Yıllardır Türkiye'deki İslami cemaatler, tarikatlar ve örgütler üzerinde çalışıyorum. Süleymancılar da bunlardan biri. Süleymancı derken baştan şunun da altını çizmek istiyorum. Bu cemat geçmiş yıllarda bölünmeler yaşadı. Yazımın konusu ana akım olan Alihan Kuriş ve taraftarları.
Bu yapının yüzbinlerce gönüllüsü var ama birkaç kişi dışında kendisini Süleymancı olarak tanımlayan, biri çıkmadı karşıma.
Sizin de mutlaka "Ben Alihan Kuriş'in yolundan gidiyorum" diyen yakın bir arkadaşınız olmamıştır. Dış dünyayı tamamen bir tehdit olarak gördükleri çok açık.
Gizlilik konusunda FETÖ'cülerden daha başarılı olduklarını söyleyebilirim.
Buna rağmen Süleymancıların nasıl bir dini yapı olduğunu, amaçlarını, Mehdi ve Mesih inancına bakışlarını bildiğimi düşünüyordum.
Ama yanılmışım. Nedenine gelince…
HAVAYA EL SALLAYAN GENÇLERİN RUH HALİ
Almanya'nın Köln kentinde inşa edilen 70 milyon Euro değerindeki dev külliyenin avlusunda toplanan binlerce Süleymancı genç, tutuklanan Alihan Kuriş'e sevgi gösterisinde bulunmak için gökyüzüne el sallıyordu.
Daha önce hiçbir islami grupta görmediğimiz bu ritüel hepimizi şaşkına çevirdi. Sosyal medyada en fazla izlenen video oldu.
Bu görüntü benim bütün düşüncelerimi alt üst etti. Süleymancıları hiç tanımadığımı anladım.
Tamam birçok konuda sağlıklı düşünmediklerini biliyordum ama böyle trajikomik bir bağlılık göstereceklerini de beklemiyordum.
Beni daha da şaşırtan yüz ifadeleri oldu. Gökyüzüne el sallayan gençlerin yüzlerinde büyük bir mutluluk vardı. Belki de en düşündürücü olan buydu. Yaptıkları şeyin dışarıdan ne kadar tuhaf göründüğünün farkında değillerdi; çünkü insan, içinde bulunduğu dünyanın kurallarını sorgulamayı bıraktığında, en sıra dışı davranış bile ona son derece doğal gelebiliyor.
İçinde bulundukları durumla yüzleşmek yerine Alihan Kuriş'in gökyüzündeki ruhaniyeti ilgilenen bir anlayış. Gerçekten üzerinde çalışılması gereken bir durumla karşı karşıyayız.
BU İNSANLAR TOPLUMA NASIL KAZANDIRILACAK?
Alihan Kuriş Suç Örgütü'nün mali kaynakları büyük ölçüde kurutuldu. Ekonomik gücü de önümüzdeki günlerde giderek azalacak. Kurumsal olarak örgüt yavaş yavaş tasfiye olabilir.
Peki Türkiye'de ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan ve aileleriyle birlikte 1,5 milyon civarında oldukları tahmin edilen bu insanlar ne olacak? Görüntülerden anlaşıldığına göre Alihan Kuriş taraftarlarının büyük kısmı gerçekliği tamamen yitirmiş görünüyor.
Eleştiri, sorgulama ve şüpheyi bir itaatsizlik olarak görüyorlar. Zihinsel bir fanusun içinde yaşıyorlar. Yıllar içinde farklı düşüncelerle temas azaldığı için kendilerine dayatılanları tek gerçeklik olarak görmeye başlamışlar.
Birçok kapalı toplulukta olduğu gibi Alihan Kuriş taraftarlarında da benzer bir korku var. Bu çevreden uzaklaştıklarında dinden çıkacaklarına, lideri sorguladıklarına cehenneme gideceklerine inanıyorlar. Bazı yanlışları görenler az sayıda insan da sadece bu yüzden çıkış kapısına gitmekte zorlanıyor.
AYRILIRSAM DİNDEN ÇIKARIM KORKUSU
Bu korku düzeninde kazanan sürekli olarak Alihan Kuriş gibi yapının tepesinde bulunan lider ve çevresindeki birkaç kişi oluyor. İtaat arttıkça liderin otoritesi ve çevresindeki yapı ekonomi güç buluyor.
Bu sistemin sonunda en ağır bedeli gökyüzüne el sallayan sıradan insanlar ödüyor. Yıllarını başkalarının çizdiği sınırlar içinde geçiren, kendi kararlarını vermekten çekinen, farklı bir hayatın olduğuna inanmaktan korkan insanların ömrü sessizce akıp gidiyor. Kendi potansiyellerini keşfedemeden hayatları giderek küçülüyor.
En acı tarafı da ne biliyor musunuz? Alihan Kuriş taraftarı gençler, geri dönüşün mümkün olmadığı bir yaşta kaybettikleri yılların farkına varacaklar.
Peki bu insanlar için ne yapılabilir?
Bu soruya cevap vermek çok zor. Yıllarca kapalı bir çevrede yetişmiş bir insanın elinden bütün aidiyetlerini almak, onları özgürleştirmek yerine tamamen boşluğa düşürebilir. Öncelikle bunlara güvenli bir çıkış yolu sağlanmalı.
KENDİ İRADENİ ORTAYA KOYMALISIN
"Alihan Kuriş'ten ayrılırsam dinden çıkarım" korkusunun yerine, İslamiyet'in herhangi bir cemaatin, grubun veya liderin tekelinde olmadığı gerçeği ortaya konulmalı. Kapalı bir çevreden kopmanın dini kaybetmek değil inancı daha özgürce yaşamak olduğu anlatılmalı.
Bu tür yapılardaki en kalın duvar "dışarıdaki herkes kötüdür" algısıdır. İçinde büyüdükleri topluluğun dışında da islamiyetin yaşandığı, hayırsever, dürüst ve iyi insanların olduğu ortaya konulmalı.
Bundan sonraki en büyük görev yine hayatını Alihan Kuriş'e adamış bu insanlara düşüyor. Devlet hukukun gereğini yapar, mali yapıları denetler, varsa suç ve usulsüzlüklerin üzerine gider. Fakat devletin yapabileceklerinin de bir sınırı var.
Bir insanın zihnindeki korkuyu, bağımlılığı ve sorgulama duvarını devlet tek başına yıkamaz. Asıl dönüşüm, insanların kendi hayatları hakkında yeniden söz sahibi olmasıyla başlayacak. "Ben buradan çıkarsam ne olur?" korkusunun yerini "Ben kendi irademle nasıl bir hayat kurabilirim?" sorusu almadıkça, hiçbir idari tedbir kalıcı çözüm olmayacaktır.