Kızılderililer'den Kurtuluş Savaşı'na
Giriş Tarihi:

Konu uzun yıllar tartışıldı. Pek çok araştırmacı sorunun cevabını bulmak için kafa patlattı. Amerika Kıtası'nda yaşayan Kızılderililer acaba Türk müydü? Literatürde Amerika Kıtası'nın kaşifi olarak Kristof Kolomb gösterilir. 1492'de Atlantik Okyanusu'nu aşarak Kuzey Amerika'ya ulaşmış ve yeni kıta Amerika'yı keşfetmiş. Ancak, önce orayı Hindistan toprakları sanmış, daha sonra da keşfedilen yerin Amerika Kıtası olduğu ortaya çıkmış. Vesaire, vesaire... Yıllarca hepimize öğretilen ezber bu! Oysa, batılı kaynaklarda bile Kristof Kolomb'dan önce Amerika Kıtası'na ayak basan denizcilerin bulunduğuna dair bazı bilgiler var. Kızılderililer ise o bölgenin yerlileri. Kolomb'dan da diğer denizcilerden de çok önce gitmiş ve Amerika'ya yerleşmişler. Kıtaya nasıl ve nereden gittikleri ise meçhul. Bu konuda muhtelif rivayetler var. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Bizi asıl ilgilendiren, Kızılderililer ile aramızdaki ortak özellikler... Amerika Kıtası ile Orta Asya arasında binlerce kilometrelik bir mesafe ve koca bir Okyanus var. Buna rağmen, Kızılderililerin yaşayışları Orta Asya'dan Anadolu'ya göç eden bizlere çok benziyor. Konuştukları dille bizimkinin arasında pek çok ortak kelime bulunuyor. Çadır hayatı ve ömürlerini at üzerinde geçirmeleri, Orta Asya Türkleri ile şaşırtıcı benzerlikler gösteriyor. Durum bu olunca, "Kızılderililer de Türk'tür" diyen çeşitli tezler ortaya atıldı. Bazı bilim adamları bu tezi ispatlamak için kitaplar yazdılar.. Bazıları da bu teze karşı çıkıp burun kıvırdı. Peki gerçek ne? Kızılderililer Türk mü değil mi? Cinlere bakılırsa, bu konuda yapılan tartışmalar son derece anlamsız. Kızılderililer, bizim çok yakın akrabalarımız. Kesinlikle Türk soyundan ve Orta Asya'dan geliyorlar. Olayın kısa hikayesi şu: Kızılderililer, yani bizim akrabalarımız, önce büyük bir savaş yaşamışlar. Oldukça ciddi sıkıntılar geçirmişler ve bulundukları yerleri terk etmek zorunda kalmışlar. Ardından da Amerika'ya gidip yerleşmişler. Yeni kıtaya göç edenlerin sayıları 3.500-4.000 civarındaymış. Amerika'ya gitmek için gemi değil, salla gemi arası basit ulaşım araçlarını kullanmışlar. Gruplar halinde yüzlerce basit gemi kullanarak okyanusu geçmeyi başarmışlar. Nuh'un Gemisi'nde de durum farklı değil... O konuda verilen bilgiler de çoğumuzun ezberini bozacak cinsten. Nuh'un gemisinin kalıntıları Ağrı Dağı'nda bulunmuyor. Ortada bir dağ var, var olmasına da... O dağ Türkiye sınırları dışında. Nuh'un gemisinin kalıntıları o dağın eteklerinde. Mesela insanoğlu, Mısır piramitleri konusunda bugün bile kafa yoruyor. Keops, Kefren ve Mikerinos'u oluşturan koca taş blokların, o günün teknolojisi ile nasıl taşınıp yerlerine konulduğu konusunda çeşitli teoriler üretiliyor. Hatta bu konuda kitaplar yazılıp, o taşların "uzaylıların yardımı ile yerlerine konulduğunu" ileri süren batılılar bile var. Sonuçta, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor, ortak bir nokta bulunamıyor. Cinler ise cevabı anında veriyorlar. "Piramitlerin inşaatında insanlar çalıştı, ama biz yardım ettik" diyorlar: - Binlercemiz bir araya gelip, enerji gücümüzü kullandık. O büyük taş blokların, yükseklerdeki yerlerine taşınmasına yardımcı olduk. Bedensiz yaratıklar olduğumuz için iç içe geçtik. Taşları, birleştirdiğimiz enerji ile kaldırdık. Hatta, sayı bile veriyorlar. 10.000 civarındaki şeytani cinin Mısır Piramitlerinin yapımında bizzat çalıştığını iddia ediyorlar. Onlar bunu iddia edip, kendilerine pay çıkarıyorlar. Ancak sonuçta onları kullanan da insanoğlu. Çünkü, verilen bir başka bilgi de Mısır firavunlarının cinlerle irtibat kurabilme ve onları yönlendirebilme gücü. Firavunlar bu gücü kullanarak dünya harikalarından biri olan Mısır piramitlerinin ortaya çıkmasını sağlamışlar. Bitmedi, dahası da var. Cinler bizim başarılarımızı bile sahiplenen bir yapıya sahipler. Adeta, "Siz övünüyorsunuz övünmesine de olayın perde arkasını bilseniz, övünmek yerine bize teşekkür ederdiniz" der gibiler. Tarihte yaşanan pek çok olayda kendilerinin de önemli rollerinin bulunduğunu iddia ediyorlar. "İstanbul'un fethi" diyorsunuz... Fetih'le ilgili olarak ne düşündüklerini ve o günün bazı ayrıntılarını öğrenmeye çalışıyorsunuz. "Biz de işin içindeydik" cevabını verip, anlatmaya başlıyorlar: - 1453 yılında insanların savaşının yanı sıra cinler arasında da büyük bir savaş yaşandı. Rahmani cinlerin tamamı fetih sırasında Fatih Sultan Mehmet'in yanındaydı. Fatih'in hocası Ak Şemsettin cinlerle irtibat halindeydi. Ak Şemsettin bizimle rahatça irtibat kuruyor ve gerektiğinde yardım istiyordu. Osmanlı askerlerine Bizans'ın durumu ile ilgili olarak sürekli istihbari bilgiler verdik. Güçlü oldukları yanlar ve zafiyetlerini Osmanlı'ya aktardık. Sadece bu kadarla kalmadı. Bizim cin ordularımız da Yeniçerilerle birlikte savaştılar. Tabii, topla, kılıçla, okla değil. Bizim atalarımız, görüntü yanılmalarına yol açtılar. Bizans askerlerinin morallerini bozmak için ellerinden geleni yaptılar. Sonuçta İstanbul düştü. Ardından ekliyorlar: - Şeytani cinler de Bizans askerlerine yardım ettiler. Onlar da Bizans'ın saflarında savaşa girdiler. O dönemde Bizans'ta büyü ve büyücülük çok yaygındı. Bizanslılar, şeytani cinlerden büyük yardımlar umuyorlardı. İstanbul fethedildiği zaman şehrin pek çok yerinde cinlerin yardımını sağlamak için yapılan tılsımlar bulunuyordu. Fatih bunların tamamını yok etti. Verilen bilgiler ne kadar doğrudur bilinmez. Ancak, tarihe bakışta onların da bizden pek farkları yok. Biz, İstanbul'u fetheden atalarımızla övünüyoruz, onlar ise, "Fazla böbürlenmeyin" demeye getiriyorlar. "Sizin kadar biz de işin içindeydik" anlamına gelecek bilgileri peş peşe sıralıyorlar. Gelelim Milli Mücadele'ye... Bu milletin yedi düvele karşı canını dişine takarak yaptığı Kurtuluş Savaşı'nda da durum pek farklı değil. Çanakkale'de, İnönü'de ve Sakarya'da da "Biz sizin atalarınızla birlikteydik" türünden iddialarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Kurtuluş Savaşı'na da bizzat katılımdan söz edip, en çok yaptıkları hileleri anlatıyorlar: - İnsan suretine bürünüp düşmanı yanılttık. Sayınızı olduğundan çok fazla gösterip, size yardımda bulunduk. Adeta, "Sizlerle birlikte biz de Çanakkale'de destan yazdık" der gibiler!.. Bu tezi kabul etmediğinizde hemen karşı tezlerle karşınıza dikiliyorlar. "Seyit Onbaşı, bizim yardımımız olmasaydı, tek başına 275 kiloluk gülleyi kaldırıp topun ağzına sürebilir miydi?" sorusunu soruyorlar: -Kaldıramazdı elbette. Biz kendisine yardım ettik. Binlercemiz bir araya geldik, enerji gücümüzü kullandık. Seyit Onbaşı ile birlikte o güllenin altına girdik. Top mermisinin ağırlığını azaltıp, tek başına kaldırabilmesini sağladık. Cinler, inandırıcı olabilmek için Kuran-ı Kerim'i kaynak olarak gösterip, Süleyman Peygamber'in cinlerden nasıl yardım aldığını anlatmaya başlıyorlar...
