Dışişleri Bakanı Fidan’dan bölgesel kriz uyarısı! Başkan Erdoğan durumu yakın takipte: "Önceliğimiz savaşı durdurmak"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı canlı yayında Orta Doğu'da artan gerilime ilişkin açıklamalarda bulundu. "Körfez ülkelerinin büyük bir kısmı savaşın çıkmaması için çok çalıştı. İran’ın körfez ülkelerini bombalaması inanılmaz derecede yanlış bir strateji." diyen Bakan Fidan önceliğin savaşı durdurmak olduğunu söyledi. Ayrıca Bakan Fidan, "Cumhurbaşkanımız, bu işin üzerinde çok ciddi biçimde duruyor" dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Fidan, "Körfez ülkelerinin büyük bir kısmı savaşın çıkmaması için çok çalıştı. İran'ın körfez ülkelerini bombalaması inanılmaz derecede yanlış bir strateji." dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber Özel Yayın'ında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. (Haberin fotoğrafları AA ve TRT Haber'den alınmıştır.)
Özellikle bölge adına, çok kritik günlerden geçildiğine işaret eden Fidan, "Şu ana kadar bölgede, son 20 yıldır büyük acılar, savaşlar yaşandı ve bu son yaşadığımız savaş İran ile olan savaş. Savaşın etkilerine baktığımız zaman İran ile sınırlı kalmıyor, çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına yayılıyor." ifadelerini kullandı.
Fidan, İran'ın izlediği stratejiye ilişkin şunları kaydetti:
"Kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda, 'Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm' stratejisi ile bölgedeki diğer ülkelere özellikle enerji altyapılarına... İran şunun çok iyi farkında, bölgedeki kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için, istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor. Buralara yönelik saldırılarını yapıyor."
İran'ın taarruza uğradıkça baskı unsurunu buradan vurmaya çalıştığını kaydeden Fidan, savaşın ne kadar süreceği meselesinin tartışmalı ve çeşitli değerlendirmelere açık olduğunu söyledi.

Fidan, şöyle devam etti:
"Burada önemli olan şu, saldıran tarafların amaçları ne, neyi hedefliyorlar? Burada iki tane ana amaç kümesi ortaya çıkıyor. Birinci kümede İran'ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili askeri, profesyonel değerlendirme var. Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam ettireceğiz görüşü var. Diğer taraftan da rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekat perspektifi var. Bu iki hedefe göre savaşın süresi değişir, şekli de değişir, yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir. Bu ikisi çok farklı konsept."
Şimdiden belirli ülkelerle bir araya gelerek, bir görüş oluşturmaya yönelik çalışmalar olduğunu belirten Fidan, "Şu anda savaşın içerisinde kötü bir durumdayız. Bölge olarak bunun daha kötüye gitmesini nasıl engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz." dedi.
Bakan Fidan, Körfez ülkelerinin büyük bir kısmının, bu savaşın çıkmaması için çalıştığına dikkat çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
"Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu. Aslında İran'ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu. Ama buna rağmen İran'ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman'ı, Katar'ı, Kuveyt'i, Bahreyn'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni, Ürdün'ü, bütün buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji. Bölgedeki riski, zaten çok ciddi yükseltiyor. Ama diğer taraftan kendi perspektifinden bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji, dostlarımız açısından baktığımız zaman da kendi değerlendirmemiz açısından İran adına yanlış bulduğumuz bir husus."

Şöyle, şimdi İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla Amerikalıların ihtiyacı olan hız, başta bir şey vardı, aynı değildi tabii yani orada bir sıkıntı vardı. Ama günün sonunda biraz daha gidilseydi nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi diye düşünüyorum.
Ama ne kadar kolay olurdu onu tabii değerlendirmek şu anda mümkün değil. Çünkü İranlılar bir şeyleri verme karşılığında birtakım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var.
Ben şuna inanıyorum; yani İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olan da hayır vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu ve bugün işte 28 Şubat itibarıyla da savaş başladı.
"BÜTÜN SENARYOLARI MASAYA YATIRIYORUZ"
Biz kendimizle ilgili bütün senaryoları çok profesyonel bir şekilde, kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırıyoruz. Tabii bu toplantılar sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor. Yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisindeyiz. Özellikle bir insani cephede olan birtakım konularla ilgili yapılan koordinasyon toplantıları var. Bizim Milli Savunma'nın ve MİT'in içinde bulunduğu sürekli güvenlik değerlendirmeleriyle ilgili koordinasyon toplantılarımız var. Cumhurbaşkanımızı hemen hemen saatlik bu konularda bilgilendiriyoruz. Sürekli kendisini bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz, onayına arz ettiğimiz hususlar var, onları arz ediyoruz. Bu bir kriz yönetimi. Yani bu kriz yönetimine de biz devlet olarak, hükümet olarak çok alışığız, kurumsallaşmış durumdayız. Bununla ilgili takip etme, raporlama, görüş geliştirme, senaryo geliştirme... Onlarda bir sıkıntımız yok.
Tabii bu senaryoların hepsini burada speküle etme durumunda değiliz. Adı üstünde senaryo. Yani biz profesyonel olarak bütün olasılıkları gözetmek durumundayız. Ona göre de ilgili devlet kurumlarıyla, kamu kurumlarıyla koordinasyonu yapmamız ve onlara "hazır ol" uyarısında bulunmamız gerekiyor.
Şimdi burada şöyle bir husus var. Bunun uzun süreli cereyan etmesi tabii ki şu anda etkisini görmeye başladık; enerji piyasalarında ilk vurulduğu yer enerji piyasaları oldu. Bu enerji piyasaları tabii daha sonra Avrupa ülkelerinde burada enerji açığına sebep olduğu gibi enflasyon üzerinde de ciddi bir baskı artışına gidecek. Biliyorsunuz Rus petrolleri üzerinden zaten piyasalar belli bir baskı altına gelmişti ama devam eden 4 yıllık savaştan sonra o bir piyasa tarafından hazmedilen, alınan bir parametreye dönüştü. Ama burada şimdi yeni bir risk alanı var. Bu risk alanına marketlerin alışması büyük bir sıkıntı oluşturacak gibi gözüküyor.
Diğer taraftan bölge ülkelerinin, saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanması durumunda, savaşın cephesinin iki taraflı genişleyeceği konusunda da bir değerlendirme var. Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı açıkçası. Çünkü o ülkelerle konuştuğum zaman şunu çok rahat görüyorsunuz. Yani sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef alınıyor. Birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Yani bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse, onların da hani sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.

"GAZZE'Yİ İYİ YÖNDE ETKİLEMİYOR"
Buradaki hani ortamın iyice güvenlik ortamına dönüşmesi, yani sınırlı da olsa içeriye giren insani yardımlar, durmuş olan ateşkes, provokasyonlara biraz daha az zeminin olması durumu vardı. Şimdi bu durum tersine dönebilir. O açıdan biz açıkçası endişeliyiz. Zaten var olan şartların Gazzeli'ler lehine çok iyi işletilmediği konusunda hep bir şikayetimiz vardı. Bu şikayete dayalı da girişimlerimiz vardı. Şimdi bunun daha fazla, bu mevsimde özellikle soğuk mevsimde, Ramazan ayında daha kötüye gitmesi bizim isteyeceğimiz bir şey değil. Bir taraftan da gözümüz kulağımız orada. Yani bu savaşı takip ederken, durması için çalışırken, Gazze meselesinde de ortaya çıkacak aksaklıklar için de uğraşıyoruz. Özellikle insani yardım konularında.
ARABULUCULUK İMKANI VAR MI?
Şimdi her zaman için var ama bazen zor, bazen kolay. Şimdi bir adım, arabuluculuk faaliyetinin bir adım önüne geldiğimiz zaman; öncesinde arabulucu aktörden önce arabuluculuk esnasında kullanacağınız fikir ve teklifler neler, duruma uygun? Şimdi tarafların, özellikle Amerika'nın, İsrail'in provokasyonuyla başlattığı bu saldırının belli bir aşamada tırmandığını, devam ettiğini görüyoruz. Şimdi bu devam ederken biz hangi argümanı kullanarak özellikle saldıran tarafları durdurabiliriz? İran bu noktada tabii ki ateşkese daha açık bir durumda bir taraf ama Amerika'yı özellikle ikna edecek argüman setini ortaya bulup, bu argüman setinin de İranlılar tarafından kabul edileceğini varsaymak gerekiyor. Sonra bunu oluşturduktan sonra uygun olan müzakereci aktörün bunu alıp, uygun şekillerde tarafları, onların tabiriyle "face saving" dedikleri; kimsenin aşağılanmadığı, kaybediyor gözükmediği, herkesin kazanıyor gibi çıktığı bir noktada yürütmeniz gerekiyor.
Şimdi burada açıkçası bizim için aktörün kim olduğu önemli değil. Arabulucu yani biz de çok rahatlıkla olabiliriz. Yani o noktada da çeşitli şeyler geliyor. Ama öncelikle şu anda teklif edilecek hususların altını iyi doldurmamız gerekiyor. O noktada arayışlarımız var. Yani bu 20 görüşme yansıyan, bir de yansımayan ondan daha fazla görüşmelerim var. Çok çeşitli aktörlerle. Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz, yani burada nasıl bir görüş oluşturursak gerçekçi bir şekilde savaşın bu aşamasında, ki dördüncü günü bitip işte beşinci gününe gideceğiz, bir şeye ulaşırız, yani en azından ateşkese ulaşabiliriz, şimdi onun arayışı var.
Şimdi ülkelerle görüştüğümüz zaman, aktörlerle görüştüğümüz zaman, onlar da bizim fikrimizi sürekli soruyorlar ne yapmalıyız ne etmeliyiz diye. Bizim dediğimiz şu: Yani şu anda kötü bir durumda, bu savaştan dolayı bölge daha kötüye gitmesini engellemek için çabalar ortaya koymamız gerekiyor. Özellikle Amerika'ya, ki bu noktada İsrail'i de durduracak aktör Amerika, Amerika'ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor. Bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler işte bu ülkeler: Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri.
Şimdi bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz bu bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası, burada detayına girmek istemiyorum. Bazı aktörlerle dün geceden itibaren bugün de yaptığımız bazı şeylerle birtakım fikirler oluşuyor. Bunlar mümkündür ki bir reel zeminde bir yere getirilebilir. Ama benim gördüğüm şu anda başta da ifade ettiğim iki tane senaryo var: Birisinde askeri imkanların yok edilmesi İran'a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da değişecek. Oluşturacağı artçı riskler de değiştirecek.
Umalım ki Amerikalıları birincisinde sabit tutalım. Çünkü diğerine gitmek demek daha farklı senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek. Orada başka şeyler var. En azından müzakereyi şu açıdan durdurmayı buradan başlatabiliriz. Belki İran'daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir. Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum. Yeni liderlik şu anda geçici bir üçlü heyet tarafından yönetilmekte karar mekanizması, yeni lider seçilene kadar. Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, yani her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor.

Şimdi İran yıllardır bir savaş psikolojisinde ve savaş ortamında. Ama kendi evinde bu türden bir saldırıya yani İran-Irak Savaşı'ndan sonra hiç uğramadı. Hep böyle kendisi bir yerlerde oldu vekil unsurlar üzerinden. Son bir yıldır da büyük bir taarruz altında. Ondan önce de son 6-7 yıldır da özellikle İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik çok ciddi suikastlar vardı.
Şimdi bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir konudur ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari çalışmalarda. Bunların epey failleriyle ilgili çalışmaları da oldu. Ama o kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran'a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var, örtülü faaliyetleri var. Tabii bütün bunların aslında karşılanması, tedbir alınması onların kendi yapması gereken hususlar. Yani burada neyi atladılar, neyi atlamadılar o konuda spekülasyona girmek istemiyorum. Ama biz kendi perspektifimizden baktığımız zaman; hani burada aslında çıkaracağımız en büyük mesele, ki bunun hep bilincinde olduk hani MİT'te geçirdiğimiz uzun yıllarda da bunu bilerek hep belli yeteneklerin geliştirilmesi meselesine ağırlık verdik
Birincisi, şimdi devam eden savaşa da bakıyorum; yani istihbari açıdan, güvenlik açısından, askeri yetenekler, operasyonlar, harekat kararları, zamanlamalar... Hep bunları düşünüp sürekli bir film şeridi gibi, bunlara baktığınız zaman şunu görüyorsunuz: Aslında siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, önleyici istihbarat, hava izlerinin bulunması, görüntü istihbaratı, uzaydan... Yani bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen, hani İsrail'le Amerika'yla ağız dalaşına bile orada şey yapmaman lazım. Şimdi bu önemli bir şey, husus. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa.
Onun dışında hava savunma sistemleri, radar sistemleri, karıştırıcı sistemler; yani bunlar konusunda da çok etkili olması lazım ki bir ülke kendi gökyüzünü koruyabilsin. Yani şimdi senin liderliğin veya diğer insanların nerede olduğunu diyelim telefonları hacklediler buldular; bu bir yetenek. Ama gelip onu havadan vurması, senin hava sahasına girmesiyle mümkün, hava sahanda uzun süre kalmasıyla mümkün. Yani bunlarda tabii dediğim gibi; biz bu dersleri çıkartıyoruz. Ben buradan hani bir hükümde bulunmak istemiyorum; yaptılar, yapmadılar, çünkü o artık onların kavgası.
Ama bize düşen kısmı; biz Ukrayna Savaşı'nda da geçen sene yapılan 12 gün savaşında da bu savaşta da ülke olarak ilgili birimlerimiz, güvenlik birimlerimiz, askeri birimlerimiz, istihbari birimlerimizin gerekli dersleri hani buradan çıkardığını görüyoruz. Savunma sanayimizin de buradan çok ciddi dersler çıkardığını görüyoruz. İstihbarat işi, kontra-espiyonaj işi, savunma işi, savunma sanayi; bunlar artık bölgemizde var olan tehlikelerle mücadele etmenin, istikrar ve huzuru getirmenin anahtar alanları. Buralarda kapasiteyi sonuna kadar geliştirmek gerekiyor.
"VATANDAŞLARIMIZIN DURUMLARINI GÜNÜBİRLİK TAKİP EDİYORUZ"
Şu anda biz çağrı merkezimiz vasıtasıyla merkezden gerçekten vatandaşlarımızın durumlarını günübirlik takip ediyoruz. Bölgedeki başkonsolosluklarımız, büyükelçiliklerimiz de alarmdalar özellikle vatandaşlarımızın sorunlarını takip etme açısından. Ama Körfez'de belli amaçla gitmiş vatandaşlarımızın geri dönüşünde, özellikle kısa dönemli gidenler, uzun dönemli orada yaşayanlar değil de bir de kısa dönemli gidenler var seyahat amaçlı, tatil amaçlı veya iş amaçlı- onların geri dönüşlerinde sıkıntılarımız var. Çünkü hava sahası kapalı. Suudi Arabistan açılmış durumda. Biz bunu anbean takip ediyoruz.
Şu anda biliyorsunuz günde 3-4 defa İsrail-Amerikan uçakları Irak-Suriye hava sahasını geçerek İran'a gidiyorlar, bombalıyorlar, sonra tekrar dönüyorlar üslerine. Çok yoğun bir hava trafiği var. Buna mukabil İran'ın Körfez ülkelerinin tamamına gönderdiği balistik füzeler var ve daha yavaş giden dronlar var. Bunların gitmesi çok uzun zaman alıyor. Balistik füze en uzak mesafeye 8-9 dakikada gidiyor ama dronlar 3 saat, 4 saat, 5 saat gidenler var. Yani hava sahası tamamıyla silahlı dronlar ve uçaklarla kaplı durumda. Tabii sivil trafiğin orada işleme şansı yok. Bu operatif yoğunluğun, operasyonel yoğunluğun biraz azalması veya inşallah durması sonrasında ben trafiğin açılacağını düşünüyorum.
Sunucu: Çok teşekkürler. Bir de sınır güvenliği var ki bu sınır güvenliğine ilişkin bir algı operasyonu da var. Bunu görüyoruz, dolaşımda. Şimdi 534 kilometrelik bir sınırımız var İran'la. Bir göç dalgası, eğer bu işler uzarsa göç dalgası olabileceğine dair iddialar da var. Bununla ilgili hazırlıklarımız var mı efendim?
"BİZİM SINIR GÜVENLİĞİMİZ GERÇEKTEN ÇOK İYİ"
Biz ilgili kurumlarımızla bir araya gelerek koordinasyon toplantılarında bütün senaryoları çalışıyoruz. Bunlarla da ilgili tabii ki hazırlıklarımız var. Yani en kötü senaryo durumunda hani böyle bir göç dalgası olabilir diye görüyoruz. Bunun karşılanması önemli. Burada ilgili kurumlarımızla konuşuyoruz. Bizim sınır güvenliğimiz gerçekten çok iyi. Özellikle Suriye'de olan olaylardan ders alınarak İran sınırı boyunca da duvarlar örüldü biliyorsunuz geçtiğimiz yıllar içerisinde. İran da bunu birkaç defa protesto etti açıkçası; "Niye buraya duvar örüyorsunuz?" diye. Öyle serzenişleri olmuştu. Ama şimdi geldiğimiz noktada görüyoruz; yani sadece terörle mücadele, kaçakçılığı önleme amaçlı değil, Allah korusun böyle bir durumda da şu anda aldığımız sınır güvenliği tedbirlerinin ne kadar gerekli olduğunu da görüyoruz.

"TÜRKİYE'NİN POLİTİKALARIYLA İLGİLİ CİDDİ DEZENFORMASYON ÇALIŞMALARI VAR"
Bu kadar önemli bir jeopolitik olay varken Türkiye'nin durduğu yer ve takip ettiği politikalarla alakalı çok ciddi dezenformasyon çalışmaları var. Bunu görüyoruz. