Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kahramanmaraş programı kapsamında gazetecilerle bir araya geldi. Deprem bölgesinde yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi veren Ersoy, Ayasofya'da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon çalışmalarından birinin yürütüldüğünü açıkladı. Yapının altında 9 kilometrelik yer altı tüneli yer aldığını belirten Ersoy, 2027 yılı sona ermeden Ayasofya'nın dış görünümünün çok büyük ölçüde eski haline dönmesinin hedeflendiğini bildirdi. Haydarpaşa ve Sirkeci'de devam eden çalışmalara ilişkin de bilgi veren Ersoy, "Amacımız, bu alanları tarihî kimliklerini koruyarak İstanbul'un kültürel yaşamına kazandırmak ve şehrimizin tarihini, kültürünü, hafızasını gelecek kuşaklara taşımaktır." dedi.

Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kahramanmaraş programı kapsamında gazetecilerle bir araya geldi. Ersoy, deprem bölgesinde yürütülen çalışmaları ve Bakanlığın kültür politikalarında gelinen aşamayı anlattı.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-2

AYASOFYA'NIN ALTINDA 9 KİLOMETRELİK TÜNEL

Ayasosfya'nın altında bulunan 9 kilometrelik tünele ilişkin bilgiler veren Ersoy, burada geniş yer altı galerileri ve geçitlerin yer aldığını bildirdi.

Depremin hemen ardından 2023 yılında da Kahramanmaraş'a geldiğini hatırlatan Ersoy, bugün şehirde depremin izlerinin önemli ölçüde silindiğini gördüğünü ifade etti. Kahramanmaraş Valisi ile şehre geri dönüşler konusunda da görüştüğünü aktaran Ersoy, vatandaşların büyük çoğunluğunun döndüğünü söyledi.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-3

Geri dönmeyenler arasında çocuklarının yanında yeni bir düzen kuran vatandaşların ve eğitim amacıyla başka şehirlere yerleşenlerin bulunduğunu belirten Ersoy, genel tabloya bakıldığında şehrin deprem psikolojisinden büyük ölçüde çıkmaya başladığını kaydetti.

ULU CAMİİ ÇEVRESİNDEKİ TARİHî DOKU YENİDEN AYAĞA KALDIRILIYOR

Kahramanmaraş'ta Ulu Camii çevresindeki tarihî dokunun korunması ve yeniden ayağa kaldırılması için yerel yönetimlerle birlikte çalıştıklarını belirten Ersoy, eski konakların bulunduğu alanda ilk etapta 10 yapının belirlendiğini açıkladı.

Restorasyona bu konaklarla başlanacağını ifade eden Ersoy, Ulu Camii'nden yukarı doğru uzanan bölgede belediyelerin de çalışmalar yürüteceğini söyledi. Karşı taraftaki kentsel dönüşüm alanlarıyla birlikte kalan bölgelerin tamamlanmasının, tarihî dokunun bütünlük içinde yeniden ortaya çıkarılmasını sağlayacağını anlattı.

DEPREM BÖLGESİNDEKİ KÜLTÜREL MİRASA 34 MİLYAR LİRALIK YATIRIM

Depremden etkilenen illerde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Ersoy, tamamlanan, devam eden ve planlanan çalışmaların toplam yatırım tutarının yaklaşık 34 milyar lira olduğunu bildirdi.

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 79 işi tamamladığını, 17 işte çalışmaların sürdüğünü belirten Ersoy, projelendirmesi tamamlanan 4 yeni işin de ihale süreçlerinin başlayacağını söyledi.

Bu çalışmalar için yaklaşık 12,2 milyar liralık kaynak ayrıldığını aktaran Ersoy; müzeler, kütüphaneler, gastronomi merkezleri ve kültürel etkinlik alanları gibi vatandaşların doğrudan yararlandığı yapıların yeniden hizmete kazandırıldığını ifade etti.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluğundaki 678 tescilli eserin 301'inin depremde hasar görmediğini, 377'sinin ise farklı düzeylerde hasar aldığını belirten Ersoy, bunların 209'unun tamamlanarak yeniden kullanıma açıldığını söyledi.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-4

Kalan eserlerin tamamlanma takvimini de paylaşan Ersoy, şöyle konuştu:

"Yıl sonuna kadar 58 eseri daha tamamlamayı hedefliyoruz. Eylül, ekim, kasım ve aralık aylarında peyderpey açılışlarını gerçekleştireceğiz. Kalan 110 eseri de 2027 yılının ilk altı ayında tamamlayarak hizmete açmayı planlıyoruz."

Böylece 2026'nın kalan döneminde ve 2027'nin ilk yarısında toplam 168 eserin daha tamamlanmasının hedeflendiğini belirten Ersoy, Vakıflar Genel Müdürlüğünün çalışmaları için yaklaşık 22 milyar liralık bütçe öngörüldüğünü kaydetti. Bunun 12 milyar liradan fazlasının kullanıldığını, kalan bölümün de 2027'nin ilk yarısına kadar restorasyon çalışmalarına aktarılmasının planlandığını söyledi.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-5

TARİHİ YAPI SAHİPLERİNE 5 MİLYON LİRAYA KADAR HİBE

Deprem bölgesinde özel mülkiyette bulunan tarihî konaklar, evler ve diğer tescilli yapılar için de destek sağladıklarını anlatan Ersoy, deprem sonrasında yapılan mevzuat değişikliğiyle vatandaşların restorasyon projelerinin Bakanlık tarafından ücretsiz hazırlanabildiğini belirtti.

Projesini hazırlatmak isteyenlere 750 bin liraya kadar proje desteği verilebildiğini aktaran Ersoy, alınan 1.297 proje başvurusunun büyük bölümünde çalışmaların tamamlandığını veya tamamlanma aşamasına geldiğini söyledi.

Projenin ardından uygulama yardımına geçildiğini ve hasarın durumuna göre 5 milyon liraya kadar destek sağlandığını vurgulayan Ersoy, "Bu bir kredi değil. Doğrudan hibe." dedi.

Ersoy, 300'ün üzerinde yapı sahibinin proje aşamasını tamamlayıp uygulama sözleşmesini imzalayarak restorasyon sürecine geçtiğini bildirdi.

KAHRAMANMARAŞ'TA KÜTÜPHANE ALANI YAKLAŞIK 6 KATINA ÇIKACAK

Kahramanmaraş'taki kütüphane yatırımlarına ilişkin bilgi veren Ersoy, deprem öncesinde yaklaşık 5 bin 200 metrekare olan kütüphane alanlarının önemli bölümünün afet sırasında zarar gördüğünü hatırlattı.

Bugüne kadar yaklaşık 8 bin 100 metrekarelik yeni kütüphane alanını tamamladıklarını belirten Ersoy, çalışma programında bulunan 5 büyük kütüphanenin de hizmete girmesiyle toplam alanın 31 bin 600 metrekareye ulaşacağını açıkladı.

Kütüphane alanını deprem öncesinin yaklaşık 6 katına çıkaracaklarını ifade eden Ersoy, yatırımları bina sayısıyla birlikte kullanım alanı, kapasite ve sunulan hizmetler üzerinden ele aldıklarını kaydetti.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-6

KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ 2027'DE 32 ŞEHİRDE

Türkiye Kültür Yolu Festivali'ni 2027'de 32 şehirde gerçekleştireceklerini açıklayan Ersoy, son 6 şehrin de programa dahil edilmesiyle bütün büyükşehirleri kapsama hedefine ulaşacaklarını söyledi.

Programdaki şehirlerin 30'unun büyükşehir olduğunu belirten Ersoy, Nevşehir ve Çanakkale'nin ise alan başkanlıklarının bulunduğu, özel kültürel önem taşıyan iki şehir olarak festivalde yer aldığını ifade etti.

Bu 32 şehrin Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 65'ini kapsadığını belirten Ersoy, festivalin temel hedeflerinden birinin vatandaşların kültür ve sanata erişimini artırmak olduğunu vurguladı.

Kayseri'de bir konser günü güvenlik ve arındırma noktalarından yaklaşık 168 bin kişinin geçtiğini aktaran Ersoy, katılımın drone ve uydu görüntüleriyle de takip edildiğini, alan büyüklüğü üzerinden yoğunluğun ölçülebildiğini anlattı. Ersoy, bu ilginin kültür ve sanatın toplumdaki güçlü karşılığını gösterdiğini söyledi.

FESTİVAL, ŞEHİRLERİN SOSYAL VE EKONOMİK HAYATINI CANLANDIRIYOR

Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin şehirlerde önemli bir hareketlilik oluşturduğunu belirten Ersoy, etkinliklerin depremden etkilenen şehirlerde sosyal hayatın yeniden güçlenmesine de katkı sunduğunu ifade etti.

Festivalle birlikte gastronominin ve esnafın canlandığını, vatandaşların müzik, sanat ve etkinliklerle yeniden buluştuğunu kaydeden Ersoy, Kahramanmaraş'ta da bu hareketliliğin açık biçimde görüldüğünü söyledi. Şehrin canlı bir kültürel yapıya sahip olduğunu vurgulayan Ersoy, festivalin bu birikimi daha görünür hâle getirdiğini belirtti.

Her yaş grubuna ve toplumun farklı kesimlerine hitap eden etkinliklerle güçlü bir kaynaşma ortamı oluştuğunu anlatan Ersoy, Hakkâri'den İstanbul'a kadar bunun örneklerini gördüklerini dile getirdi.

Bazı şehirlerde çocukların daha önce karşılaşmadıkları etkinliklerle ilk kez buluştuğuna dikkati çeken Ersoy, çocukların bu alanlarda saatlerce vakit geçirebildiğini belirterek festivalin sosyal etkisini önemsediklerini ifade etti.

GASTRONOMİK MİRAS "LEZZET NOKTALARI" İLE GELECEK NESİLLERE AKTARILIYOR

Gastronominin festivalin en önemli ayaklarından biri hâline geldiğini belirten Ersoy, Türkiye'nin güçlü mutfak birikimine rağmen bazı şehirlerde geleneksel reçetelerin unutulmaya yüz tuttuğuna işaret etti.

Şefleri ve gastronomi profesyonellerini sürece dahil ederek "Lezzet Noktaları" modelini oluşturduklarını anlatan Ersoy, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı ile yürütülen çalışma kapsamında belirlenen işletmelere Lezzet Noktası tabelaları verildiğini söyledi.

Bu işletmelere festival döneminde ve sonrasında GoTürkiye üzerinden yönlendirme yapıldığını belirten Ersoy, seçilen restoranlarda önemli bir ekonomik hareketlilik oluştuğunu kaydetti.

Seçim sürecinde lezzetin yanında yerel mutfak mirasının korunmasına da önem verdiklerini vurgulayan Ersoy, işletmelerin unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemekleri menülerinde yaşatması gerektiğini ifade etti. Bunun jüri tarafından takip edildiğini belirten Ersoy, seçildikten sonra geleneksel yemeği menüsünden çıkaran bir işletmenin ertesi yıl yeniden seçilmeyebileceğini söyledi.

Ersoy, "Amacımız yalnızca restoranın cirosunu artırmak değil; o şehrin gastronomik mirasını gelecek nesillere aktarmak." diye konuştu.

Kahramanmaraş'ın da yüksek bir gastronomi potansiyeline sahip olduğunu belirten Ersoy, dünyaca bilinen dondurmasının yanında güçlü bir mutfak birikimi bulunduğunu, festivalin bu potansiyelin tanıtımına önemli katkı sağladığını ifade etti.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-7

ARKEOLOJİDE 12 AYLIK ÇALIŞMA MODELİNİN SONUÇLARI ALINIYOR

Göbeklitepe, Karahantepe ve Türkiye'nin farklı kazı alanlarından gelen yeni buluntuların yaklaşık 8 yıldır uygulanan arkeoloji politikasının sonucu olduğunu belirten Ersoy, göreve geldiğinde kazıların önemli bölümünün yılda yaklaşık 60 gün sürdüğünü söyledi.

12 aylık kazı programının yıl boyunca kesintisiz toprak kazılması anlamına gelmediğini açıklayan Ersoy, mevsimin uygun olduğu dönemlerde kazı yapıldığını; diğer dönemlerde belgeleme, raporlama, restorasyon ve bilimsel çalışmaların sürdürüldüğünü anlattı.

Kazı başkanlığı sayısının 157'den 267'ye çıktığını belirten Ersoy, yabancı kazı başkanlıklarının tamamına Türk koordinatör kazı başkanları atandığını da ifade etti.

Türkiye'de yabancılar tarafından başlatılan arkeolojik kazıların yaklaşık 163 yıllık geçmişine işaret eden Ersoy, bilimsel hafızayı koruyarak kontrol ve koordinasyonu güçlendirdiklerini kaydetti.

"BİLİMSEL METODOLOJİDEN TAVİZ VERMİYORUZ"

Uyguladıkları kazı modeline ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ersoy, şunları söyledi:

"Biz hızlı kazı yapmıyoruz. Yoğun kazı yapıyoruz. Eskiden Efes gibi devasa bir antik kentte tek noktada 10 kişilik bir ekip çalışabiliyordu. Bugün aynı anda 10 ayrı noktada, daha büyük ekiplerle çalışma yapıyoruz. Kaynak, ekip ve ekipman sağladığınızda kazı süreci doğal olarak hızlanıyor. Ama bilimsel metodolojiden taviz vermiyoruz."

Geleceğe Miras Projesi kapsamında yaklaşık 3-4 bin uzman, arkeolog, sanat tarihçisi ve teknik personel ile yaklaşık 6 bin işçinin sahada görev yaptığını belirten Ersoy, Türkiye'nin arkeolojik potansiyelinin henüz küçük bir bölümünün ortaya çıkarıldığını vurguladı.

Bazı alanlarda kazılan bölümün yüzde 10'un altında kaldığını kaydeden Ersoy, yaklaşık 70 yıldır kazılan Hierapolis'te bu oranın yüzde 3,5 seviyesinde olduğunu ifade etti.

GöbeklitepeGöbeklitepe

TAŞ TEPELER'DE TOPLAM 20 ALAN

Göbeklitepe'nin Taş Tepeler projesinin bir parçası olduğunu hatırlatan Ersoy, kamuoyuna açıklanan 12 önemli Neolitik alanın yanında henüz açıklanmayan 8 alanın daha bulunduğunu ve toplam sayının 20'ye ulaştığını söyledi.

Bölgenin Neolitik Çağ açısından dünyanın en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Ersoy, dünyanın ilk Neolitik Kongresi'ni Şanlıurfa'da gerçekleştirdiklerini hatırlattı.

Türkiye'nin bu alandaki araştırmalarda dünya çapında lider ülkelerden biri hâline geldiğini belirten Ersoy, Çin, Rusya, ABD ve İtalya dahil farklı ülkelerden bilim insanlarının da kazılara katıldığını, ekiplere çalışma alanı, ekipman ve destek sağladıklarını anlattı.

Göbeklitepe'nin yaklaşık 12 bin yıllık tarihinin önemine işaret eden Ersoy, daha eski buluntuların ortaya çıkmasının bilimsel olarak ihtimal dışı sayılamayacağını söyledi. Taş Tepeler hattının Şanlıurfa'dan Mardin'e ve daha güneye uzanan geniş bir Neolitik yay oluşturduğunu ifade etti.

BULUNTU SAYISI ARTTI, MÜZE DEPOSUNUN KAPASİTESİ BÜYÜTÜLÜYOR

Yoğun kazı modelinin etkisinin buluntu sayılarında da görüldüğünü belirten Ersoy, kazılar belirli seviyelere ulaştıkça ortaya çıkarılan eser sayısının arttığını kaydetti.

