Hareketsiz kalma hafif ve sağlıklı yaşa

Sebzeden nefret eden çocukları aileler yanlış beslenmeye elleriyle iter. Bu da sağlıksız ve obez neslin büyümesine neden olur

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Hareketsiz kalma hafif ve sağlıklı yaşa
Son yıllarda salgın boyutlarında artan obezitenin, yani şişmanlık denen hastalığın en önemli iki nedeninden biri hareketsizlik, diğeri de beslenme alışkanlıklarımızdaki yanlış ve eksikliklerdir. Obezite, geri kalmış ve az gelişmiş ülkelerde görülse de tıpkı alerjik hastalıklar gibi esas olarak gelişmiş ülkeleri ilgilendiren bir sorundur. Gelişmemiş ülkelerde insanlar yaşamak için bile yiyecek bulamazken, gelişmiş ülke insanı adeta yemek için yaşamaktadır.

ADIM ADIM ŞİŞMANLIK
Arabalar nasıl benzinsiz veya mazotsuz çalışamazsa, insan vücudunun da işlevlerini yapabilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır. Biz bu enerjiyi yediklerimiz ve içtiklerimizden sağlarız. Aldığımız ve harcadığımız enerji arasında bir denge olmalıdır. Ama, harcadığımızdan fazla kalori alıyorsak veya aldığımız enerjiyi gereği kadar harcamıyorsak vücut bu fazla enerjiyi yağ olarak depolamaya başlar. İşte şişmanlık bu şekilde adım adım başlar. Besinler üç grupta toplanır. Bunlar, proteinler (süt, yumurta gibi), karbonhidratlar (yani un, şeker, sebze ve meyveler) ve yağlardır. Bu besinlerle aldığımız enerji ise 3 değişik yoldan harcanır. Bunlardan birincisi bazal metabolizma, yani kalbin atması, böbreklerin idrarı süzmesi, karaciğerin çalışması, solunum kaslarının ve mide ve bağırsakların hareketleri gibi dışarıdan görülmeyen aktivitelere harcanan enerjidir.

DENGELİ BESLENME...

Bu şekilde, aldığımız enerjinin yüzde 70'ini harcarız ve bu oldukça sabit bir değerdir. İkinci yol ise, yatmak, kalkmak, koşmak, yürümek, hoplamak, zıplamak, elimizi kolumuzu oynatmak, gülmek, ağlamak gibi fiziksel eforlarla olan harcamaları içerir. Normal şartlarda günlük enerjinin yüzde 20'si bu yolla harcanır. Ne kadar çok hareket edersek o kadar çok enerji kaybederiz. Bir de, alınan besinleri yakarken oluşan ısı ve bunun için harcanan enerji vardır. Günlük enerjimizin yüzde 10'u da bu şekilde tüketilir. Bunu ise beslenme alışkanlıklarımızı, yani yiyip içtiklerimizin çeşidini, miktarını ve zaman aralıklarını düzenleyerek etkileyebiliriz.

SAĞLIKLI VE DÜZENLİ BESLENME EĞİTİMİ VERİLMELİ...
Günümüz insanı adeta yerinden kalkmaz bir varlık olma yolunda hızla ilerliyor. Bir de günümüzün beslenme alışkanlıklarına bakalım. Çocukların, dünyaya geldikleri günden itibaren, yani henüz daha anne sütü emdiği dönemlerden başlayarak düzgün ve dengeli beslenmek için eğitilmeleri şart.

ÇOCUĞA ÖRNEK OLUN
Mantıya, patatese, makarnaya, köfteye alışan çocuklar, büyüdüklerinde tabi ki sebze düşmanı olurlar. Anne-babalar çocuklarına örnek olmalı. Çünkü pırasadan nefret eden bir babanın oğluna pırasa yedirmek kolay değildir. Enginarın tadını bilmeyen annenin çocuğu ise ne yaparsanız yapın bir lokma enginarı 3 saat ağzında tutar, sonunda da yutmadan ağzından atar. Kısacası çocuklarınızın sevimli ve tombul yanaklı tontonlar olmaları da çelimsiz, sıska fakat sağlıklı olmaları da anne-babaların kontrolündedir.

HASTALIĞIN DA BİR GÜNÜ VAR
Herkesin dikkatini çekmiştir. Artık her hastalık için hatta hastalık belirtisi için bile bir "gün" veya "hafta" var. Yılın boş bir gününü bulmak neredeyse imkansız hale geldi. İşte bu güya toplumu bilinçlendirme gün ve haftaları da ilaç endüstrisinin başının altından çıkmakta. Örneğin, Dünya Orteoporoz Günü etkinlikleri çerçevesinde osteoporoz ilacı üreten firmaların ve ilaçlarının isimleri, logoları gazetelerde, dergilerde, ekranlarda boy gösterir. İlaçtaki bu "gizli reklam olgusu" sadece Türkiye'yi değil tüm dünyayı ilgilendiren "global" bir sorundur. Çözümü de local değil, ancak global girişimlerle mümkündür.

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler