Minareler arasında ışıkla yazılan tarih: Mahya geleneğinin kökeni

İstanbul’da, Osmanlı döneminde Sultan I. Ahmed devrinde kurulan ilk mahyayla birlikte minareler arasına asılan kandiller, asırlardır Ramazan gecelerini aydınlatmaya devam ediyor.

Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Minareler arasında ışıkla yazılan tarih: Mahya geleneğinin kökeni

Payitahtın çok minareli selatin camilerinde hayat bulan bu zarif gelenek, zamanla İslam dünyasının en dikkat çekici Ramazan sembollerinden biri haline geldi. Işıkla yazılan dualar, temenniler ve ayetler yalnızca şehri değil, gönülleri de aydınlatan bir kültür mirası olarak bugün hala yaşatılıyor. İşte mahya geleneğinin tarihi…

Ramazan’la birlikte minareler arasına asılan mahyalar, asırlık bir geleneği yaşatarak şehri ve gönülleri ışıkla selamlar.

11 AYIN SULTANI VE IŞIKLA YAZILAN SELAM

Ramazan'ın gelişiyle birlikte camilerin siluetinde hareket başlar. Minareler arasına gerilen ışıklar, gökyüzüne adeta bir selam bırakır. Asırlardır süregelen mahya geleneği, 11 ayın sultanını karşılamanın en zarif yollarından biri olarak yeniden hayat bulur. Gece karanlığını yaran bu ışıklı yazılar, hem göze hem gönle hitap eder.

Mahya geleneği, kökeni “mahiye” kelimesine dayanan ve Osmanlı döneminde özellikle I. Ahmed ile yaygınlaşarak minareler arasında ışıkla yazı geleneğine dönüşen köklü bir Ramazan süslemesidir.

MAHYANIN KÖKENİ: "MAHİYE"DEN MAHYAYA

Mahya kelimesinin kökeni Farsça "aylık" anlamına gelen mahiye sözcüğüne dayanır. Çünkü bu ışıklı süsleme geleneği özellikle Ramazan ayında ve mübarek gecelerde kurulur. Rivayetlere göre 1614 yılında, Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hafız Ahmed Kefevi'nin minareler arasında oluşturduğu ışıklı şekiller büyük beğeni toplar. Bu sanatı gören I. Ahmed, dini kurallara uygun olmak şartıyla minareler arasına ışıklar asılmasını ister.

Osmanlı döneminde minarelerin kandillerle donatılması fikri giderek yaygınlaşır. Hatta III. Murad döneminde Mevlid, Regaip ve Berat gecelerinde minarelerin kandillerle süslenmesi yönünde hatırlatmalar yapıldığı da aktarılır.

Çok minareli selâtin camileri sayesinde mahya kurmaya uygun mimari imkan sunan İstanbul, bu sanatın doğup geliştiği merkez olmuştur.

İSTANBUL MAHYA SANATININ DOĞUŞ YERİ

Mahya sanatının ilk kez İstanbul'da ortaya çıkmasının en önemli nedeni, şehrin mimari yapısıyla doğrudan ilgilidir. Osmanlı sultanlarının inşa ettirdiği iki, dört hatta altı minareli selatin camiler, mahya kurmaya elverişli bir yapı sunuyordu. Minareler arasına ip gerilerek ışıklı yazılar oluşturulabilmesi için en az iki minareye ihtiyaç vardı ve bu görkemli camiler tam da bu imkanı sağlıyordu.

Osmanlı’da ilk mahyanın, I. Ahmed döneminde Hafız Kefevi’nin hazırladığı eserle ortaya çıktığı rivayet edilir.

OSMANLI'DA KURULAN İLK MAHYA

Osmanlı'da ilk mahyanın ne zaman kurulduğuna dair en çok kabul gören rivayet, I. Ahmed dönemine uzanır. Anlatılanlara göre, devrin tanınmış hattatlarından ve Fatih Camii müezzini olan Hafız Kefevi, büyük bir ustalıkla hazırladığı sanatkarane bir levhayı padişaha takdim eder.

Mahya geleneğinin, Mescid-i Haram’da Ramazan ve hac dönemlerinde yakılan kandil uygulamalarından ilham aldığı kabul edilir.

KUTSAL GECELERDEN İLHAM ALAN BİR IŞIK GELENEĞİ

Mahyanın ilham kaynaklarından biri de İslam dünyasının en kutsal mekanlarından biri olan Mescid-i Haram'dır. Rivayetlere göre burada yüzlerce kandil bulunur, bunların bir kısmı özellikle Ramazan ve hac mevsiminde yakılırdı. Kandiller, direkler arasına gerilen iplere bakır çengellerle asılır ve istenilen yere taşınabilirdi. Bu uygulama zamanla Osmanlı'da gelişerek minareler arasına taşınmış ve mahya geleneğine dönüşmüştür.

Osmanlı’da mahyacılık, büyük emek gerektiren ve babadan oğula aktarılan köklü bir sanat olarak icra edilirdi.

OSMANLI'DA BİR SANAT DALI

Mahyacılık, Osmanlı'da babadan oğula geçen bir ustalık mesleği haline gelmiş, adeta bir sanat kolu olarak kabul edilmiştir. O dönemde mahyalar büyük emekle hazırlanırdı. Minareler arasına gerilen iplere kandiller asılır, içine zeytinyağı konularak yakılırdı. Her akşam tek tek kontrol edilir, eksilen yağlar tamamlanır, sönük ışıklar yeniden canlandırılırdı. Bu zahmetli süreç, geceleri ışıl ışıl parlayan anlamlı cümlelere dönüşürdü.

Günümüzde elektrikle hazırlanan mahyalar, Ramazan’ın başında karşılayıcı, sonunda ise vedaya ve tefekküre çağıran mesajlarla minareleri süsler.

IŞIKLA YAZILAN MESAJLAR

Günümüzde mahyalar artık elektrik kabloları ve ampullerle hazırlanıyor. Yazılacak sözler ise titizlikle seçiliyor. Ramazan'ın başında minareler arasında genellikle "Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan", "On Bir Ayın Sultanı" ya da "Oruç Tut, Sıhhat Bul"gibi karşılayıcı ifadeler yer alır. Ayın sonuna doğru ise "La İlahe İlallah" ve "Elveda Ya Şehr-i Ramazan" gibi vedaya ve tefekküre çağıran mesajlar görülür.

Mahya, zamanla Ramazan’ın simgesine dönüşerek geceleri anlam ve manevi atmosferle aydınlatan köklü bir gelenek haline gelmiştir.

RAMAZAN'IN SEMBOLÜ OLARAK MAHYA

Mahya, zamanla yalnızca bir süsleme değil, Ramazan'ın sembolü haline gelmiştir. Minareler arasında parlayan her cümle, göğe yazılmış bir dua, şehre bırakılmış bir hatırlatma gibidir. Bu kadim gelenek, geçmişten bugüne uzanan ışıklı bir köprü olarak Ramazan gecelerini anlamla doldurmaya devam etmektedir.

(Takvim Foto Arşiv, Fikriyat)

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler