'Abi Türkler yaptı!'
Düzen kelimesiyle özdeş Kazakistan'ın başkenti Astana'da, birçok bina ve yolu Türkler ile Kazaklar ortak yapmış...
Giriş Tarihi:
Orta Asya Cumhuriyetleri denince Türk'ün aklına önce 'ataları' gelir... Sonra da yıllardır bize öğretilen "uçsuz bucaksız bozkırlarda kurulu kıl çadırlarda yaşayan soydaşlarımız..." Bir de at sütünden yapılan kımız içip keyif yaptıklarını sanırdık. En azından ben öyle sanıyordum. İşin aslının hiç de öyle olmadığını 'Kazakistan' daveti geldikten sonra anladık. Haziran sonunda yeni başkent Astana'da geçirilecek 3.5 gün fikri hiç de fena gelmedi. Kazakistan'ın Ankara Büyükelçiliği'nin organize ettiği gezide mihmandarlığımızı yapan Kürşat Zorlu'yla havaalanında tanıştık. 3 kişilik gazeteci ekibinde Kazakistan'ı daha önce görmeyen bir ben vardım. Daha önce buraya giden Yalçın Bayer ve Güntay Şimşek, uçağa biner binmez muhabbete; ben de Kürşat Zorlu'yu soru yağmuruna tutmaya başladım. Gece 22.00 civarı havalanması gereken uçak, rötar yapıp 01.00'de kalktı. Hayatta bir rötara bu kadar sevineceğimi tahmin edemezdim. Gözümü kapatıp tekrar açtığımda saat (TSİ) 03.00'ü gösteriyordu. Ve hayatımın en inanılmaz görüntüsüyle uyandım. Aradaki saat farkı sebebiyle gurup aydınlanmaya başlamıştı. (Kazakistan'la Türkiye arasında 3 saat fark var) 35 bin feetteki görüntü gerçekten muhteşemdi. Kıpkırmızı ufuk çizgisi üzerindeki çivit mavisi ve parlaklık...
TEK BİR ÇUKUR BİLE YOK
Saat 01.00'de bindiğimiz uçaktan (saat farkı sebebiyle) saat 08.00 gibi Astana'ya indik. Çok büyük olmayan ancak ilginç mimarisiyle dikkatimi çeken havalimanı için "Ne güzel yapmışlar" dedim. Kürşat anında yetişti, "Abi Türkler yaptı" dedi. Zaten 3.5 günlük gezi boyunca en çok duyduğum cümle bu oldu: Abi Türkler yaptı!!! Kapının önünde bizi bekleyen 2 son model cip 4 kişilik gezi ekibini aldı. (Tekrar dönüş için havaalanına gelene kadar da bir daha yanımızdan ayrılmadı. (Böyle bir misafirperverlik herhalde sadece Ortaasya Türkleri'nde vardır. Şoförümüz Nurbol'a ve bizi bir an bile bırakmayan Erbol Sadrybayev'e teşekkürler.) Şehrin içine doğru ilerlerken insanın ilk dikkatini çeken şey: DÜZEN! Astana aslında eskiden küçük bir şehirmiş. Kazaklar, Astana'yı başkent yapmaya karar verince, (söylentiye göre Nursultan Nazarbayev'e başkenti Almatı'dan Astana'ya taşımasını Turgut Özal tavsiye etmiş) neredeyse sıfırdan imar etmişler. Yollar hiç abartısız 40-50 metre eninde. Üstelik koca şehirde 3.5 gün gezide bir tek çukura bile rastlamamış olmamız da bizi hayli şaşırttı. (Hey gidinin İstanbul'u ve yönetenleri) Yerler 'bal dök yala' kabilinden. (Utanarak itiraf ediyorum, herhalde Astana'da yere ilk sigara izmaritlerini ben ve G.Ş. attık) Üstelik her şey bilgisayar oyunu gibi sıraya konulmuş. Caddeler, sokaklar, binalar, her şey bir düzen içinde sıralanıyor... Konaklayacağımız Okan Intercontinental Otel'e gittiğimizde yine aynı cümleyle muhatap oluyorum. 'Abi Türkler yaptı!' Üstelik Okan Holding burayı sadece yapmamış. İşletmesini de yapıyor. Kapıda bizi karşılayan müdür bey Türk. Çalışanların bir çoğu da Türkiye'den gitmiş. Salı gününü öğleye kadar uykuyla geçiriyoruz. Öğleden sonra NATO toplantısına katılıp, şehri gezeceğiz. Otelden çıktıktan sonra ikinci mihmandarımız Erbol Sadyrbayev de bize katılıyor. Erbol, Kazakistan'daki Türk okullarından mezun olmuş genç bir arkadaş. Ana dili gibi Türkçe biliyor. (Hoş zaten ana dili ya!!!) Aslında babası ülkenin en büyük müteahhitlerinden birisi ama o işi gücü bırakıp 3.5 gün boyunca bir an bile bırakmadan bizimle ilgileniyor. Ayrıca Kazakistan'da faaliyet gösteren Turkuvaz Holding'te çalışıyor. Kazak Parlamentosu'nda da görevli. Yani anlayacağız 10 parmağında 10 marifet bir arkadaş.
BİNALARDA TÜRK İMZASI
İlk öğle yemeğimizde rotayı Jipek Joli (İpek Yolu) adlı bir restorana kırıyoruz. Sofrada meşhur Özbek pilavı (O Türkiye'de de var demeyin buradaki bambaşka), Kazak mantısı var. Ha unutmadan... Bağursak dedikleri hamurdan yapılan kızartılmış bir ekmekleri var. Yumruk büyüklüğündeki Bağursak'tan her defasında en az 8 tane yedim. Yine de masadakilerde gözüm kaldı. Yemeğin ardından şehir turuna başlıyoruz. Zaten bütün resmi yapılanma neredeyse bir arada. Bağımsızlık Sarayı, Başbakanlık Sarayı ve Parlamento Binası birbirine bakıyor. Aradaki geniş yürüyüş yolu ve park, göz kamaştırıyor. Burada hangi cümleyi duyuyoruz bilin bakalım? "Abi Türkler yaptı!" Gün boyunca 'şehrin tozunu attırıyoruz' deyim yerindeyse. Akşam kısa bir NATO molası ve otel.
YARIN: MUHTEŞEM ASTANA ARENA...
TEK BİR ÇUKUR BİLE YOK
Saat 01.00'de bindiğimiz uçaktan (saat farkı sebebiyle) saat 08.00 gibi Astana'ya indik. Çok büyük olmayan ancak ilginç mimarisiyle dikkatimi çeken havalimanı için "Ne güzel yapmışlar" dedim. Kürşat anında yetişti, "Abi Türkler yaptı" dedi. Zaten 3.5 günlük gezi boyunca en çok duyduğum cümle bu oldu: Abi Türkler yaptı!!! Kapının önünde bizi bekleyen 2 son model cip 4 kişilik gezi ekibini aldı. (Tekrar dönüş için havaalanına gelene kadar da bir daha yanımızdan ayrılmadı. (Böyle bir misafirperverlik herhalde sadece Ortaasya Türkleri'nde vardır. Şoförümüz Nurbol'a ve bizi bir an bile bırakmayan Erbol Sadrybayev'e teşekkürler.) Şehrin içine doğru ilerlerken insanın ilk dikkatini çeken şey: DÜZEN! Astana aslında eskiden küçük bir şehirmiş. Kazaklar, Astana'yı başkent yapmaya karar verince, (söylentiye göre Nursultan Nazarbayev'e başkenti Almatı'dan Astana'ya taşımasını Turgut Özal tavsiye etmiş) neredeyse sıfırdan imar etmişler. Yollar hiç abartısız 40-50 metre eninde. Üstelik koca şehirde 3.5 gün gezide bir tek çukura bile rastlamamış olmamız da bizi hayli şaşırttı. (Hey gidinin İstanbul'u ve yönetenleri) Yerler 'bal dök yala' kabilinden. (Utanarak itiraf ediyorum, herhalde Astana'da yere ilk sigara izmaritlerini ben ve G.Ş. attık) Üstelik her şey bilgisayar oyunu gibi sıraya konulmuş. Caddeler, sokaklar, binalar, her şey bir düzen içinde sıralanıyor... Konaklayacağımız Okan Intercontinental Otel'e gittiğimizde yine aynı cümleyle muhatap oluyorum. 'Abi Türkler yaptı!' Üstelik Okan Holding burayı sadece yapmamış. İşletmesini de yapıyor. Kapıda bizi karşılayan müdür bey Türk. Çalışanların bir çoğu da Türkiye'den gitmiş. Salı gününü öğleye kadar uykuyla geçiriyoruz. Öğleden sonra NATO toplantısına katılıp, şehri gezeceğiz. Otelden çıktıktan sonra ikinci mihmandarımız Erbol Sadyrbayev de bize katılıyor. Erbol, Kazakistan'daki Türk okullarından mezun olmuş genç bir arkadaş. Ana dili gibi Türkçe biliyor. (Hoş zaten ana dili ya!!!) Aslında babası ülkenin en büyük müteahhitlerinden birisi ama o işi gücü bırakıp 3.5 gün boyunca bir an bile bırakmadan bizimle ilgileniyor. Ayrıca Kazakistan'da faaliyet gösteren Turkuvaz Holding'te çalışıyor. Kazak Parlamentosu'nda da görevli. Yani anlayacağız 10 parmağında 10 marifet bir arkadaş.
BİNALARDA TÜRK İMZASI
İlk öğle yemeğimizde rotayı Jipek Joli (İpek Yolu) adlı bir restorana kırıyoruz. Sofrada meşhur Özbek pilavı (O Türkiye'de de var demeyin buradaki bambaşka), Kazak mantısı var. Ha unutmadan... Bağursak dedikleri hamurdan yapılan kızartılmış bir ekmekleri var. Yumruk büyüklüğündeki Bağursak'tan her defasında en az 8 tane yedim. Yine de masadakilerde gözüm kaldı. Yemeğin ardından şehir turuna başlıyoruz. Zaten bütün resmi yapılanma neredeyse bir arada. Bağımsızlık Sarayı, Başbakanlık Sarayı ve Parlamento Binası birbirine bakıyor. Aradaki geniş yürüyüş yolu ve park, göz kamaştırıyor. Burada hangi cümleyi duyuyoruz bilin bakalım? "Abi Türkler yaptı!" Gün boyunca 'şehrin tozunu attırıyoruz' deyim yerindeyse. Akşam kısa bir NATO molası ve otel.
YARIN: MUHTEŞEM ASTANA ARENA...