Bir yıl yaklaşık 5 bin, sonraki yıl yaklaşık 6 bin eser bulunduğunu aktaran Ersoy, bu yıl da yoğun biçimde yeni eserlerin ortaya çıkarılmasını beklediklerini söyledi.

Atatürk Havalimanı'nda oluşturulması planlanan büyük müze depo alanının da artan ihtiyaç doğrultusunda büyütüldüğünü açıklayan Ersoy, alanın güvenlik, depreme dayanıklı altyapı ve Türkiye'nin farklı noktalarından eser sevkiyatına elverişli lojistik imkânları nedeniyle tercih edildiğini belirtti.

KÜLTÜR VARLIKLARININ İADESİNDE 14 ÜLKEYLE İŞ BİRLİĞİ

Yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarının Türkiye'ye getirilmesi için yürütülen çalışmaları da anlatan Ersoy, iade süreçlerinde hukuki dayanakların ve bilimsel kanıtların belirleyici olduğunu söyledi.

Bu süreçlerde 1906 yılını önemli bir hukuki eşik olarak nitelendiren Ersoy, söz konusu tarihten sonra yurt dışına çıkarılan eserlerde Türkiye'nin hukuki konumunun daha güçlü olduğunu, daha önce götürülen eserlerde ise izinsiz çıkarılmanın ispatının güçleştiğini ifade etti.

Özellikle ABD gibi ülkelerde davaların 8-10 yıl sürebildiğine ve milyonlarca dolarlık maliyet oluşturabildiğine işaret eden Ersoy, bu nedenle eserlerin alıcı veya geçiş ülkeleriyle ikili protokollere ağırlık verdiklerini anlattı.

Bugün 14 ülkeyle bu kapsamda anlaşma bulunduğunu belirten Ersoy, protokoller sayesinde bazı iade süreçlerinin 8-9 yıldan 7-8 aya kadar indirilebildiğini söyledi.

"SHERLOCK HOLMES GİBİ ÇALIŞAN BİR EKİBİMİZ VAR"

Kaçakçılıkla mücadele ekiplerinin müzayede evlerini, internet sitelerini ve sosyal medya hesaplarını sürekli takip ettiğini belirten Ersoy, özel kasalarda tutulan eserlerin tespitinin zor olduğunu, satışa çıkarıldıkları veya sergilendikleri anda ise harekete geçildiğini anlattı.

Eserin tespit edilmesinin ardından müzayede evleri ve olası alıcıların uyarıldığını aktaran Ersoy, kazı başkanları, bilim kurulları ve uzmanların eserin Anadolu kökenini ve çıkarıldığı bölgeyi bilimsel yöntemlerle ortaya koyduğunu ifade etti.

Marcus Aurelius heykelinin iade sürecini örnek gösteren Ersoy, heykelin ait olduğu alanda bulunan bir ayak parçasının eserle bilimsel olarak eşleştirildiğini, bu tür fiziksel eşleşmelerin güçlü kanıt oluşturduğunu söyledi.

Türkiye'nin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede UNESCO ve uluslararası platformlarda örnek gösterildiğini belirten Ersoy, başka ülkelerin de Türkiye'nin takip ve iade süreçlerindeki deneyiminden yararlanmak istediğini aktardı. Ortak hareket eden ülke sayısının artmasının yasa dışı kültür varlığı ticaretini zorlaştıracağını kaydetti.

YAKLAŞIK 9 BİN KÜLTÜR VARLIĞI TÜRKİYE'YE DÖNDÜ

Yaklaşık 9 bin kültür varlığının Türkiye'ye dönüşünü sağladıklarını bildiren Ersoy, iade çalışmalarının yasa dışı piyasadaki talebi azaltan caydırıcı bir etkisi olduğunu vurguladı.

Türkiye kökenli eserleri satın almak isteyenlerin artık devletin bu eserleri takip edeceğini bildiğini belirten Ersoy, şöyle konuştu:

"Bu eser gün ışığına çıktığı anda Türk devleti bunu fark eder, peşine düşer ve maliyeti ne olursa olsun iade için mücadele eder. Bu farkındalık eserlerin yasa dışı piyasadaki değerini düşürüyor. Asıl caydırıcılık da burada başlıyor. Defineciliği yalnızca sahada yakalamakla bitiremezsiniz. Talebi kırmanız gerekiyor."

AyasofyaAyasofya

AYASOFYA'DA İBADET VE ZİYARET AKIŞI SÜRERKEN KAPSAMLI RESTORASYON

Ayasofya'da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyonlarından birini yürüttüklerini belirten Ersoy, çalışmaların görünen alanların yanı sıra yapının altındaki ve ziyaretçilerin erişemediği bölümlerde de sürdüğünü söyledi.

Ana kubbenin bazı bölümlerinin yüzyıllardır bu ölçekte ele alınmadığını ifade eden Ersoy, çatlaklardan kaynaklanan su sızıntılarının iç mekândaki bezemelere zarar verebildiğini belirtti. Mozaik ve bezemeleri korumak için kubbeye dışarıdan müdahale edilmesi gerektiğini anlattı.

Restorasyonu ibadet ve ziyaret akışını sürdürerek gerçekleştirmenin kapsamlı bir hazırlık gerektirdiğini vurgulayan Ersoy, bilim kurulunun yaklaşık bir yıl boyunca bu konu üzerinde çalıştığını söyledi.

Kubbenin altına kurulan platformun malzemeleri, taşıma kapasitesi ve montaj sisteminin test edildiğini belirten Ersoy, mühendislik çalışmaları ile malzeme ve yük testlerinin ardından montajın kısa sürede tamamlandığını kaydetti.

Kubbe kontrollü biçimde açıldığında radar ve lazer taramalarının da yapılacağını açıklayan Ersoy, böylece görünmeyen çatlakların, boşlukların ve yapısal sorunların ayrıntılı olarak tespit edilerek güçlendirme çalışmalarının yürütüleceğini bildirdi.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-9

YER ALTI GALERİLERİNDE TEMİZLİK VE GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI

Ayasofya'nın altında geniş yer altı galerileri, geçitler ve tüneller bulunduğunu belirten Ersoy, yaklaşık 9 kilometreye kadar uzanan bölümlerden söz edildiğini aktardı.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-10

Bazı noktalarda çökmeler ve geçişi engelleyen alanlar bulunduğunu söyleyen Ersoy, bu bölümlerde temizlik ve düzenleme çalışmalarında önemli ilerleme sağlandığını ifade etti. Çamur ve balçığın uzaklaştırılması, nemin kontrol altına alınması ve yapısal güvenliğin sağlanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü bildirdi.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-11

Önceliklerinin restorasyon, temizlik, güçlendirme ve bilimsel incelemeleri tamamlamak olduğunu vurgulayan Ersoy, çalışmaların ardından güvenli ve uygun bölümlerin ziyarete açılmasının gündeme gelebileceğini söyledi. Böyle bir imkân oluşması hâlinde Ayasofya'nın bugün ziyaretçilerin göremediği önemli bir tarihî katmanının turizme kazandırılabileceğini belirtti.


AYASOFYA'NIN DIŞ GÖRÜNÜMÜNDE HEDEF 2027 SONU

Kubbedeki ana çalışmalar için en az bir yıllık yoğun bir süreç öngördüklerini belirten Ersoy, cephelerde birden fazla noktada eş zamanlı çalışılabildiği için daha hızlı ilerleme sağlanabildiğini anlattı.

Genel hedeflerinin 2027 yılı sona ermeden Ayasofya'nın dış görünümünün çok büyük ölçüde eski hâline dönmesi olduğunu açıklayan Ersoy, bu aşamada iskelelerin önemli bölümünün sökülmüş ve cephe çalışmalarının büyük ölçüde tamamlanmış olmasını planladıklarını söyledi.

Ersoy, yapının alt katlarında ve görünmeyen bölümlerinde ise çalışmaların devam edebileceğini ifade etti.


BAKAN ERSOY SORULARI YANITLADI

Ersoy, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Bakanlığa bağlı kütüphanelerde bugün hangi ölçeğe ulaşıldı; toplam kütüphane sayısı, üye sayısı ve yıllık kullanıcı rakamı nedir? Son yıllarda açılan ve yeniden yapılandırılan kütüphanelerle birlikte yeni nesil kütüphane modelinde önümüzdeki dönemin hedefleri neler?

Bugün Bakanlığımıza bağlı yaklaşık 1.300 kütüphanede milyonlarca vatandaşımıza sadece kitap değil, çok daha geniş bir içerik sunuyoruz. Bilgi okuryazarlığından bilişim teknolojilerine, çevresel sürdürülebilirlikten sanata, tasarımdan dil becerilerine kadar pek çok alanda eğitim ve kültür programları gerçekleştiriyoruz. Biz artık kütüphaneleri yalnızca kitap okunan mekânlar olarak görmüyoruz. Kütüphanelerimizi insanların bilgiye ulaştığı, deneyimlediği, ürettiği; sosyal, kültürel ve bilimsel gelişime katkı sağlayan birer üretim ve fırsat merkezine dönüştürüyoruz. Bu yeni anlayış sayesinde vatandaşlarımız hem bilgiye erişiyor hem de farklı alanlarda kendini geliştirme ve üretime katılma imkânı buluyor. Bunun karşılığını da çok net görüyoruz; bugün hem kullanım rakamlarında hem de kitap varlığında tarihî seviyelere ulaşmış durumdayız.

Toplam kütüphane kullanım alanı sadece son 8 yıl içinde 315 bin m2'den yaklaşık 900 bin m2'ye çıktı. 2025 yılı sonunda Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı halk kütüphanelerinde üye sayısının 7.16 milyon kişiye, kullanıcı sayısının 39.2 milyon kişiye ve toplam kitap sayısının 26 milyona erişmesiyle bu üç alanda da tüm zamanların rekorları kırıldı.

Depremden önce Kahramanmaraş'ta 13 halk kütüphanemiz vardı ve toplam 5 bin metrekarenin üzerinde bir alanda hizmet veriyorduk. Depremde 5 kütüphanemiz ağır hasar aldı ve kullanım alanımız ciddi şekilde azaldı. Depremin ardından hızlı bir çalışma başlattık. 3 yeni kütüphaneyi hizmete açtık, 1 kütüphaneyi de yeniden yapılandırdık. Bugün Kahramanmaraş'ta 15 halk kütüphanemiz, toplam 8 bin 89 metrekarelik alanda vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Bununla da yetinmiyoruz. Yapımı devam eden 5 yeni halk kütüphanemiz daha var. Bunlar tamamlandığında toplam kütüphane alanımız 31 bin 654 metrekareye ulaşacak. Yani deprem öncesindeki yaklaşık 5 bin metrekarelik kapasiteyi 6 kattan fazla artırmış olacağız. Amacımız sadece depremde kaybettiğimiz yapıları yerine koymak değil; Kahramanmaraş'a çok daha modern, nitelikli ve ihtiyaçlara cevap veren kütüphaneler kazandırmak.

Türkiye Yazma Eserler Kurumunun koleksiyonunda bugün kaç eser bulunuyor ve bunların ne kadarı dijital ortamda araştırmacıların erişimine açılmış durumda? Yazma eserlerin korunması, restorasyonu, dijitalleştirilmesi ve yeni eserlerin koleksiyona kazandırılması konusunda önümüzdeki dönemde hangi hedefler var?

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 812 bini aşkın yazma ve nadir matbu eseriyle İslam ve Türk-İslam tarihinin bütün asırlarının; siyasi, kültürel ve etki coğrafyasının en büyük entelektüel hafızasıdır. Medeniyetimizin asırlar boyunca biriktirdiği ilim, bilim, fikir, sanat ve estetik mirasını bünyesinde barındıran bu hafıza, zengin koleksiyonları, yetkin uzman kadrosu ve uluslararası standartlardaki kurumsal altyapısıyla bugün dünyada kendi alanının en büyük ihtisas teşkilatıdır.

Yazma eserlerimizi hem korumak hem de araştırmacıların çok daha kolay erişebilmesini sağlamak için dijitalleşmeye büyük önem veriyoruz. Bugün itibarıyla koleksiyonlarımızdaki 485 binin üzerinde eserin dijital nüshasını araştırmacıların kullanımına açmış durumdayız. Kurumumuzun resmî veri tabanı olan www.yek.gov.tr, yazma ve nadir eserler alanında dünyanın en kapsamlı dijital platformu olarak tescil edildi.

Platformun 30 bini aşkın üyesi bulunuyor. Bugüne kadar yaklaşık 6 milyon eser görüntüleme, 16 milyona yakın sayfa görüntüleme gerçekleştirildi; 1,6 milyondan fazla varak da ücretsiz olarak indirildi.

Dijitalleşme, yazma eserlerin korunmasında, erişime açılmasında, araştırmacıların ve meraklılar tarafından hızlı ulaşılmasında en önemli etken. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (TÜYEK) bu imkânı en etkili ve hızlı şekilde kullanarak yüzlerce yıllık entelektüel hafızamızı muhtelif tehlikelere karşı muhtevası itibariyle koruma altına alırken, aynı zamanda zaman ve mekân sınırını ortadan kaldırarak herkesin istifadesine sunuyor. Dijitalleşme ile eserlerin kullanımı büyük bir ivme kazanırken yıpranmalarının da önüne geçiriliyor. Bu çalışmayı önümüzdeki dönemde daha da hızlandıracağız. 2026 yılında 25 bin, 2027 yılında ise 27 bin eseri daha dijitalleştirmeyi hedefliyoruz.

Aynı zamanda koleksiyonlarımızı yeni eserlerle güçlendirmeye devam ediyoruz. 2026 yılında şu ana kadar 1.219 eser satın aldık. Yıl genelinde satın alma hedefimiz 3 bin eser. Bu hedefi 2027'de 4 bine, 2028'de ise 4 bin 500 esere çıkarmayı planlıyoruz.

Satın alma, bağış ve devir yoluyla bugüne kadar 41 bin 158 nadide eseri kütüphanelerimize kazandırdık. Önümüzdeki dönemde de kültürel ve entelektüel mirasımızın önemli parçalarını tespit ederek koleksiyonlarımıza kazandırmaya devam edeceğiz.

2021'de tek şehirde başlayan Türkiye Kültür Yolu Festivali bugün kaç şehre ulaştı; yıllık etkinlik ve sanatçı sayısı hangi seviyede? 2027'de 32 şehre ulaşacak festivalin bundan sonraki büyüme hedefi nedir; Kültür Yolu'nun turizm ve şehir ekonomilerine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Kültür Yolu Festivali'ni 2021 yılında İstanbul'da başlattık. Bugün festivalimiz 7 bölgemizin tamamına yayıldı ve 26 şehrimize ulaştı. 2026 yılında Aydın, Mersin, Eskişehir, Sakarya, Ordu ve Kahramanmaraş'ın da rotaya katılmasıyla yaklaşık 8 aya, yani 234 güne yayılan büyük bir kültür sanat maratonu gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz yıl, 2025'te 20 şehrimizde, binden fazla etkinlik noktasında 9 bin 645 etkinlik düzenledik; 50 bin 400 sanatçımızı milyonlarca vatandaşımızla buluşturduk. Dolayısıyla artık sadece bir festivalden değil, çok büyük bir kültür sanat ekosisteminden söz ediyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali bugün; süresi, kapsadığı coğrafya, etkinlik çeşitliliği, sanatçı ve katılımcı sayısıyla dünyanın en kapsamlı ve en uzun soluklu kültür sanat organizasyonlarından biri hâline geldi.

Bu büyümeyi 2027 yılında da sürdüreceğiz. Balıkesir, Denizli, Hatay, Kocaeli, Muğla ve Tekirdağ'ın da katılımıyla festivalimizi 32 şehrimize ulaştıracağız.

Bugün insanlar artık sadece görmek için değil, bir şehri hissetmek ve deneyimlemek için seyahat ediyor. Biz de kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm anlayışımızla şehirlerimizin tarihî ve kültürel değerlerini festivalin parçası hâline getiriyoruz. Müzelerimizi, tarihî yapılarımızı, meydanlarımızı ve kültür merkezlerimizi etkinliklerle buluşturuyor; ziyaretçiyi şehrin tamamını keşfetmeye yönlendiriyoruz. Böylece şehirlerimizin bilinirliğini artırıyor, turizm sezonunu uzatıyor ve marka değerini güçlendiriyoruz. Festivalin şehir ekonomisine katkısını da çok net görüyoruz. Otellerden restoranlara, ulaşımdan yerel üreticilere kadar pek çok alanda ciddi bir hareketlilik yaşanıyor. Hatta esnafımız bize, normal şartlarda bir haftada ulaştığı yoğunluğu festival döneminde bir günde yaşadığını söylüyor.

Bu yıl hayata geçirdiğimiz "Lezzet Noktası" uygulamasıyla şehirlerimizin köklü mutfak kültürünü daha görünür hâle getiriyoruz. Bir yandan yerel işletmeleri desteklerken bir yandan da gastronomiyi şehir deneyiminin önemli bir parçası hâline getiriyoruz. Belirlediğimiz gastronomi durakları festival sona erdikten sonra da dijital platformlarda ziyaretçilere rehberlik etmeye devam ediyor. Böylece festivalin oluşturduğu ekonomik ve turistik değer yalnızca etkinlik günleriyle sınırlı kalmıyor, yıl geneline yayılan kalıcı bir etkiye dönüşüyor.

Türkiye'de telif sisteminde bugün hangi ölçeğe ulaşıldı; meslek birlikleri, telif gelirleri ve eser üretimi rakamları hangi seviyede?

Telif hakları alanında temel hedefimiz, eser sahibi ve sanatçılarımıza hak ettikleri korumayı sağlamak ayrıca ülkemizin kültürel ve ekonomik gelişimine katkı sunmak. Bu kapsamda yürüttüğümüz "mevzuat", "eğitim ve farkındalık", "korsanlıkla mücadele" "dijitalleşme" ve "sektörel destekleme" çalışmalarının olumlu sonuçlarını net bir şekilde görüyoruz. Bu durumun en somut göstergelerinden biri telif gelirlerinde özellikle son beş yılda istikrarlı bir şekilde yaşanan rekor artışlar. Meslek birlikleri eliyle toplanan telif geliri 2020 yılında 201 milyon TL iken; 2025 yılında %1392 artışla (yaklaşık 15 kat artışla) 3 milyar TL'ye ulaşmış durumda. 2026 yılı sonunda ise, 4 milyar TL olmasını bekliyoruz.

Bu rakamlar, eser sahibi ve sanatçılarımızın ekonomik kazanımları açısından elbette önemli. Ancak bizim için tüm tarafların ortak menfaatini sağlayacak, uzlaşıya dayalı, adil ve güçlü bir telif sistemini temin etmek de en az telif gelirleri kadar önemli. Bu bakış açısıyla Bakanlığımızca başlattığımız bir uygulamayla konaklama tesislerinde 40 yılı aşkın süredir devam eden ve taraflar açısından yıpratıcı sonuçlar doğuran hukuki ihtilafları sonlandırdık. Uygulama öncesine baktığımızda sadece 2 bin otel lisanslıydı ve telif ihtilafları nedeniyle yaklaşık 5000 hukuki işlem süreci devam ediyordu. Uygulama sayesinde müzik kullanan 19 bin tesisi, eşit ve makul koşullarda telif lisansına dâhil ederek uzlaşıyı sağladık. Konunun ekonomik ve kültürel üretim boyutunda da ülkemizin potansiyelini görebiliyoruz.

Ülkemizde ilim-edebiyat, müzik, sinema, güzel sanatlar ve yayın kuruluşları sektörlerinde yaklaşık 45 bin telif hakkı sahibi, Bakanlığımızca desteklenen meslek birliklerinin üyesi olarak toplu hak yönetim sistemi içerisinde. Bu kişi ve kuruluşlar tarafından üretilen eserler de dâhil olmak üzere Bakanlığımız veri tabanlarında hâlihazırda yaklaşık 3 milyon eserin bilgisi bulunuyor. Bu kayıtlar yargı süreçlerine katkı sunduğu gibi belirli sınırlar dâhilinde kamuoyunun erişimine de açılmış durumda. Diğer taraftan telif haklarına dayalı endüstrilerin ekonomik büyüklüğünü ortaya koymak maksadıyla TÜİK ile işbirliği içerisinde yıllık bültenler yayınlıyoruz. Buna göre; telif haklarında temel endüstrilerin yarattığı katma değerin GSYH içindeki payı %2 olarak ölçülmektedir. Bu temel endüstrilerin yanı sıra bağlantılı endüstriler de hesaba katıldığında oran %4'e yaklaşmaktadır. Bu rakamlar, telif hakları endüstrilerinin ülkemizde hiç de azımsanmayacak boyutta olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-12

Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarının restorasyon ve dönüşüm çalışmalarında bugün hangi aşamaya gelindi; iki garın yeni kültür-sanat işlevleri neler olacak? Haydarpaşa'daki Arkeoloji Müzesi, Sirkeci'deki Göç Müzesi ve diğer kültür alanları için verebileceğiniz en güncel açılış ve tamamlanma takvimi nedir?

Bakanlığımız ile TCDD arasında 15 Ağustos 2024'te imzaladığımız protokolle başlayan Haydarpaşa ve Sirkeci Gar Sahası projelerimizi, 9 Ekim 2025'te kamuoyuyla paylaşmıştık. O tarihten bu yana çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyor, gelişmeleri görsel ve video içerikleriyle düzenli olarak aktarıyoruz. Rumeli ve Anadolu-Bağdat Demiryollarının mirasını taşıyan bu iki garı, İstanbul'un ve ülkemizin hafızasında özel bir yere sahip endüstriyel miras alanları olarak ele alıyoruz. Farklı disiplinlerden bilim insanları ve profesyonellerden oluşturduğumuz Danışma Kurulu ve uzman ekiplerimizle, tarihî kimliği koruyan, bilimsel temellere dayalı bir çalışma yürütüyoruz. Haydarpaşa Garı ve çevresinde, tarihî mirasımızı korumak ve afetlere karşı dayanıklılığı artırmak amacıyla kapsamlı zemin güçlendirme çalışmalarını gerçekleştirdik. Garın cephe konservasyonunu özgün malzemeyi koruyarak tamamladık; çok sayıda konservasyon uygulamasını da gerçekleştirdik. Kalem işi bezemeli duvarları koruyarak, özgün taşıyıcı sistemle uyumlu ve tarihî dokuya en az müdahaleyi esas alan güçlendirme çalışmalarında son aşamaya geldik.

Gar ve yanındaki Gümrük Müdürlüğü binalarında oluşturacağımız, toplam 17 bin metrekarede 2.600 kişiye hizmet verecek kütüphanelerin restorasyonunu tamamlamak üzereyiz. Demiryolu mirasımızın önemli parçaları olan vagonların konservasyonunda da büyük ölçüde sona ulaştık. Haydarpaşa'daki arkeolojik çalışmaları tamamladığımız Arkeopark'ta, tarihî dokuyu ve kalıntıları koruyarak alanı ziyarete açmak için konservasyon ve yürüyüş yolu imalatlarını sürdürüyoruz. Tasarımını Ağa Han Ödüllü mimar Han Tümertekin'in, küratörlüğünü Venedik Bienali'nde de görev üstlenen Luca Molinari'nin yaptığı "Dört Denizin Müzesi", uzman akademisyenlerin katkılarıyla şekilleniyor. 10 bin 500 metrekarelik inşaat alanına sahip yapıda yüzde 80 seviyesine ulaştık; teşhir ve tanzim çalışmalarımız devam ediyor. Müze, Haydarpaşa'nın, Anadolu Yakası'nın ve İstanbul'un kültür-sanat hayatına katkı sağlayacak. Peyzaj ve çevre düzenlemelerinde de önemli aşamaya geldik; vatandaşlarımızın kullanacağı alanların güvenliği için birçok noktada zemin güçlendirme ve altyapı çalışmalarını gerçekleştirdik. Yaklaşık 160 bin metrekarelik bölgeyi, 20 bin kişilik büyük etkinlik alanı, diğer etkinlik alanları, seyir terasları ve vagon kafeleriyle şehir içinde nefes alınabilecek bir buluşma ve yaşam alanına dönüştürüyoruz. Tarihî Yarımada'nın denizle buluştuğu, günlük hayatın, turizmin ve ticaretin kesiştiği Sirkeci'de, alanın özelliklerini ve İstanbul'un ihtiyaçlarını gözetiyoruz. Gar binası dâhil 6 tescilli yapının bulunduğu sahada, garın istasyon işlevini koruyarak ülkemizin tarihindeki önemli göçleri anlatan bir Göç Müzesi ile geçici sergi ve çok amaçlı etkinlik mekânları oluşturuyoruz.

Kültür mirasında büyük dönüşüm! Ayasofya'dan Haydarpaşa'ya 2027 hedefleri belli oldu-13

Diğer tescilli yapılara kütüphane, çocuk kütüphanesi, çok amaçlı etkinlik alanları, tiyatro ve geçici sergi salonları kazandırıyoruz. Toplam 53 bin metrekarelik sahada üç farklı etkinlik alanı oluşturuyor; yapı yoğunluğunun yüksek olduğu bu bölgede kamusal kullanım ve peyzaj düzenlemeleriyle erişilebilir, farklı ihtiyaçlara cevap veren, günün farklı saatlerinde yaşayan bir kültür-sanat alanı hazırlıyoruz. Sirkeci Garı'nda zemin güçlendirmesini tamamladık, yapısal güçlendirmede sona geldik. Danışma Kurulumuzla yapının özgün karakterini ve tarihî katmanlarını koruyarak restorasyonu sürdürüyoruz. Üzeri kapanmış veya tahrip olmuş özgün ahşap elemanları ve nitelikli duvar resimlerini araştırma, belgeleme ve konservasyonla yeniden açığa çıkarıyor; müdahaleleri özgün malzeme, yapım teknikleri, bezemeler ve mevcut izler doğrultusunda gerçekleştiriyoruz. Kütüphaneye dönüştürdüğümüz İşletme Müdürlüğü Binası'nda zemin güçlendirmesi tamamlandı; yapısal güçlendirme, restorasyon ve kalem işi bezemelerin özgün teknik ve malzemeleri gözetilerek konservasyonu sürüyor. Sanat galerisi ve çok amaçlı etkinlik alanları olarak kullanılacak Ambar Yapısı'nda, tarihî karakteri koruyarak zemin güçlendirmesine devam ediyoruz. Sahadaki en erken tarihli yapılardan Eski Şube Şefliği Binası'nı ise özgün cephelerini koruyup çağdaş ihtiyaçları karşılayarak restoran işleviyle yeniden hayata kazandırıyoruz. Her iki sahada küratörümüz, danışma kurullarımız ve ekiplerimizle tarihî yapıları ve açık alanları bütüncül biçimde ele alıyor, özgün mimari değerleri kültür-sanat işlevleriyle buluşturuyoruz. Amacımız, bu alanları tarihî kimliklerini koruyarak İstanbul'un kültürel yaşamına kazandırmak ve şehrimizin tarihini, kültürünü, hafızasını gelecek kuşaklara taşımaktır. Hedeflediğimiz adımları birer birer tamamlıyoruz. 2027 yılında hem Haydarpaşa'yı hem de Sirkeci'yi yeniden tren sesleriyle, kültürle, sanatla ve vatandaşlarımızla buluşturmayı hedefliyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğü son yıllarda kaç vakıf eserini restore etti; 6 Şubat depremlerinden etkilenen 678 vakıf eserinde bugün hangi aşamaya gelindi?

Vakıflar Genel Müdürlüğümüz aracılığıyla 2018 yılından bu yana 1.233 vakıf eserinin restorasyon ve onarımını tamamladık. Deprem bölgesi dışında 117 eserde de bakım, onarım, esaslı onarım çalışmaları devam ediyor. Vakıf medeniyetimizin ve kültür tarihimizin en önemli yapıları arasında yer alan Edirne Selimiye Camii İstanbul Sultanahmet Camii, Edirne Selimiye Camii, Sivas Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, İstanbul Kariye Camii, Kırşehir Cacabey Medresesi, Niğde Sungur Bey Camii, İstanbul Nuruosmaniye Kütüphanesi, Şehsuvar Valide Sultan Türbesi, Mısır Çarşısı, Nusretiye Camii, Rüstempaşa Camii, Fethiye Camii ve Müzesi, Süleymaniye Külliyesi Darüşşifası ve Sıra Odalar, Tokat Gök Medrese, Beyazıt Medresesi, Beyazıt Camii Hünkâr Kasrı, Kasımpaşa Mevlevihanesi, Soğukçeşme Askerî Rüştiyesi, Fatma Sultan Sıbyan Mektebi, Terra Santa Kilisesi, Hz. Cabir Camii ve Nuruosmaniye Camii Avlusu gibi çok önemli eserlerin restorasyon ve onarımları tamamlandı.

Çalışmalarımızı yalnızca ülkemiz sınırları içerisinde yürütmüyoruz. Vakıf medeniyetimizin izlerini taşıyan yurt dışındaki kültür varlıklarına da sahip çıkıyoruz. Bu kapsamda yurt dışında 41 eserin restorasyonunu tamamladık, 15 eserde ise çalışmalarımız devam ediyor. Yurt dışında da başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefkoşa Selimiye Camii ve Arnavutluk İşkodra Kurşunlu Camii olmak üzere; Bosna Hersek Foça Alaca Camii, Travnik Alaca Camii, Banja Luka Arnaudiye Camii, Çayniçe Sinan Bey Camii, Tuzla Behram Ağa Camii; Kuzey Makedonya Ohri Ali Paşa Camii ve Manastır Hacı Mahmut Bey Camii ile Kosova Priştine Emir Alaaddin Camii gibi vakıf medeniyetimizin yurt dışındaki önemli eserlerinde restorasyon ve ihya çalışmaları gerçekleştirdik. Amacımız yalnızca yapıların fiziksel restorasyonunu gerçekleştirmek değil; Anadolu'dan Balkanlar'a, Kıbrıs'tan gönül coğrafyamıza uzanan vakıf medeniyetimizin tarihî ve kültürel mirasını özgün kimliğiyle koruyarak gelecek nesillere aktarmak.

6 Şubat depremlerinin hemen ardından Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün teknik personeli ve ICOMOS Türkiye Millî Komisyonu uzmanlarıyla sahada kapsamlı hasar tespit çalışmaları yürüttük. Deprem bölgesinde incelediğimiz 678 vakıf kültür varlığının 31'inin tümden göçtüğünü veya yıkıldığını, 144'ünün ağır, 104'ünün orta, 98'inin hafif hasarlı olduğunu belirledik. 301 eserimizin ise hasarsız olduğunu tespit ettik. İlk günden itibaren eserlerimizin güvenliğini sağlamak, kültür molozlarını korumak ve daha fazla zarar oluşmasını önlemek için acil müdahalelere başladık. Askıya alma, payandalama ve tehlike arz eden yapı elemanlarının kontrollü sökümü gibi uygulamaları gerçekleştirdik. Tespit, koruma, proje, bilimsel değerlendirme ve uygulama süreçlerini birlikte yürüttük. Bugün itibarıyla 377 eserimizi yapım programına almış durumdayız. Bugüne kadar 209 eser/parseli yeniden ayağa kaldırarak programımızın yüzde 55,4'ünü tamamladık. Hâlen 108 eser üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Devam eden bu işlerin 58'ini 2026 yılı sonuna kadar, kalan 50'sini ise 2027 yılı içerisinde tamamlamayı planlıyoruz.

Tarihî eserlerin restorasyonu; mülkiyet, tescil, statik değerlendirme, proje, Bilim Heyeti ve Koruma Kurulu kararları ile ihale ve uygulama aşamalarını kapsayan çok yönlü bir süreçtir. Bazı eserlerde mülkiyet ve tescil işlemleri uygulamaya başlama takvimini etkiledi. Teknik, idari veya sözleşmesel nedenlerle 34 işte tasfiye süreci yaşandı. Bu işlerin yarım bırakılmaması için kalan imalatları yeniden tespit ettik, ikmal ihalelerini planladık ve yeni yüklenicilerin sahaya mobilizasyonunu sağladık.

Finansal zorluklar, sınırlı teknik personel kapasitesi ve 2026 kışındaki aşırı yağış ile soğuk hava koşulları da iş programlarını etkiledi. Çalışmaları hızlandırmak amacıyla kurumlar arası işbirliğini de devreye aldık. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızla yapılan protokoller kapsamında 16, diğer kurum ve kuruluşlarla yapılan protokoller kapsamında ise 5 ayrı iş yürütüyoruz. Özellikle Hatay tarihî kent merkezinde çarşıları, dükkânları, hanları, camileri ve çevrelerindeki tarihî dokuyu birlikte ayağa kaldırmayı amaçlıyoruz. Bütün bu çalışmalarda hedefimiz, depremde zarar gören şehirlerimizin hafızasını, tarihî kimliğini ve yüzlerce yıllık vakıf medeniyeti mirasını yeniden ayağa kaldırmak.

Ayasofya restorasyonu için Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyonu deniyor. Hatta bilim kurulu üyesi Prof.Dr. Hasan Fırak Diker geçtiğimiz hafta Mimar Sinan'dan bu yana en kapsamlı restorasyon dedi… Son durum nedir?

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nde, yaklaşık 1.500 yıllık yapının gelecek nesillere güvenle aktarılması amacıyla Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmalarını yürütüyoruz. Çalışmalar kapsamında Ayasofya'nın bütüncül projeleri tamamlandı; türbeler, Sıbyan Mektebi, Muvakkithane ve galeri katındaki restorasyonlar bitirildi. Kuzeydoğu minaresinin statik güçlendirmesi de tamamlandı. Bugün çalışmaların en önemli aşaması olan ana kubbede yapısal güçlendirme ve mozaik konservasyonu devam ediyor. Ana kubbenin korunması amacıyla geçici çelik çatı ve koruyucu örtü sistemi tamamlandı. İç mekânda kurulan özel platform sayesinde kubbedeki mozaiklerin belgeleme, temizlik ve koruma çalışmaları, ibadet ve ziyaret devam ederken yürütülüyor. Yapılan modelleme ve statik analizlerde doğu yarım kubbede de güçlendirme ihtiyacı tespit edildi. Bu bölümde taşıyıcı sistemin güçlendirilmesiyle birlikte mozaik, kalem işi ve mermer yüzeylerin konservasyonuna yönelik yeni aşamaya geçiliyor. Tüm çalışmalar, Bilim Heyeti ve Koruma Kurulunun karar ve denetimleri doğrultusunda, Ayasofya'nın özgün malzemesi ve tarihî katmanları korunarak yürütülüyor. Hedefimiz Ayasofya'yı yalnızca restore etmek değil; bu eşsiz dünya mirasını yapısal olarak daha güvenli hale getirerek özgün kimliğiyle gelecek yüzyıllara taşımaktır.

Bakanlığa bağlı müze ve ören yerlerinin sayısı, ziyaretçi rakamları ve gece müzeciliğinin ulaştığı ölçek bugün nedir? Yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarının iadesinde bugüne kadar kaç eser Türkiye'ye geri getirildi; halen iadesi için takip edilen önemli eserler var mı?

Bugün Bakanlığımıza bağlı 220 müze ve 148 ören yerimiz bulunuyor. Turizm açısından öne çıkan müze ve ören yerlerimizi gece saatlerinde de ziyarete açarak farklı bir deneyim sunuyoruz. Gece Müzeciliği uygulamasını 2024 yılında Hierapolis, Side ve Efes'te başlattık. 2025 yılında 27 müze ve ören yerine yaydık ve yaklaşık 1 milyon ziyaretçiye ulaştık. 1 Haziran 2026 itibarıyla da uygulamayı 22 müze ve ören yerinde sürdürüyoruz.

Bir diğer önemli başlığımız da yurt dışına yasa dışı yollarla çıkarılmış kültür varlıklarımızın ülkemize geri kazandırılması. 2026 yılında 26 eserin iadesini sağladık. Böylece 2002'den bu yana ülkemize kazandırılan eser sayısı 13 bin 474'e ulaştı. Bunların 9 binden fazlasını son sekiz yılda geri getirdik. Bu başarı; bilimsel araştırma, hukuk ve diplomasiyi birlikte yürüten kararlı çalışmalarımızın sonucu. Ancak işimiz bitmiş değil. Hâlâ yurt dışında bulunan çok sayıda eserimiz var ve bunların ait oldukları topraklara dönmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yurt dışında bulunan Anadolu kökenli kültür varlıklarımızı çok yakından takip ediyoruz. Uzmanlarımız müzeleri, özel koleksiyonları ve uluslararası müzayedeleri düzenli olarak inceliyor; akademik yayınlar ve arşiv belgeleri üzerinden eserlerin geçmişini araştırıyor.

Bir eserin ülkemizden yasa dışı yollarla çıkarıldığına ilişkin bilimsel ve hukuki verileri ortaya koyduğumuz anda da ilgili ülke makamları nezdinde iade sürecini başlatıyoruz.

Bunun en güncel örneklerinden biri, Çingene Kızı mozaiğine ait 13'üncü panel. Bilimsel incelemeler, bu panelin Zeugma'daki büyük taban mozaiğinin bir parçası olduğunu ortaya koydu. Eseri uluslararası sanat piyasasında takibe aldık. İlk girişimimizde alıcı bilgilerine ulaşılamadığı için süreci sonuçlandıramadık ancak dosyayı kapatmadık.

Uzmanlarımızın sürekli müzayede takibi sayesinde panelin yeniden satışa çıkarıldığını tespit ettik ve iade sürecini yeniden harekete geçirdik. Girişimlerimizi yeniledik ve eserin bu yıl ülkemize dönmesini sağladık. Böylece 13'üncü panel de Zeugma Mozaik Müzemizde ait olduğu bütünle yeniden buluştu.

Bu iadenin benim için ayrıca özel bir anlamı var. Göreve başladığım 2018 yılında gerçekleştirdiğimiz ilk iadelerden biri, aynı kompozisyona ait 12 parçanın ülkemize kazandırılmasıydı. Yıllar sonra 13'üncü panelin de yerine dönmesi, bu mücadelenin ne kadar uzun soluklu olduğunu ve ısrarlı takibin önemini çok açık biçimde gösteriyor.

Kültür varlığı kaçakçılığı sınır aşan ve örgütlü bir suç. Bu nedenle mücadeleyi yalnızca ülke içinde değil, güçlü uluslararası iş birlikleriyle yürütüyoruz. Bugüne kadar 14 ülkeyle ikili anlaşma imzaladık. ABD ile 2021 yılında başlattığımız iş birliğini de 24 Mart 2026'da yenileyerek beş yıl daha uzattık. Amerikan makamlarıyla yürüttüğümüz ortak çalışmalar da devam ediyor.
Biz bu meseleye yalnızca kendi eserlerimizin iadesi açısından bakmıyoruz. Başka ülkelerden yasa dışı yollarla çıkarılmış kültür varlıklarının da ait oldukları topraklara dönmesini savunuyoruz. Bu yıl Etiyopya kökenli bir el yazmasını Etiyopya makamlarına teslim etmemiz bunun somut örneklerinden biri.
Devam eden soruşturma ve müzakereler nedeniyle takip ettiğimiz her eserin adını kamuoyuyla paylaşamıyoruz. Ama bilimsel ve hukuki dayanağını ortaya koyduğumuz hiçbir dosyadan vazgeçmiyoruz. Bazen sonuç almak yıllar sürebiliyor. Marcus Aurelius heykelinin 65 yıllık bir mücadelenin ardından ülkemize dönmesi bunun en güçlü örneklerinden biri.
Marcus Aurelius'u ve Boubon Antik Kenti'nden yasa dışı yollarla çıkarılmış diğer eserleri Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'nde halkımızla buluşturduk. Aynı sergide yurt dışından iade edilen eserleri, yurt içinde kaçakçılıktan kurtarılan kültür varlıklarını ve bilimsel kazılarda gün yüzüne çıkarılan buluntuları bir araya getirdik. Çünkü bunların tamamı kültürel mirasımıza sahip çıkma mücadelemizin farklı parçaları.
Bizim için eserin büyüğü küçüğü yok. Bazen küçük bir kandil ya da aşınmış bir sikke, geçmişte insanların nasıl yaşadığını, ürettiğini ve ticaret yaptığını anlamamız açısından çok önemli bilgiler verebilir. Bu nedenle bu topraklara ait olduğunu belirlediğimiz her kültür varlığının izini aynı titizlikle sürmeye devam edeceğiz.

Geleceğe Miras kapsamında bugün kaç kazı alanında çalışma yürütülüyor; projeye ayrılan kaynak, uzman sayısı ve yıllık buluntu sayısı hangi seviyede?

Geleceğe Miras Projesi ile Türkiye'de arkeolojik çalışmaların hem ölçeğini hem de kapsamını çok önemli ölçüde büyüttük. 2024 yılında 58 ilde 227 kazı alanında çalışma yürütürken, bu sayı 2025'te 65 ilde 255 alana, 2026'da ise 67 ilde 261 kazı alanına ulaştı. Yani yalnızca daha fazla kazı yapmıyoruz; Anadolu'nun farklı dönemlerini ve farklı bölgelerini kapsayan çok daha bütüncül bir arkeoloji programı yürütüyoruz. Son üç yılda sahaya aktardığımız toplam kaynak 2 milyar 650 milyon liranın üzerine çıktı. Bu kaynak doğrudan kazı, araştırma, belgeleme, koruma ve restorasyon çalışmalarına yönlendiriliyor. İnsan kaynağı bakımından da Geleceğe Miras Projesi, Türkiye'de arkeolojik çalışmaların tarihindeki en geniş kapsamlı organizasyonlardan biri haline geldi. 2024 ve 2025 yıllarında 3 binin üzerinde uzman ve 6 binin üzerinde destek personeli sahadaki çalışmalara katkı verdi.

Bilimsel sonuçlar da çok güçlü. 2024 yılında 6 binden fazla, 2025 yılında ise 15 binden fazla buluntu kayıt altına alındı. Bilimsel yayın sayımız da 425'ten 519'a yükseldi. 2026 kazı sezonumuz devam ettiği için bu yılın buluntu, personel ve yayın rakamları henüz kesinleşmedi. Sezon sonunda bu verileri bütüncül biçimde paylaşacağız.

Aynı dönemde bilimsel yayın sayımızın 2024'te 425'ten, 2025'te 519'a yükselmiş olması da kazı çalışmalarının bilimsel çıktıya dönüşme kapasitesinin güçlendiğini göstermektedir. Bizim için başarı yalnızca daha fazla kazı yapmak değil; daha fazla alanı bilimsel olarak çalışmak, ortaya çıkan mirası korumak ve gelecek kuşaklara aktaracak kalıcı bir sistem kurmak.

Göbeklitepe, Karahantepe, Sardes, Tralleis, Side ve Pompeiopolis'te 2026'da ortaya çıkan yeni buluntular arasında hangileri özellikle öne çıkıyor ve önümüzdeki dönemde hangi yeni keşifleri bekliyorsunuz?

Bu buluntular arasında "en önemlisi" diye bir ayrım yapmak doğru olmaz. Her biri, Anadolu'nun ve insanlığın geçmişine dair farklı bir soruya cevap veriyor. Bizim için asıl önemli olan, her buluntunun ait olduğu dönemi ve toplumu daha iyi anlamamıza sağladığı katkı.

2026 yılı bu açıdan son derece zengin bir yıl oldu. Göbeklitepe'den Karahantepe'ye, Sardes'ten Tralleis'e, Side'den Pompeiopolis'e kadar çok farklı dönem ve medeniyetlere ilişkin önemli sonuçlar elde ettik. Göbeklitepe'de ilk kez kuzey kesimde başlattığımız kazılarda yaklaşık 1.500 metrekarelik yeni bir alanda dörtgen planlı yapılar ortaya çıktı. Bu bulgular, Göbeklitepe'nin yalnızca anıtsal yapılardan oluşmadığını, günlük yaşam ve yerleşim düzeni hakkında da yeni bilgiler verebileceğini gösteriyor.

Karahantepe'de ise yaklaşık 11 bin yıllık, leoparın sırtında oturan bir insanı betimleyen son derece özgün bir heykel bulduk. Bu eser, Neolitik toplumların sembolik dünyasını ve insan-hayvan ilişkisini anlamamız açısından çok önemli.

Sardes'te yaklaşık 2 bin 500 yıllık, 2,2 metre yüksekliğinde bir kuros heykeli gün yüzüne çıkarıldı. Tralleis'te ise yaklaşık 300 kişilik, 2 bin yıllık anıtsal bir yüzme havuzu ile taban mozaiğine sahip bir salon bulundu.

Side'de yaklaşık 390 metre uzunluğundaki B Caddesi ile Herakles'in On İki İşi'nin betimlendiği anıtsal Herakles Kapısı ortaya çıkarıldı. Pompeiopolis'te de 105 metrekarelik çok iyi korunmuş bir zemin mozaiği ve yaklaşık 2 bin yıllık bir Eros başı bulundu.

Bütün bu keşifleri tek tek eserlerden ibaret görmemek gerekiyor. Asıl değer, Anadolu tarihine ilişkin bildiklerimizi yeni verilerle geliştirmeleri.

Geleceğe Miras Projesi'nin hedefi yalnızca eser bulmak değil. Bulduğumuz her eseri bilimsel bilgiye dönüştürmek, korumak, restore etmek, belgelemek ve toplumla buluşturarak bu mirası gelecek kuşaklara aktarmak.

2026 sezonu bize bir kez daha gösterdi ki Anadolu'nun hâlâ cevaplanmamış çok sayıda sorusu ve keşfedilmeyi bekleyen çok büyük bir arkeolojik potansiyeli var.

TAKVİM UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Samet Baş
Samet Baş Takvim.com.tr Güncel

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler