirmesi lazım'' dedi.

Show TV'de yayınlanan ''Siyaset Meydanı - Başbakan ile Özel'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, ''Türkiye'nin normalleşmesi için şu kadar süreye ihtiyaç vardır, şunları yapmalıyız diye bir yol haritanız var mı?'' sorusuna, ''Bizim yol haritamızla tamamen dört dörtlük örtüşen bir olay değil. Buna şöyle bakmamız lazım. Her şeyden önce Türkiye, kurumsal anlamda bütün kurumlarıyla beraber demokratik olgunluğa henüz ulaşmış değil. Türkiye'nin daha demokratik standartlarını geliştirmesi lazım. Bunu bir defa başarmamız gerekiyor'' yanıtını verdi.

''Demokratik standartların geliştirilmesi'' ifadesi ağza alındığında bazı kurumların bundan rahatsız olduğunu kaydeden Erdoğan, bunun aşılması gerektiğini söyledi.

Bürokratik oligarşinin kırılmasının ülke için çok önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Siz zannediyor musunuz Türkiye'de siyasetçi her şeydir. Hiç alakası yok. Türkiye'de siyasetçi bir defa bürokrasiyle çok ciddi mücadelenin içerisinde. Yine aynı şekilde Türkiye'de kuvvetler ayrılığı prensibi içerisinde bu erklerin birbiriyle ayrı bir mücadelesi var. Bu da bir vaka. Bunu da görmemiz lazım. Şimdi eğer bu erkler birbirinin önünde setler oluşturursa, o zaman tabii ki bu ülkenin sıçraması zayıflıyor. Ve burada sizin belirlediğiniz takvim gecikiyor. Yoksa Türkiye inanın çok daha çabuk ilerleme imkanına sahip. Bu güç Türkiye'de var. Buna inanıyorum. 7 yıldır öğrendiğim konulardan bir tanesi bu. Ülkemde benim bu güç var. Biz bunu başarırız. Ama bir bakıyorsunuz ki biz içeride enerjimizi ciddi manada tüketiyoruz.

Ve Türkiye'nin dışarıdan görünüşü içeriden göründüğü gibi değil. Türkiye dışarıdan çok daha güzel, çok daha takdire şayan görünüyor. Ve onun içindir ki Türkiye gündem belirleyici bir ülke konumuna geldi. Bakınız, bütün olumsuzluklara rağmen şimdi Türkiye G-20 içerisinde. Biz buraya durup dururken gelmedik. 26'dan 17. sıralara durup dururken gelmedik. Bunlar bir başarının işaret fişekleridir. Az önce 'gelişen ülke Türkiye' dedik, inşallah çok kısa bir zaman içerisinde 'gelişmiş ülke' diyebileceğiz. Buraya doğru gidiyoruz. Ama içeride çok yoruluyoruz.''

''Bürokratik oligarşiye yargıyı da dahil ediyor musunuz?'' sorusuna karşılık Erdoğan, ''Az önce bir katsayı meselesini konuştuk. Orada yerindelik yetkisi kimin? Bu ülkede yerindelik yetkisi yürütmenindir. Eğer yerindelik yetkisi bu ülkede hala tartışma konusu yapılabiliyorsa, burada Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın kendi kararları vardır. Bu kararlara rağmen burada bir yetki gasbına gidilirse, siz bu ülkede sağlıklı bir çalışma yapabilir misiniz?'' dedi.

''İktidar olmakla muktedir olmak aynı şey değil, değil mi?'' diyen gazeteciye Erdoğan, ''Farklı şeyler, evet'' karşılığını verdi.

''Yargıtay'dan eski Tunceli Valisi Mustafa Yaman hakkında karar çıktı. Ne hissettiniz?'' sorusunu Erdoğan, ''Kararını vermiş. Ben böyle bir karar noktasında şahsen üzülürüm. Başka da söyleyecek bir şeyim yok'' şeklinde cevapladı.

-AB İLE MÜZAKERE SÜRECİ-

Erdoğan, ''AB müzakerelerinde heyecanın azaldığı'' yönünde eleştiriler yapıldığının ifade edilmesi üzerine de bunların haksız eleştiriler olduğunu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun tüm ülkeleri dolaştığını anlattı.

Bu konuda yoğun bir çalışma içerisinde olduklarını belirten Erdoğan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin başına bir Türkün durup dururken gelmediğini söyledi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''AB, her ne kadar bizi oyalıyorlarsa da, bize karşı adil bir yaklaşım içerisinde değilseler de, ama farklı alanlarda farklı adımlar atabiliyoruz. Türkiye'deki ana muhalefetin milletvekili, düşünebiliyor musunuz Mevlüt Bey'e karşı çıkıyor. Aynı şekilde ikinci muhalif partinin temsilcisi orada meclisi terk ediyor. Buna rağmen seçiliyor ve bu arkadaşımızın orada yapacağı çalışma Türkiye'yi çok daha farklı gösterecek. Şimdi şu anda İspanya'nın dönem başkanlığındayız ve inanıyorum ki İspanya'nın dönem başkanlığı çok daha farklı olacak. Kaldı ki, kendileri de hepsi bu noktada 'biz sizin mesajınızı aldık' diyerek toplantıdan ayrıldılar. Bundan sonra Belçika'nın dönem başkanlığı var. Bu dönemde de çok kararlı bir çalışmanın içerisindeyiz, hazırlıklarımızı buna göre yapıyoruz ve süreci buna göre devam ettireceğiz.

