Muaviye'nin dünyası için âhireti batırmak

Sözlerin en güzeli, imanlı insanlar için en müessir ve kalıcı olanı, hiç şüphesiz, Allah'ın Kitabı Kur'ân'ın âyetleridir.

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Muaviye'nin dünyası için âhireti batırmak
Şimdi, geliniz, kafa ve gönül birlikteliği içinde, Naziat Sûresi'nin sondan on üç âyetini beraberce okuyalım: "Karşı konulmaz büyük felaket olan yeniden diriliş günü gelip çattığında, o gün insan, uğrunda gayret sarfedip yaptığı her şeyi hatırlayacak.Cehennem de onu görmeye mahkum edilenlerin karşısına getirilecektir. Çünkü kulluk sınırlarını aşıp, başına buyruk olup azgınlaşan ve de yalnızca dünya hayatını tercih edip hedefleyenlerin varacağı yer, o Cehennem'dir. Ama, Rabbinin yüceliğinden korkanların ve nefislerini ilâhî yasaları çiğnemekten alıkoyanların barınağı da Cennet'tir. (Ey Peygamber!) Şimdi, sana o büyük felaketli diriliş gününü, ne zaman gerçekleşecek diye soruyorlar. Sen, onun hakkında ne söyleyebilirsin ki?
Ona ilişkin bilgi, Rabb'inin katındadır.
Sen, ancak o günden korkanları uyarıcısın. O günü görüp yaşadıklarında, kendilerinin dünya hayatında sanki bir akşam veya kuşluk vakti kadar yaşamış olduklarını anlayacaklar."
Anlamlarını aktardığımız âyetlerin sonuncusunu bir daha sunalım! "O günü görüp yaşadıklarında kendilerinin dünya hayatında sanki bir akşam veya kuşluk vakti kadar yaşamış olduklarını anlayacaklar."
Hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim, dünya mallarının bütününü "az bir meta/yararlanılacak çok az bir şey" olarak tanımlamaktadır. Âhiret penceresinden bakıldığında, dünya hayatının da akşam veya kuşluk vaktiya da yarım veya bir gün gibi algılanacağını açıklamaktadır. (Müminûn 113) Bu gerçeği, kısmen de olsa, bizler de kavrayabiliriz. Yaş gruplarımıza göre, fikir ayaklarımızı kullanarak, hatırlayabildiğimiz ölçüde on, yirmi, otuz, kırk, elli yıl maziye dönelim ve yaşadığımız hayatı değerlendirelim. Bir akşam veya kuşluk vakti gibi görülmeyecek mi?
Düşünce ayaklarımızla bir de yirmi, otuz yıl hatta elli, altmış yıl sonrasına, ölüm döşeğine veya kabir kapısına gidelim. Oradan geriye dönüp baktığımızda, dünya hayatımız bize yarım veya bir gün gibi görülmeyecek mi? Zaten mazi geçmiş, gelecek bilinmez ve hayat yaşanılan andan ibaret değil midir?
Peki, nedir bu Yaratan'a ve O'nun yasalarına göre programlanmaksızın başa buyruk gafletle yaşanan hayatlar?
Peki, nedir bu yalanlar, jurnaller, iftiralar?
Nedir bu zulümler, entrikalar? Nedir bu iktidar ve darbe ihtirasları?
Nedir bu mallar uğruna verilen kavgalar, oluşturulan çeteler, mafyalar? Ölüm döşeğinden, kabir kapısından bakıldığında bir sinema filmi kadar kısacık olduğu görülebilecek bir hayat için mi?
Kaldı ki, bu kısacık hayatın uzunca bir sorgulaması olacak, azapları veya armağanları ile karşılaşılacak...
Bütün bunlardan önce de hasretleri yaşanacak, sınırsız pişmanlıklar duyulacak...
Kıyame sûresinde şöyle buyrulur: "Son nefes kişinin boğazına gelip düğümlendiğinde, tedavi edip kurtaracak bir doktor yok mu, diye sorulur. Ölüm sancıları içinde kişi de artık ayrılık vaktinin gelip çattığını anlar. Artık (geç kalınmış bir pişmanlık içinde) gidiş Rabb'inedir." (Kıyamet 26-30) Kasırgalaşan bu pişmanlık, herkes tarafından duyulacak.
Biricik hayat önderimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), şöyle buyurdu:
- Ölen hiçbir kişi yoktur ki, pişmanlık duymasın.
Sahâbiler sordular:
- Ya Resûlallah, kişinin duyacağı pişmanlık nedir?
- İyi işler ve hayırların sahibi kişi, amellerini niçin artırmadığına; kötü amellerinin sahibi kişi ise, niçin kötü işlerini bırakıp tövbe etmediğine pişman olur. (Tirmizî Hn.
2405) Muaviye'nin dünyası için âhiretimi batırdım Bu pişmanlığın nasıl duyulacağını, size, dâhi bir sahabinin gözyaşları ile tablolaştırmaya çalışacağım:
Amr b. As: Arap dâhilerindendi. Azılı bir İslâm düşmanı iken Müslüman oldu.
Saygısından dolayı Hz. Peygamber'in yüzüne doya doya bakamayacak kadar rûhsal gelişim gösterdi. Hz.Peygamber'in döneminde pek çok başarılı hizmetler verdi. Samimi bir dindardı.
10 yılı Hz. Ömer devrinde olmak üzere 16 yıl, kumandan olarak fethettiği Mısır valiliğinde bulundu.
Şan, şöhret, mal, mülk sahibi oldu. Ne var ki, şanlı sahâbi Hz. Ali ile Muaviye arasında cereyan eden olaylar da Muaviye'den yana tavır koydu.
90 yaşında iken ölüm döşeğine serilen bu dâhi sahâbi, son demlerinde sürekli ağlıyordu.
Sen, Hz. Peygamber'in sevgisine ermiş, iltifatına uğramış bir sahabi değil misin, diyerek teselli vermeye çalışan çocuklarının bu sözleri, onun gözyaşlarını eksitmiyor, artırıyordu.
Pişmanlığın fırtınalaştığı son sözleri ve niyazı şöyle olmuştu:
Allah, beni putperestlikten kurtardıktan sonra Hz. Peygambere olan sevgim, bütün varlığımı kuşatmıştı. Benden, Hz. Peygamberi anlatmamı isteseler,buna güç yetiremem.
Çünkü, saygımdan ötürü O'na doya doya bakamadım.
Bu hâl üzere ölseydim, Cennet'lik olduğumu ümit edebilirdim.
Sonra birtakım işlere daldım. Onlar hakkında Rabb'ime nasıl hesap vereceğim?
Muaviye'nin dünyası için âhiretimi batırdım, aklımı şaşırdım. Nihayet ecelim geldi.
Allahım! Suçsuz değilim ki, mazeret beyan edeyim.
Ben ancak Sen'den başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in senin kulun ve elçin olduğuna şehâdet ederek sana geliyorum. (Davudoğlu S.Müslim ve Şehi 1/453)

DÜNYAMIZI SEVEBİLİRİZ

Dünyamızı sevebilir, önemseyebiliriz; sevmeli ve önemsemeliyiz de... Çünkü biz, dünya hayatında kulluk denemesine uğratılıyoruz.
İnsanlar için yaratılmış tüm nimetler ve güzelliklerden faydalanabiliriz; faydalanmalıyız da... Çünkü, yararlanıp şükretmek, bizim kulluk vazifemizdir.
Yaşadığımız toplumda kültürel, ekonomik ve siyasî her türlü mücadeleyi verebiliriz; vermeliyiz de...
Ülkemizin yönetimine talip olabiliriz,olmalıyız da Çünkü bu tür hakka dayalı mücadeleler, ve talepler bizi, Cennet'e götürecek cihâddır.
Ancak, dünya hayatına ölüm döşeğinden veya kabir kapısından bakmayı öğrenmeliyiz. Hakikat penceresinden bakıldığında, bir akşam veya kuşluk vakti gibi görülecek bu dünya hayatında, bizi, sonu gelmez ve fayda vermez pişmanlıklara ve hasretlere düşürecek işlerin faili olmaktan kaçınmalıyız.
Yazımızı bir âyet meâli/anlamı ile bitiriyorum: "Dünya hayatı, gerçekte ancak bir oyun ve eğlencedir. Rabbinin emirleri ve yasaklarına bağlanan kullar için âhiret hayatı şüphesiz daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"(Enam 32)

* * *
SORULARINIZ VE CEVAPLARI
* SORU: EVLİLERİN ZİNASININ TÖVBESİ VAR MIDIR?
Cevap:
Ölüm komasına girmeden yürekten yapılan her bir tövbe gibi zinadan ötürü yapılacak tövbe de kabul edilir. Kur'ân'da pek çok âyet, tövbelerin kabul olunacağını, işlenen günahların silineceğini müjdelemektedir. Şûra sûresinin 25. âyetinde şöyle buyrulur: "Allah kullarının tövbelerini kabul eder.Onların günahlarını bağışlar ve sizin bütün yaptıklarınızı da bilir." Bu sebeple herbir müslüman günahlarından ötürü yüreğinde iç sızısı duymalı,ancak Rabbinden ümidini kesmemelidir. Rabbimin rahmeti günahlarımdan büyüktür, demelidir. Asıl büyük felaket Rabbimizin rahmetinden ümit kesmektir. Çünkü O'nun rahmetinden yalnızca ebedî cehennemlik olan kâfirler ümit keser. Ne var ki ömür takviminin son yaprağı her an düşebileceği ; ölüm her an gelebileceği için tövbelerimizi geciktirmemeliyiz.

* SORU: ÖRNEĞİN TRAFİK KAZALARI VE KALP KRİZLERİ İLE ANSIZIN GELEN ÖLÜMLERİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?
Cevap:
Saygı değer eşi Hz.Âişe annemiz benzeri bir soruyu kendisine yönelttiğinde Peygamberimiz şöyle cevap vermişlerdir: - Ansızın gelen ölüm gerçek mü'min için bir rahatlıktır. (Dünyanın sıkıntıları ve dertlerinden kurtuluştur.) Allah'a itâat etmeyen günahlara dalmış kişi için de (tövbesiz ölüm olacağından) ıstırab ve azap sebeidir.

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler