Galatasaray'da çığlık çığlığa devrim

Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Galatasaray'da çığlık çığlığa devrim
30 Temmuz 1984. Jupp Derwall'in Galatasaray'da işbaşı yaptığı gün bu tarih yazıyordu Saatli Maarif Takvimi'nin yaprağında.

Elbette çok iyi biliyordu nereye geldiğini Derwall. Ya da bildiğini sanıyordu. Ama göreve başladıktan sonra, 11 yıldan bu yana profesyonel futbolda şampiyon olamayan bir camianın baskısını fazlasıyla hissetti Derwall omuzlarında.



İki temel misyonu vardı Derwall'in. Birisi günü kurtarmaya çalışmaktı, yani futbol takımını zirveye taşımak, şampiyon yapmak. İkinci misyonu ise başarıyı garantileyen bir sistem oluşturmaktı.

Günlük hayhuy içinde, pusulanın yenilgi, beraberlik ve galibiyet dışında hiçbir şey göstermediği karanlık günlerde belki de sadece kendisi biliyordu ikinci misyonunu. Bu yüzden sadece Florya'nın değil, İstanbul'un ve Türkiye'nin de yalnız adamıydı Derwall. Yalnızdı, çünkü onun dışındaki herkes, futbolcusu, yöneticisi, taraftarı hep günlük olarak bakıyordu olup bitene.



O futbol bilgesine takımı şampiyon yapmamasına rağmen üç sezona yakın sabretti Galatasaraylılar. Ta ki deplasmandaki Rizespor yenilgisine dek. O yenilginin ertesinde kendilerini Galatasaraylı olarak tanımlayan bazı insanlar bastı Florya'yı ve Derwall'i istifaya davet ettiler. Hatta daha da ileri giderek çok ayıp bir şey daha yaptılar. Ayağının dibine bıçak fırlattılar.



O sezon takımı şampiyon yaptı Derwall. Ertesi sezon ise bir adım geriye çekilip Mustafa Denizli'ye bıraktı birçok işi. Avrupa Şampiyonu olacak PSV Eindhoven'a İstanbul'daki maçta tek yenilgisini tattıran onun takımıydı. Guus Hiddink yönetimindeki, Ronald Koeman, Soren Lerby, Erik Gerets ve Wim Kieft'li PSV'ye karşı alınan bu galibiyetti aslında bir Türk takımının Avrupa kupalarında nerelere kadar gidebileceğini bizlere ilk kez gösteren.


Sonra gitti Gümüş Saçlı Alman. Derwall'le birlikte solan, bir başka gümüş saçlı Alman, Karl Heinz Feldkamp gelene dek Galatasaray'ın futbol baharıydı aslında.


25 yıl sonra


Aradan tam 25 yıl geçti. Dijital takvimler 5 Haziran 2009'u gösterirken bir başka futbol bilgesi giriş yaptı ülkeye: Franklin Edmundo Rijkaard.

Elbette Derwall kadar şanssız değil Rijkaard. Çünkü ne Florya toprak, ne camianın üzerinde 11 yıllık şampiyonluk susamışlığı var, ne de Edirne'nin maç yapmak için geçilmemesi gereken talihsiz bir sınır olduğunu düşünen futbolculara sahip.


Aslında bundan da öte. Çok belirgin bir fark var Gümüş Saçlı'yla Kıvırcık Saçlı arasında. Gümüş Saçlı Derwall'in Galatasaray'da yaptığı devrim, tıpkı kör bir kış gecesi tüm lambalarını söndürmüş bir şilep gibi sessiz sedasız geçip İstanbul Boğazı'ndan. Bir sessiz devrimdi onunki. Günlük hayhuy içinde başta futbolcuları olmak üzere kimseler anlamadı Galatasaray'ın yolunun devrim yolu olduğunu.


Oysa ki bütün ışıkları yanan çok sesli ve çok katlı bir transatlantiğin Boğaz'ı geçmesi gibi yaşıyor Rijkaard Devrimi'ni Galatasaray. Bir havai fişek misali çığlık çığlığa bir devrim bu yaşanan. (Belki de bu yüzden Rijkaard'a yönelik onca sert ve yakışıksız saldırılar. Sanki, "bu topraklarda devrime ihtiyaç yok, yapılacaksa da siz değil sadece biz yaparız" diyenlerin hortzortluğudur duyduklarımız.)


Tuhaf ve paradoksal bir fark



Evet belirgin fark var bu iki devrim arasında. Birisi sessiz bir devrim, diğeri coşkulu ve sesli. Ancak tuhaf bir fark daha var bu iki devrim arasında. Sessiz devrimin lideri sesi gür çıkan birisiydi. Sesli devrimin lideri ise sessiz bir insan.



Gümüş saçlı, belki de II. Dünya Savaşı'nın mücadele günlerinin bir mirası olsa gerek, kendisine yapılan eleştirilerde heybetli bir lider gibi sesini çıkarırdı gür ve gümrah. O yüzden kolay değildi "Derwall Raus" ("Derwall Go Home" yani ) anlamına gelen bir başlık atmak onunla ilgili.



Sesli devrimin sessiz lideri Kıvırcık Saçlı ise inanılmaz mütevazı. Küçük bir örnek. GSTV muhabiri Kaan Karacan soruyor Rijkaard'a medyada çıkan eleştirilerle ilgili ne düşündüğünü. Şu yanıta bakar mısınız?



"Tabii ki bu eleştiriler olacaktır. Basın da kendi görevini yapacak, biz de kendi görevimizi yapacağız. Bu tip eleştirilerin çok normal olduğunu düşünüyorum, çünkü Galatasaray büyük bir kulüp, çok büyük bir camia… Tabii ki bir mağlubiyet olduğu zaman basın eleştirecektir, bu çok normal. Ankaragücü mağlubiyetinden sonra tek yapmamız gereken iyi çalışıp, önümüzdeki Trabzonspor maçına iyi bir şekilde odaklanmak."



Bir de temel bir eleştiri var ya, "total futbolu nereden çıkardınız" yollu. Hani, "nereden çıktı bu total futbol saçmalığı, Ajaxlar, 4-3-3'ler" diyenler. "Michelsler, Cruijfflar tamamen sizin öykünmeniz" suçlamasında bulunanlar var ya.

Kıvırcık Saçlı konuşuyor

İzleyelim şimdi bu sessiz Kıvırcık Saçlı'nın hangi devrimin peşinde olduğunu ve devrimde kimlerden öykündüğünü. (Kaan Karacan'ın aynı söyleşisinden alıyoruz ekteki bölümü Türkçesi'ni biraz düzelterek.)


KK: Peki sistem demişken futbolda hocamızın etkilendiği bir akım veya teknik adam var mı?

FR: Mutlaka her çalıştığınız teknik direktörden etkilenirsiniz. Tabii ki ben de Hollandalı biri olarak Ajax sistemine alışmış biri olarak ve Johann Cruyff olsun Van Gaal gibi kişilerden de etkilenmiş biri olarak mutlaka bu sistemi devam ettirmek istiyorum. Hücuma yönelik göze hoş gelen futbol ama aynı zamanda takım içindeki disiplini ve organizasyonu iyi koruyan bir futbol olarak değerlendirebiliriz. Hücum futbolu oynamak istiyorsanız her futbolcunun bundan haberdar olması lazım bunun bilincinde olması lazım. Kesinlikle pozisyonlarını iyi korumaları lazım. Topu kazandığınızda kaybettiğinizde mutlaka onlar için çok önemli takım içi disiplin için. Ben Hollanda'dan ayrılıp İtalya'ya gittikten sonra oraya adapte olmam uzun sürmedi, zor olmadı çünkü Sacchi de hücum futbolu istiyordu. Burada anahtar kelime organizasyon kesinlikle, çünkü Sacchi için de bu çok önemliydi ve pres çok önemliydi. Sacchi dönemindeki oyun anlayışımızda, mesela o zamanda birçok İtalya takımı defansif oynuyordu, biz bunu kesinlikle yapmadık her zaman ofansif oynadık. Pozisyonlarımızı iyi koruduk. Önde basmaya çalıştık. Mantalitemiz şöyleydi; 1-0 önde olsak bile hiç bırakmıyorduk bu hücum futbolunu. Bunun için Sacchi'ye de teşekkür etmek lazım. Milan'da o zaman çok kaliteli futbolcular vardı ve bence başarının anahtarı şu sebepten kaynaklandı; kimse kendini bir yıldız olarak görmüyordu, takımın parçası olarak görüyordu, başarı otomatikman bu şekilde geldi.

KK: Az önceki sorunun cevabına geldik böylece. Sorunun cevabına Sacchi diyebiliriz.

FR: Michels yazabiliriz. Hollanda Federasyonu'nu kuran kişi, onun haricinde Cruyff yazabiliriz. Cruyff hem teknik direktörüm oldu, hem de daha önce beraber de oynadık sonra da Sacchi'yi yazabiliriz çünkü bire bir Sacchi yazmamız doğru olmaz çünkü sistemler farklı çünkü Sacchi' nin Milan'da oynattığı taktik 4-4-2'ydi. Ama bizim Hollanda'da alıştığımız taktik 4-3-3'tü. Sacchi total futbol anlayışını Milan'a çok iyi entegre etti diye düşünüyorum. Bu sorunun bire bir cevabı tek Sacchi değil bu üçüdür. Tabii Capello'yu da unutmamak lazım. Milan'da oynadığım zamanlarda benim de teknik direktörlüğümü yaptı. Mantaliteyi Sacchi oturtmuştu ama Capello'nun da bize yansıttığı şöyle bir düşünce oldu; son dakikaya kadar takım içindeki organizasyonu, beraber hücum ve defans yapmayı, beraber oynamayı kesinlikle en üst düzeye çıkarmamızı söylüyordu devamlı bize. Bunun da meyvesini aldık. Capello'yla beraber son 2 sezonda şampiyonluklar yaşadık Milan'da. O yüzden onun benim üzerinde etkileri oldu.

Devrimin adı

Fazla söze gerek yok. O sessiz adamın dedikleri çok net. Adı sanı konulmuş bir devrim peşinde Galatasaray. Total futbol bu devrimin adı.

Nasıl ki her devrim bu devrimi gerçekleştiren devrimcilerin toplamından daha büyüktür; bu devrime, bu ideale de sadece Galatasaraylılar katılmayacak elbette. Gönülleri başka kulüplerden yana olanlar da yer alacaklar Türkiye'de gerçekleşen bu futbol devriminde.

Elbette kalbi başka kulüplerle birlikte atanlar karşı çıktıklarında bu yapılanlara, kimse "karşıdevrimci" olarak suçlamayacak onları. Suçlayamaz da zaten.


Ama ya Rijkaard'ın yapmak istediklerine karşı çıkan Galatasaraylılar? Elbette tarih verecek kararı onlar hakkında. Ama bugün kimse kimseyi kandırmasın. Şu an bulundukları yer karşı devrimin cephesidir.




Günün Manşetleri

Tüm Manşetler