İdlib sahası

İdlib operasyonu Fırat Kalkanı sonrasında Türkiye'nin Suriye'deki en önemli adımıdır. Güvenlik ve dış politika açısından oldukça somut bir kazanım. Türkiye bu operasyonla iki şey kazandı. Afrin'i kuşattı. Suriye'de yeni bir alan elde etti. Fakat her askeri operasyon gibi riskler de barındırıyor.
Bu konuya hep ihtiyatlı yaklaştığımı bu köşede defalarca yazdım.
Bunların başında da iki tanesi var.
Birincisi çeşitli radikal gruplarla kontrolden çıkan bir çatışmaya girme ihtimali.
İkincisi ise Rusya ve İran'la sahada çeşitli kazaların doğma riski.
Türkiye'nin İdlib'te attığı adımın çeşitli getirileri olabilir ama en öncelikli hedefi hiç şüphesiz PYD bölgesini sınırlandırmak.
Yani bu operasyonun olmazsa olmazı PYD'yi kuşatmak. Fakat anlaşmaya vardığımız Ruslar asıl itibariyle İdlib'teki diğer radikal gruplarla ilgili. Çatışmasızlık bölgesi yaratırken, Ruslar Türkiye'den bu alanda sorumluluk almasını beklerken, Türkiye doğal olarak PYD'yi önceliyor.
Türkiye diğer grupları ikiye ayırıyor.
Birinci grup Türkiye'nin rahatça çalışabileceği ve çatışmasızlığı sürdürmede işbirliği yapabileceği gruplardan oluşuyor.
İkinci grup ise Türkiye'nin de pek uğraşmak istemediği Nusra devamı gruplar. Fakat Ruslar Türkiye'nin özellikle bu grupları etkisiz hale getirmesini istiyor. Türkiye'nin yaklaşımı ise doğrudan bir çatışma yerine çatışmasızlık ortamını yavaş yavaş inşa etmeye dayanıyor.
PYD kuşatması devam ederken, Sunni gruplar kontrol altında tutulabilir fakat Nusracılar riskli. Türkiye durduk yere bir de Nusra'yla sıcak çatışmalara girip Suriye cephesini genişletmek istemeyecektir. Çünkü bu Türkiye'nin asıl hedefinden uzaklaşması anlamına gelir.
Fakat Ruslar Türkiye'nin özellikle buna yönelmesini tercih ediyor.
Türkiye açısından Şimdilik bu durum başarıyla yönetildi.
Nusra'yla sıcak çatışmaya girilmeden, bölgenin temizlendiği haberleri geliyor.
İdlib operasyonundaki ikinci risk yine bununla alakalı. Türkiye bu karmaşa ortamında durduk yere Rusya ve/veya İran'la çatışmaya neden olabilecek kazalardan uzak durmak istiyor.
Çatışmasızlık bölgesi oluşturmaya uğraşırken yeni bir çatışmaya savrulmak tercih edilir bir durum değil. Fakat bu tür coğrafyalar birçok risk barındırır.
Bunun nasıl olabileceğini birkaç gündür görüyoruz.
Önce 6 Ocak'ta Rusya'nın Hmeymim üssüne yönelik İHA saldırısı gerçekleşti. Bu saldırıların arkasında Türkiye olduğu iddiası etrafa yayıldı.
Daha sonra İdlib'te bombalı saldırılar oldu ve bunların arkasında da Rusların olabileceği dedikoduları doğdu.
Yani iki tarafın arasında güvensizlik doğurup Türkiye ile Rusya arasındaki mutabakatı bozabilecek olaylar patlamaya başladı. Türkiye hemen diplomatik kanaldan konuyu araştırmaya başladı.
İran ve Rus büyükelçiler Dış İşleri Bakanlığı'na çağrıldı. Sonrasında Putin ve Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Putin'in bu çerçevede yaptığı açıklama önemli.
Hmeymin saldırısının arkasında Türkiye olduğunu düşünmediklerini söyledi. Yine Rusya'dan gelen açıklamalarda bu provokasyonun Amerika tarafından gerçekleştirildiği ima edildi.
Bu sayede ciddi bir kriz bertaraf edildi. Ama bu olayların da gösterdiği gibi İdlib her zaman provokasyonlara ve kazalara açık görünüyor. Bu nedenle de ihtiyatlı davranmakta fayda var.
  • ve ya