AB sürecinin bu noktada gecikmesinin tabii ki bize kaybettirdiği şeyler var, ama bu arada AB'nin de kaybettiği çok şeyler var. Türkiye gibi bir ülkenin imkanlarından, bu genç, dinamik nüfusun onlara kazandıracağı çok şeyden bence kayba uğruyorlar. Ben öyle düşünüyorum.''

Bir gazetecinin, ''İçeride destek düşüyor gibi bir izlenim var?'' şeklindeki ifadesi üzerine Erdoğan, ''AB'den olumlu bir gelişim Türkiye'de toparlanmayı bir anda sağlar. Kamuoyu desteğini yine artırır'' dedi.

''Her ile üniversite yapılması'' fikrine eleştiri getiren İlber Ortaylı'ya ilişkin açıklamaları hatırlatılarak, ''Sizin üniversitelere bakış açınız nedir?'' diye sorulması üzerine Erdoğan, Ortaylı'nın saygı duyduğu bir kişi olduğunu belirterek, ''Bizim üzüldüğümüz şey şudur; yani keşke basına bu şekilde yansıyan bir şey olmayıp da yani üniversitelerin her ilde olmasına yönelik bir itirazı kaydı varsa, bunu bize direkt söylemiş olsaydı'' şeklinde konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendilerinin de bu konuda argümanları bulunduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''Bir kere şunu görmemiz lazım. Türkiye'de her ile dil, tarih, coğrafya fakültesi ya da siyasal bilgiler fakültesi kurmuyorsunuz. Ama o illerin birçok sorunlarını çözecek, o ildeki birçok gencin farklı illere göçünü engelleyecek ve bu ülkede 10 öğrenciden 1'inin üniversiteye girebildiği bir dönemden, 10'da 10'a doğru öğrencilerimizin bu noktada oranını yükseltecek. Dolayısıyla, bu ülkede 'ben üniversite mezunuyum' diyen öğrencilerin sayısını yükseltecek bir heyecanın içerisindeyiz biz. Ve halkımız bize şunu söylüyor. Tabii İlber hoca böyle bir sorumluluğun içinde değil. Neyi soruyor bize? 'Benim ilimde niye üniversite yok?' Kalkıp da 'ben senin ilini küçük görüyorum, benimsemiyorum, şundan bundan dolayı üniversite yapmıyorum' diyemezsiniz. Böyle bir hakkınız yok.

Özellikle bir de 'bu belediye yönetmeye benzemez' tabiri de beni çok çok üzdü. Bu çok farklı bir şey. Böyle bir şeyi ben hiç doğrusu hocama yakıştıramadım. Bu konuda otururuz masaya, hocam eğer belediyeciliği biliyorsa gelsin belediyeciliği benimle tartışsın. İlmine baştan sona saygım sonsuz, sınırsız, ama olay belediyecilik dendiği zaman oturur konuşuruz, tartışırız.''

''Karşılıklı sohbet etmeyi düşünür müsünüz?'' sorusuna Erdoğan, ''Çok yaptık, yine yaparım'' yanıtını verdi.

-FUTBOLDA SERTLİK-

Futbolda sertlik konusuna ilişkin görüşünün sorulması üzerine de Erdoğan, ''Eğer topla yapılıyorsa orada bir sıkıtı yok, normaldir. Ama topsuz yapıyorsa, o çok çirkin bir durum. O affedilmemeli'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği ve Hakemler Birliği'nin bu konuda müşterek alacakları kararların önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası adaylığı için yaptığı başvuruya ilişkin soru üzerine de Erdoğan, ''Güzel hazırlıklar var. Temenni ederim ki Türkiye bu şansı yakalar'' dedi.

-2011 SEÇİM STRATEJİSİ-

''2011 seçimlerine giderken partinizin seçim stratejisi ne olacak, eski taktikle devam mı?'' sorusunu Erdoğan, ''Şu anda henüz kampanya sürecine girmiş değiliz. Kampanyanın öncesinde de değiliz. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; şu anda Türkiye'de en güçlü örgüt yapısına sahibiz'' şeklinde yanıtladı.

Erdoğan, ''Seçimde alacağınız oy oranıyla ilgili bir iddiada ya da tahminde bulunabilir misiniz?'' şeklindeki soru üzerine de ''Şu anda bunları söylemek için çok erken, ama ben şuna inanıyorum: Seçimlerin yine evelallah birinci partisi AK Parti olacaktır. Bu konuda kararlıyız'' dedi.

''Tek başına iktidara yetecek oylarla mı?'' diye sorulması üzerine de Erdoğan ''Eyvallah'' karşılığını verdi.

Takvim Kaynak Tercihleri

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler