Yahudi Devleti önerisi Sabetay Sevi'den geldi
1666'da mesihliğini ilan eden Sabetay Sevi, 'Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulmalı' fikrini ortaya attı Ancak Sevi, daha sonra Müslümanlığı tercih edince, bu düşünce birkaç yüzyıl sonra hayata geçirildi...
Giriş Tarihi:

Filistin'de Yahudi Devleti kurulması fikri, önce 1666'da mesihliğini ilan eden Sabetay Sevi tarafından dile getirilmiştir. Sevi'nin Müslümanlığı kabul etmesi bu hayali söndürmüştür. Sabetay Sevi 17. Yüzyılda, İzmir Agora'da doğdu.
Mesihlik iddiasında bulunan Musevi din adamıdır. Dünyayı kötülüklerden arındıracağına tüm Yahudileri mukaddes İsrail'e götürerek tapınağı inşa edeceğine inanıyordu. Sonra Müslüman oldu. Dış görünüşte Müslüman veya Hıristiyan, gerçekte Kabala Musevi inancına sahip günümüze kadar gelen bir cemaattir. Halk arasında Sabetaycılık adı ile bilinir. Ona "Amira" derler. Yahudi mistizminin en önemli kaynaklarından biri 'Kabala' idi.
Görünenin arkasında mutlaka bir başka şeyin gizlendiği fikrinden hareket eden Kabalistler, kutsal metinlerde çeşitli sayılar ve matematiksel işlemlerle gizli gerçeği ortaya çıkarmaya çalışıyorlardı.
İZMİR'DEN AYRILDI
Sabetay ailesinin kökleri Tire'ye gidiyor. Osmanlı salnamelerinde Sabetay ailesinin kayıtlarına rastlıyoruz. O yıllarda İzmir Limanı ticarette öne çıkmıştı. Artan ticaretle birlikte İzmir, Avrupalı tüccarlarla dolup taşmıştı. Babası İspanya'dan Osmanlı'ya ülkesine göçen Yahudiler'den Mordehay Sevi'dir, Hollanda ve İngiliz şirketlerinin temsilciliği sayesinde servet sahibi olmuştu. Sevi, 22 yaşında Kabalacı yorumlara dayanarak, kendisini Musa'nın geleceğini vaat ettiği Mesih olduğunu iddia etti. İzmir'den ayrılmak zorunda bırakıldı.
Selanik, İstanbul, Kudüs, Kahire, tekrar İzmir'e döndü. Sabetaycılık akımı hızla güçlenerek Avrupa'da yaygınlaşmıştı. İzmirli hahamların şikâyetiyle bu durumun ciddiyetinde erken haberdar olan Saray, Sevi'yi İstanbul'a getirdi. Hemen ardından da kürek mahkûmlarının tutulduğu Haliç'deki Bagno Zindanı'na kapatıldı.
Yargılanmak üzere Sadrazam'ın başkanlığındaki Divan'a çıkarıldı. Girit Seferi öncesinde ortalığın karışmasını istemeyen Osmanlı, 2 ay sonra Sabetay'ı Gelibolu'da bulunan kaleye hapsetmeye karar verdi. Sevi Abydos Kalesi'ne kapatıldı. Edirne'de yargılanırken, Sabetay'a Müslüman olma teklifi götürüldü.
Divan huzurunda Müslüman olan Sabetay Veled-i Mordehay veya Sabetay Sevi, gusül abdesti aldı ve Müslüman kisvesi kürk ve hil'at giydi. Ertesi gün Sultan huzuruna çıkarak Aziz Mehmet Efendi adını alarak 150 akçelik bir maaşla sarayda üst düzey memur Kapıcıbaşı görevine getirildi. Sevi'nin resmi açıklaması ise şu şekildedir: "Tanrı beni İsmâilî, yani Müslüman yaptı. Ben kardeşiniz kapıcıbaşı Mehmed'im. O öyle emretti. Ben itaat ettim" dedi. Bu tarihten sonra da 'Avdet' ya da 'Dönme' olarak adlandırıldılar. Polonyalı karısı Sara, onun kardeşi Jacob da bu kervana katıldı. Sara Fatma adını, Kerido'da Yakub adını aldı.
İZMİR'DEN AYRILDI
Edirne Sarayı'nda 7 yıl kalan Sabetay bir süre sonra Padişah 4. Mehmed'in takdirini kazandı. Zaman zaman İstanbul ve Selanik'e bile gidebiliyordu. Bir süre Edirne/Hızırlık yakınlarında bulunan bir Bektaşi tekkesine devam etmiş. Bu tekke 1641-1642 yıllarında "şüpheli" bulunarak yetkililerce kapatılmış ancak 4. Mehmet tarafından zaviye olarak tekrar açılmış.
Musevi kaynakları Sevi'nin Sufism ve Bektaşilikten etkilendiğini ve bu öğretileri Kabala öğretisi ile harmanlayarak kendi öğretisine şekil verdiğini dile getirirler. Sabetay Sevi, bir süre sarayda kapıcıbaşı olarak sarayda üst düzey memur olarak çalışsa da, mesihi Yahudi inancına bağlılığının fark edilmesi üzerine batı Trakya'ya sürülür. Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutluk'ta devam eder. Sırlar içinde ölmüştür. Avram Galante'ye göre Berat'ta müslümanlar tarafından, şehrin içinden geçen ırmağın kıyısında halen yeri bilinmeyen bir noktada toprağa verilir. Kendisi gibi Müslümanlığı kabul eden takipçisi aileler Selanik'e yerleşerek dış görünüşte Müslüman, gerçekte ise Sabetaycı-Yahudi olarak yaşamaya devam etti. Sabetay'a inananlar mesihlerinin ölümüne inanmazlar, onun göğe yükselmiş olup, yeniden geleceğine dair inançlarını sürdürüler. Hala inançlı Sabetaycılar, belli zamanlarda deniz ve ırmak kenarlarına gelerek, 'Sabetay Sevi seni bekliyoruz!' diye bağırma geleneğini sürdürmektedirler. 1896'da Avusturyalı gazeteci Yahudi Theodor Herzl, The Jewish State (Yahudi Devleti) isimli bir kitap yazdı.
Bu kitapta Sevi'den de söz edildi. Herzl, Siyonizm'in kuruluşunu temin etti. 1897'de Dünya Siyonist Teşkilâtı kuruldu. 1897'ye kadar Yahudiler'in, Filistin'de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, 1897'de hedef oldu. Siyonizm'in hedefini gerçekleştirmek için, ticarî bir şirket kuruldu.
Çok uluslu şirketler, böylece ortaya çıktı.
1897'de İsviçre'de Basel şehrinde ilk Siyonist kongresi, Dr. Theodor Herzl başkanlığında dikkat çekici kararlar aldı. İkinci Siyonist kongre 1898'de yine Basel'de toplandı. İki milyon sterlin sermayeli "Karen Kaymet" adlı bir vezne vasıtasıyla Filistin'de, Yahudi kolonileri teşkiline karar verildi. Herzl'in sözleri:
HERZL İSTANBUL'A GELİYOR
15 HAZİRAN 1896:Newlinsky ile beraber Orient ekspres ile İstanbul'a gideceğiz. Türk maliyesini düzeltmek için 18 milyon Osmanlı lirası, 2 milyon da Filistin için ilave ederiz.
Türkiye 80 milyon lira borçlu. Borçların yıllık faizini 2 milyon, 18 milyon sarfı ile Türkiye'yi Avrupa kontrol komisyonundan kurtarırız'' 17 Haziran 1896:Trende, Yusuf Ziya paşa vardı. Üçümüz baş başa konuştuk.
Ziya Paşa'ya "Filistin'de bağımsız devlet istiyoruz. Eğer bu olmazsa, Arjantin'e gideceğiz" dedim. Paşa, bu kadar açık konuşmaya karşı çıktı, "Bağımsız değil, Osmanlı'ya bağlı olmalı" dedi. Sofya'da Sfaraddim ve Eşkinazim beni karşıladı''
DÜNYADAKİ YAHUDİLER
Dünyadaki Yahudiler üç büyük gruba ayrılır. Sfaradim:İspanya'dan sürülerek Osmanlı topraklarına geldiler. Eşkinazim:Avrupa ve Amerika Yahudileri. Mizrahim:Ortadoğu ülkelerindeki Yahudiler.
Herzl: Sultan Abdülhamid'in doğru ve büyük sözleri beni sarstı. Bir zaman bütün ümitlerimi kırdı. Bu sonu ölüm ve parçalanmaya giden fatalizmde trajik bir güzellik var. Mamafih son nefese kadar, pasif mukavemet şeklinde de olsa mücadele edeceğiz."
ABDÜLHAMİD TARİH YAZIYOR
Viyana 7 Mayıs 1896:Newlinsky, Sultan Abdülhamit ile görüştü. Sultan "Yeruşalaym'dan-Kudüs-asla ayrılmayacağını, Ömer Camii'nin daima Müslümanlar elinde kalması gerektiğini" ifade etmiş. Newlinsky'e göre, Abdülhamid için paranın önemi yok. Onu Ermeni meselesinde desteklemek. Newlinsky, şu anda bile Ermeni komiteleri ile temas için gizlice görevlendirilmiş. (Ermeni meselesinde Yahudiler yardımcı olsun, Sultan'a anlatırım, Sultan lutüfkar davranacaktır) diyordu. Bu fikir bana son derece mükemmel göründü''
NE GÖRÜŞTÜLER?
Polonyalı Newlinsky, Sultan Abdülhamid tarafından kabul edildi. Newlinsky, son derece rahattı. Polonyalı Yahudi, birkaç dakika bekledikten sonra Herzl'in hazırladığı teklifini ilk kez Sultan Abdülhamid'e aktardı: Filistin'in Yahudi göçüne açılması ve orada küçük bir toprak parçası üzerine özerk bir Yahudi yönetimi kurulması" karşılığında Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya olan tüm borçlarınız (20 milyon altın) ödenecek. Bu konuda hiçbir endişeniz olmasın Polonyalı Newlinsky, Yahudiler'in tüm arzularının Sultan Abdülhamid tarafından kolaylıkla kabul edileceğini sanıyordu. Çünkü Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Newlinsky'yi bir hayli rahatlatmıştı. Fakat Sultan Abdülhamid'in ne derece zeki bir Sultan olduğunu unutmuştu. Abdülhamid, Newlinsky'ye öyle bir cevap verdi ki!..
Mesihlik iddiasında bulunan Musevi din adamıdır. Dünyayı kötülüklerden arındıracağına tüm Yahudileri mukaddes İsrail'e götürerek tapınağı inşa edeceğine inanıyordu. Sonra Müslüman oldu. Dış görünüşte Müslüman veya Hıristiyan, gerçekte Kabala Musevi inancına sahip günümüze kadar gelen bir cemaattir. Halk arasında Sabetaycılık adı ile bilinir. Ona "Amira" derler. Yahudi mistizminin en önemli kaynaklarından biri 'Kabala' idi.
Görünenin arkasında mutlaka bir başka şeyin gizlendiği fikrinden hareket eden Kabalistler, kutsal metinlerde çeşitli sayılar ve matematiksel işlemlerle gizli gerçeği ortaya çıkarmaya çalışıyorlardı.
İZMİR'DEN AYRILDI
Sabetay ailesinin kökleri Tire'ye gidiyor. Osmanlı salnamelerinde Sabetay ailesinin kayıtlarına rastlıyoruz. O yıllarda İzmir Limanı ticarette öne çıkmıştı. Artan ticaretle birlikte İzmir, Avrupalı tüccarlarla dolup taşmıştı. Babası İspanya'dan Osmanlı'ya ülkesine göçen Yahudiler'den Mordehay Sevi'dir, Hollanda ve İngiliz şirketlerinin temsilciliği sayesinde servet sahibi olmuştu. Sevi, 22 yaşında Kabalacı yorumlara dayanarak, kendisini Musa'nın geleceğini vaat ettiği Mesih olduğunu iddia etti. İzmir'den ayrılmak zorunda bırakıldı.
Selanik, İstanbul, Kudüs, Kahire, tekrar İzmir'e döndü. Sabetaycılık akımı hızla güçlenerek Avrupa'da yaygınlaşmıştı. İzmirli hahamların şikâyetiyle bu durumun ciddiyetinde erken haberdar olan Saray, Sevi'yi İstanbul'a getirdi. Hemen ardından da kürek mahkûmlarının tutulduğu Haliç'deki Bagno Zindanı'na kapatıldı.
Yargılanmak üzere Sadrazam'ın başkanlığındaki Divan'a çıkarıldı. Girit Seferi öncesinde ortalığın karışmasını istemeyen Osmanlı, 2 ay sonra Sabetay'ı Gelibolu'da bulunan kaleye hapsetmeye karar verdi. Sevi Abydos Kalesi'ne kapatıldı. Edirne'de yargılanırken, Sabetay'a Müslüman olma teklifi götürüldü.
Divan huzurunda Müslüman olan Sabetay Veled-i Mordehay veya Sabetay Sevi, gusül abdesti aldı ve Müslüman kisvesi kürk ve hil'at giydi. Ertesi gün Sultan huzuruna çıkarak Aziz Mehmet Efendi adını alarak 150 akçelik bir maaşla sarayda üst düzey memur Kapıcıbaşı görevine getirildi. Sevi'nin resmi açıklaması ise şu şekildedir: "Tanrı beni İsmâilî, yani Müslüman yaptı. Ben kardeşiniz kapıcıbaşı Mehmed'im. O öyle emretti. Ben itaat ettim" dedi. Bu tarihten sonra da 'Avdet' ya da 'Dönme' olarak adlandırıldılar. Polonyalı karısı Sara, onun kardeşi Jacob da bu kervana katıldı. Sara Fatma adını, Kerido'da Yakub adını aldı.
İZMİR'DEN AYRILDI
Edirne Sarayı'nda 7 yıl kalan Sabetay bir süre sonra Padişah 4. Mehmed'in takdirini kazandı. Zaman zaman İstanbul ve Selanik'e bile gidebiliyordu. Bir süre Edirne/Hızırlık yakınlarında bulunan bir Bektaşi tekkesine devam etmiş. Bu tekke 1641-1642 yıllarında "şüpheli" bulunarak yetkililerce kapatılmış ancak 4. Mehmet tarafından zaviye olarak tekrar açılmış.
Musevi kaynakları Sevi'nin Sufism ve Bektaşilikten etkilendiğini ve bu öğretileri Kabala öğretisi ile harmanlayarak kendi öğretisine şekil verdiğini dile getirirler. Sabetay Sevi, bir süre sarayda kapıcıbaşı olarak sarayda üst düzey memur olarak çalışsa da, mesihi Yahudi inancına bağlılığının fark edilmesi üzerine batı Trakya'ya sürülür. Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutluk'ta devam eder. Sırlar içinde ölmüştür. Avram Galante'ye göre Berat'ta müslümanlar tarafından, şehrin içinden geçen ırmağın kıyısında halen yeri bilinmeyen bir noktada toprağa verilir. Kendisi gibi Müslümanlığı kabul eden takipçisi aileler Selanik'e yerleşerek dış görünüşte Müslüman, gerçekte ise Sabetaycı-Yahudi olarak yaşamaya devam etti. Sabetay'a inananlar mesihlerinin ölümüne inanmazlar, onun göğe yükselmiş olup, yeniden geleceğine dair inançlarını sürdürüler. Hala inançlı Sabetaycılar, belli zamanlarda deniz ve ırmak kenarlarına gelerek, 'Sabetay Sevi seni bekliyoruz!' diye bağırma geleneğini sürdürmektedirler. 1896'da Avusturyalı gazeteci Yahudi Theodor Herzl, The Jewish State (Yahudi Devleti) isimli bir kitap yazdı.
Bu kitapta Sevi'den de söz edildi. Herzl, Siyonizm'in kuruluşunu temin etti. 1897'de Dünya Siyonist Teşkilâtı kuruldu. 1897'ye kadar Yahudiler'in, Filistin'de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, 1897'de hedef oldu. Siyonizm'in hedefini gerçekleştirmek için, ticarî bir şirket kuruldu.
Çok uluslu şirketler, böylece ortaya çıktı.
1897'de İsviçre'de Basel şehrinde ilk Siyonist kongresi, Dr. Theodor Herzl başkanlığında dikkat çekici kararlar aldı. İkinci Siyonist kongre 1898'de yine Basel'de toplandı. İki milyon sterlin sermayeli "Karen Kaymet" adlı bir vezne vasıtasıyla Filistin'de, Yahudi kolonileri teşkiline karar verildi. Herzl'in sözleri:
HERZL İSTANBUL'A GELİYOR
15 HAZİRAN 1896:Newlinsky ile beraber Orient ekspres ile İstanbul'a gideceğiz. Türk maliyesini düzeltmek için 18 milyon Osmanlı lirası, 2 milyon da Filistin için ilave ederiz.
Türkiye 80 milyon lira borçlu. Borçların yıllık faizini 2 milyon, 18 milyon sarfı ile Türkiye'yi Avrupa kontrol komisyonundan kurtarırız'' 17 Haziran 1896:Trende, Yusuf Ziya paşa vardı. Üçümüz baş başa konuştuk.
Ziya Paşa'ya "Filistin'de bağımsız devlet istiyoruz. Eğer bu olmazsa, Arjantin'e gideceğiz" dedim. Paşa, bu kadar açık konuşmaya karşı çıktı, "Bağımsız değil, Osmanlı'ya bağlı olmalı" dedi. Sofya'da Sfaraddim ve Eşkinazim beni karşıladı''
DÜNYADAKİ YAHUDİLER
Dünyadaki Yahudiler üç büyük gruba ayrılır. Sfaradim:İspanya'dan sürülerek Osmanlı topraklarına geldiler. Eşkinazim:Avrupa ve Amerika Yahudileri. Mizrahim:Ortadoğu ülkelerindeki Yahudiler.
Herzl: Sultan Abdülhamid'in doğru ve büyük sözleri beni sarstı. Bir zaman bütün ümitlerimi kırdı. Bu sonu ölüm ve parçalanmaya giden fatalizmde trajik bir güzellik var. Mamafih son nefese kadar, pasif mukavemet şeklinde de olsa mücadele edeceğiz."
ABDÜLHAMİD TARİH YAZIYOR
Viyana 7 Mayıs 1896:Newlinsky, Sultan Abdülhamit ile görüştü. Sultan "Yeruşalaym'dan-Kudüs-asla ayrılmayacağını, Ömer Camii'nin daima Müslümanlar elinde kalması gerektiğini" ifade etmiş. Newlinsky'e göre, Abdülhamid için paranın önemi yok. Onu Ermeni meselesinde desteklemek. Newlinsky, şu anda bile Ermeni komiteleri ile temas için gizlice görevlendirilmiş. (Ermeni meselesinde Yahudiler yardımcı olsun, Sultan'a anlatırım, Sultan lutüfkar davranacaktır) diyordu. Bu fikir bana son derece mükemmel göründü''
NE GÖRÜŞTÜLER?
Polonyalı Newlinsky, Sultan Abdülhamid tarafından kabul edildi. Newlinsky, son derece rahattı. Polonyalı Yahudi, birkaç dakika bekledikten sonra Herzl'in hazırladığı teklifini ilk kez Sultan Abdülhamid'e aktardı: Filistin'in Yahudi göçüne açılması ve orada küçük bir toprak parçası üzerine özerk bir Yahudi yönetimi kurulması" karşılığında Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya olan tüm borçlarınız (20 milyon altın) ödenecek. Bu konuda hiçbir endişeniz olmasın Polonyalı Newlinsky, Yahudiler'in tüm arzularının Sultan Abdülhamid tarafından kolaylıkla kabul edileceğini sanıyordu. Çünkü Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Newlinsky'yi bir hayli rahatlatmıştı. Fakat Sultan Abdülhamid'in ne derece zeki bir Sultan olduğunu unutmuştu. Abdülhamid, Newlinsky'ye öyle bir cevap verdi ki!..
