Aylardır beklenen Dünya Kupası, Meksika-Güney Afrika maçıyla başladı. Meksika rahat kazandı. Maçı yazmak isterdim ama yazımın konusu bu değil.
Bir organizasyon düşünün...
Adı Dünya Kupası olsun. Ama dünyanın tamamı kendisini o dünyanın bir parçası gibi hissedemesin.
Bir organizasyon düşünün... Milyarlarca dolar harcansın.
Milyarlarca insan ekran başına geçsin. Ama turnuva daha başlamadan futbol değil, vize krizleri, güvenlik sorguları ve ayrımcılık iddiaları konuşulsun.
2026 Dünya Kupası işte tam olarak böyle bir tabloyla karşı karşıya.
Haşmet Babaoğlu iki gün önce SABAH'taki köşesinde bu skandalları tek tek anlattı:
"Somalili hakem Ömer Abdulkadir Artan'a vize verilmedi. Miami'den geri gönderildi. İran Milli Takımı Meksika'da konaklamak zorunda bırakılıyor. Özbekistan Milli Takımı da benzer haksızlıklara uğramış. Dünya Kupası denen meretin "dünya"sı neyin nesi? Elbette üç beş Afrika, Asya rengiyle eğlendirecekler bizi... Sonunda kimler mi kazanacak? Yüz yıldır kimler kazanıyorsa, onlar!"
Haşmet abi çok haklı. Bazı ülke vatandaşları için ülkeye giriş sıradan bir işlemken, bazı ülke vatandaşları için adeta güvenlik soruşturmasına dönüşüyor. Futbolcuların, görevlilerin ve taraftarların saatler süren sorgulara maruz kaldıklarını görüyoruz.
Bazı ülkelerden gelen insanlar misafir gibi değil, potansiyel tehdit gibi görülüyor. Afrika ülkelerinden gelecek taraftarların önemli bölümü vize ve giriş prosedürleri nedeniyle büyük endişe yaşıyor. Ortadoğu ülkelerinden gelen insanlar için uygulanan ilave güvenlik prosedürleri ile aynı sorunları yaşıyor.
Günaydın yazarı Mevlüt Tezel de bu olimpiyatları 1936 Berlin Olimpiyatlarına benzetmiş:
"Sosyal medyada "Nazi Almanya'sında düzenlenen 1936 Berlin Olimpiyatları'nda ABD'li siyahi atlet Jesse Owens bile bu kadar zulüm görmemişti" yorumuna katılmamak elde değil!
Senegalli futbolcuların iç çamaşırlarına kadar aranmaları, sırf Somalili diye hakemin ABD'ye alınmaması ırkçılık değil de, nedir? Yok, böyle bir rezillik!"
Peki bütün bunlar bize ne anlatıyor?
Çok basit. Dünya eşit değil. Ve bazı güç merkezleri bu eşitsizliği her fırsatta yeniden üretiyor.
Yıllardır dünyaya özgürlük, insan hakları ve demokrasi dersi verenler konu kendi sınırlarına geldiğinde bambaşka davranıyor.
Bazı pasaportlar ayrıcalık sağlıyor. Bazı pasaportlar şüphe sebebi sayılıyor. Bazı ülkeler dost kabul ediliyor. Bazı ülkeler ise sürekli izah vermek zorunda bırakılıyor.
İşte asıl skandal burada.
Çünkü futbolun ruhu ayrım yapmak değildir.
Futbolun ruhu insanları aynı tribünde buluşturmaktır.
Afrikalı da aynı heyecanı yaşar. Asyalı da aynı sevinci yaşar. Latin Amerikalı da aynı tutkuyla takımını destekler.
Ama görünen o ki bazıları için dünya hâlâ eşit insanların yaşadığı bir yer değil.
Bazıları birinci sınıf dünya vatandaşı. Bazıları ise sürekli kendini ispat etmek zorunda.
Bu yüzden bugün tartışılan sadece bir futbol organizasyonu değildir. Tartışılan şey küresel sistemin çifte standardıdır.