Bugünkü
Takvim
  • 07 Ekim 2020, Çarşamba

İçimizden vuranlar!..

Dönem olgulardan çok algı dönemi… Gerçeklerin ne olduğuna bile aldırmayan bir güruh, algı oluşturma marifetlerine güvenerek iddialı laflar ediyorlar. Bu uğurda itibar kaybına uğramak umurlarında değil, itibarları filan da yok zaten...

İstikrar ve hele de barış denildiğinde en az konuşabileceklerden birisi olan İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İran'ı ve bu arada Türkiye'yi 'bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve barış çabalarına karşı çıkmakla' suçlamış…

Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde, Libya'da ve Doğu Akdeniz'deki varlığı yanında Hamas ile ilişkileri de 'istikrarı bozan' hususlarmış, İsrailli bakana göre…

Türkiye Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoruna razı olmalı, Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin enerji haklarını savunmaktan vazgeçip, Libya'da BM'nin tanıdığı hükümete yardımcı olmamalı, bu arada Filistin konusunu da gündeme getirmemeli… dememiş İsrailli bakan... Ancak, söylediklerinden anlaşılan bunlar.

Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu ciddi bir problem olarak görmemiz ve kırmızı çizgiler çizip, tatbikini de sağlamamızın özellikle İsrail'in hoşuna gitmemesi normal. Suriye'nin kuzeyinde İsrail'i rahatlatabilecek 'ikinci İsrail' oluşturulması fikrini çok sevmişlerdi çünkü…

Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ile ilgili ülkemizin ve KKTC'nin haklarını müdafaa sadedindeki adımlarımızın uluslararası hukuka ve sözleşmelere uygunluğu da canlarını sıkıyor…

Ama galiba daha da can sıkıcı olan, haklarımızı müdafaa etmesi gereken uluslararası kuruluşların ataletini bilen Türkiye'nin, haklarını kendi gücüyle alabilmesi…

Yaşananlar gösteriyor ki, güçlü devletlerin maşası gibi çalışan BM ve Güvenlik Konseyi, özellikle zayıfların haklarını teslim noktasında üzerlerine düşeni yapamıyorlar…

Bu acı gerçeği, 'Dünya beşten büyüktür' sözüyle sıklıkla hatırlatan Türkiye'nin, kendisi ve KKTC için olması gerekenleri gerçekleştirmesi de, birileri için meselenin en can alıcı yanı…

İstemek yetmiyor!..

Yaklaşık 30 senedir halledilmeyi beklediği halde ne hikmetse bir türlü halledilmeyen işgal altındaki Azerbaycan toprakları meselesinin, Ermenistan'ın sivilleri de hedef alanı saldırılarıyla gündeme gelmesi ve Türkiye'nin bu konuda oynadığı rol de gündemde…

Türkiye'nin ne yaptığının ve neler yapmaya çalıştığının hepsi farkında olsa da, değişik ülkelerden yapılan açıklamalar birbirini izliyor. Bu güya diplomatik açıklamaların bariz vasfı da hemen hepsinin ağırlıklı olarak tarafgirlik kokması, dahası objektiflikten de uzak olması…

Azıcık merak eden herkesin öğrenebileceği şey, Ermenistan'ın işgal ettiği Azerbaycan toprakları konusunda BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararları bile dinlemeyişi… Problemi halletmek için görev üstlenmiş Minsk Grubu'nun, adeta unutulmaya terk etmiş olması da, cabası…

Bu 'çok diplomatik'(!) açıklamaların hemen tamamının ortak özelliği de Azerbaycan'ın giriştiği harekatın başlıca sebebinin Ermenistan'ın saldırıları olduğuna nerdeyse hiç temas edilmemesi…

Hiç unutulmaması gereken şu: Ne kadar haklı olursak olalım, bunları usulünce istemenin yanında gerektiğinde çekip alabilecek kararlılığa ve tabii güce sahip olamaz isek, hakkımız olanı alabilme imkan ve ihtimali, kesinlikle yoktur!..

Olup bitenlere bu gözle bakmalı ve özellikle de bizden gözüktükleri halde, nefesimizi kesebilmek için fırsat bekleyenlerle beraber hareket edenlere karşı çok uyanık olmalıyız…

Kimden yana olduklarından çok aslında kim oldukları merak konusu olan birileri, içimizden bizi vurmaya çalışıyor çünkü…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya