Bugünkü
Takvim
  • 29 Mart 2012, Perşembe

Kovulmuş yada re'sen emekli edilmiş askerler

Re'sen emekli edilmiş askerlerin trajedisine devam ediyoruz...
Türkiye'de geleneksel olarak, olağanüstü dönemlerde Ordu'dan ilişiği kesilenlere haksızlık yapıldığı kabul edilse bile, silahlı kuvvetlerin özel durumu gözetilerek yargısal ve diğer yollarla orduya geri dönüş imkanı verilmemiştir.
Yine yargısal yollarla gerçek anlamda ekonomik mağduriyetin giderilmesi imkanı da olmamıştır.
Haksızlıklar, sonradan yapılan yasal düzenlemelerle giderilmeye çalışılmıştır. Bu gün de, geçici 32. madde ile getirilen düzenlemeye göre, geçmişte ordudan ilişiği kesilen askeri personelin göreve iadesi söz konusu değildir. Emeklilik süresi dolmayanlar sivil kadrolarda istihdam edilecektir.
12 Mart darbesi döneminde resen emeklilik kararlarının büyük çoğunluğu, gözaltı ya da tutukluluk süresi içinde tebliğ edilmiştir.
Gözaltına alınanlar ya da tutuklananlar o zamanki keyfi ve hukuksuz uygulamalarla aylarca kimseyle görüştürülmemişlerdir.
Tutuklular devlet içinde örgütlenmiş "yasa dışı gizli kontur-gerilla örgütü"nün elinde, bu örgütün sorgu elemanlarının kullandığı ifadeye göre "esir" olarak tutulmuşlardır. Bu örgüt tarafından her türlü başvuru, "burada anayasa babayasa yok" denilerek engellenmiştir. Böylece dava açma süreleri geçirilmiştir. Daha sonrası için de fiili engellemeyi ispat edecek imkanlar ortadan kaldırılmıştır.
12 Mart darbesi döneminde çok az sayıda askeri personel dava açma imkanı bulabilmiştir. Bu az sayıdaki kişilerden Erol Kızılelma'nın AYİM'de açtığı davada, mahkeme 1975/1236 E. ve 1976/98 K. sayılı kararında, "Dosyasındaki belgelerden sapık sol ideolojiyi benimsediği anlaşılan davacının Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma ve kollama görevini yerine getiremeyeceği anlaşılmaktadır" denilerek dava reddedilmiştir. (Erol Kızılelma'nın dosyasında sol görüşlü kişilerle arkadaşlık ettiği yolunda düzenlenen belgeler dışında başka bir delil bulunmamaktadır.)
Hakim Albay Remzi Şirin başkanlığındaki İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nin 83 sanıklı deniz subayları davasında, askeri yönetimin istediği gibi karar verilmediği için, yani sanıklar beraat ettiği için karar feshedilmiştir. Mahkeme üyeleri doğu illerine sürgün edilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye'de olağanüstü dönemlerde, fiili yargısal ve idari uygulamalarla, hak arama yolları kapatılmıştır. Normal dönemlerde de Türkiye'de günümüze kadar devam eden askeri vesayet rejimi nedeniyle hak arama yolları hep kapalı olmuştur.
2010'da Yüksek Askeri Şura kararı ile Silahlı Kuvvetler'den ihraç edilen askeri personele, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurma imkanı sağlanarak oradan bir karar alınmasının yolu açılmak istemiştir. Ancak, Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Onursal Başkanı E.Tuğg. Adnan Tanrıverdi başkanlığındaki bir heyet Başbakan Tayyip Erdoğan'ı Dolmabahçe'deki çalışma ofisinde ziyaret ederek, AYİM'in adil bir yargılama yapamayacağı yönündeki görüşlerini Başbakan'a iletmiştir. Bu görüş, Parlamento tarafından da kabul görmüştür. Bu sebeple, geçici 32. madde af kanunu şeklinde düzenlenmiştir. Kanunda belirtilen şartları taşıyan askeri personelin başvurularının, Milli Savunma Bakanı tarafından kabul edilmesinin yolu açılmıştır. Mağdurlara, yargı yoluna başvurma imkanı sağlamak yerine, af kanunu niteliğinde düzenleme yapılarak, yargı yolunun etkin olmadığı yolundaki görüş, kanun koyucu tarafından da zımnen kabul edilmiştir. Anayasa'nın 90. maddesi son fıkrası hükmü şöyledir: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır."
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. ve 13. maddesi hükümleri de şöyledir:
"Madde 6: Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
"Madde 13: Bu sözleşmedeki hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatlarıyla hareket edenlerden başka kişiler tarafından da işlenmiş olsa, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir."
Bu konularda doktrindeki görüşler de şöyledir: "...Şu halde bir işlemin yargı denetimine açık olduğu iddiasında/savunmasında bulunmak için, hak sahibine 'etkili bir başvuru hakkı tanınıp tanınmadığına' bakılacaktır. (Prof Dr. Süheyl Batum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye, 1996)
"...Etkili başvuru hakkının kabulü için; Divanın deyimiyle 'teorik ve hayali değil fiilen ve gerçekten mevcut bulunması, yani sonuç doğurabilir cinsten olması' gereklidir. (Prof.Dr.Feyyaz Gölcüklü- Prof.Dr.Şeref Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, S:299, 1994, Turhan Kitapevi)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından iki örnek de aşağıdaki gibidir: "...Kısaca mahkeme önünde hak arama yolunun fiilen yahut hukuken, geçici de olsa kapatılması veya kullanılmasının imkansız kılar ölçüde, koşullara bağlanıp sınırlanması 6. madde hükmünün çiğnenmesi demektir..." (Div.K.Airey-İrlanda,Deweer-
Belçika kararları
), (Gölcüklü-Gözübüyük, age, S.216)
"...Hak arama olanağının kağıt üstünde tanınması ve fakat etkili bir şekilde kullanılmasının imkan
sız olması hallerinde AİH Sözleşmesi'nin 6.maddesi ihlal edilmiş olacaktır..." (Philis-Yunanistan kararı) Sonuç olarak: Yargı denetimi; tarafsız, adil, etkin, elverişli ve sonuç doğurucu nitelikte olmalıdır. Bu nitelikleri taşımayan bir yargı denetimi, denetimin sağlandığı anlamına gelmemektedir...
Yarın devam edeceğiz.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya