CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Büyük fotoğrafa bakmalıyız

Eklenme Tarihi 14 Temmuz 2013
Tarih, geçmişte yaşamış insan topluluklarının ekonomik, siyasal ve sosyal alanlardaki yaşantılarını neden sonuç ilişkileri içerisinde belgelere dayanarak yer ve zamanı inceleyen ve anlatan sosyal bilim dalıdır.
Bu parantezden tarihe, sadece ne bir olaylar yığını ne de geçmiş zamanda vukua gelmiş olayların bir hikâyesi olarak değil, devletlerin ve milletlerin geleceğini hayal etmek için öğrenilmesi gereken bir ilim olarak bakmak gerekiyor. Bu nedenle, dünü bilmeyenin bugünü izah edebilmesi, yarını düşünebilmesi yani 'Büyük Resmi' görmesi zordur.
Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, "Büyük Resmi Görmek" isimli yeni kitabında, Türk dış politikasının yeni tercihlerini ve üçüncü yol stratejisini analiz etmekle kalmıyor; küresel sistemin anbean değişen yeni yüzünü, devletler ve küresel sermaye arasındaki gerilimi, global bir analiz içinde Arap Baharı'nın nereye oturduğunu, İran-Türkiye-
Irak-Suriye hattındaki yeni güç dengelerini, ABD ve Rusya'nın bölgeye ve dünyaya dair perspektiflerini ve Türkiye'nin kendi içinde yüzleştiği temel meseleleri de masaya yatırıp resmin tamamını göstermeye çalışıyor. Prof.Dr. Arıboğan'ın açtığı parantez içinde, Türkiye'nin oturduğu pozisyon şöyle:
Türkiye. Eski Dünya'nın en çalkantılı bölgesinin coğrafi olarak kıyısında, siyaseten ise tam ortasında. Zihniyetiyle Avrupalı olmaya çalışan ama yüreğiyle hep Ortadoğulu, Asyalı kalan bir ülke. Son yıllarda giyindiği yeni bir kimlik, benimsediği yeni tercihler var.
Kimilerinin eksen kayması, kimilerininse stratejik derinlik dediği yeni Türk dış politikası, bölgedeki güçler dengesi için bir mihenk taşı.
Türkiye artık net bir biçimde yumuşak gücünü ön plana çıkaran ve ekonomik-sosyal ittifaklarla derin strateji oluşturmak durumunda olan bir barış gücü...
Bu girişten sonra 'Büyük Resim'de Mısır darbesini ve Türkiye'de yaşananlara dikkatlice bakalım:

CHP'NİN KIŞKIRTMALARI
Bütün dünyanın gözü önünde son derece haksız sebeplerden dolayı Mursi'ye yapılan darbe, dikkatleri Mısır'a olduğu kadar Türkiye'ye çevirdi. İlginçtir, Mısır'da darbe oldu, Türk basınında çıkan yazı ve yorumların çoğunluğu Mısır'a değil Türkiye'deki gelişmelere bakılarak yazılıyor.
Rahmetli Adnan Menderes'in çok yakını olan Bakanlardan Mükerrem Sarol'un, "Bilinmeyen Menderes" isimli hatıratından bazı bölümleri geçmişten ders alınması için, genç nesillerimize hatırlatmak istiyorum:
1951 yılıydı. Demokrat Parti ve Adnan Menderes'in göreve gelmesinin üzerinden henüz bir yıl geçmişti. İstanbul ünivertesi kaynamaya başlamıştı. CHP özellikle gençliğe dönmüş, üniversite içinde açtığı parti ocaklarıyla gençliği kışkırtmaya başlamıştı. Parolaları, "Vatan ABD'ye satılıyor, yabancı sermaye geliyor, tarlaları, tezgâhları alacaklar" şeklindeydi. Başbakan Menderes da "CHP'nin üniversitede gençlerin beynini yıkadığını biliyorum" diyordu.
1957 seçimlerini DP, kazandıktan sonra, CHP'nin istirmaları arttı, "Demokrat Parti azınlık iktidarıdır" slagonlarıyla Meclis dışı hareketlere ağırlık vermeye başladı.
Bazı gazeteler CHP ile ağız birliği yaparak, hükümeti iş göremez hale getirme, zihinleri bulandırma, iktidarın iyi niyetli çalışmalarını gölgeleme, milletin güveni yok etme, onlar için tek amaç haline gelmişti.
Can sıkıcı olaylar birbirini kovalarken, 9 Subay olayı patladı.
9 Subay olayı, 27 Mayıs darbesinden sonra bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Merhum Mükerrem Sarol, 27 Mayıs darbesinin lideri Cemal Gürsel'le ilgili bir sırrı şöyle açıklıyor: Gürsel, Yassıada'da yargılanmaktan kıl payı kurtuldu.
Yıl 1955.
Gürsel, İzmir'de yurtiçi bölge komutanıydı.
Paşa bir toplantıda yanımda otururken, "Sıkıntı içindeyim. Pasif görevdeyim. Eğer bana asker olarak güveniniz yoksa istifa edeyim" dedi. Paşa'nın, ya aktif bir görev ya da milletvekilliği istediği belli idi.
Dönüşte Başbakan Menderes ile konuştum.
Gürsel, Paşa'yı Erzurum'a ordu komutanı olarak atadı. Daha sonra, Kara kuvvetleri komutanı oldu. Menderes'e mektup yazdı.
Emekliye ayrılmak üzereyken İzmir'den 27 Mayıs 1960 sabahı uçakla Ankara'ya gelerek ihtilalın lideri oldu.
İnsan hayatı tesadüflerden ibaret değil mi?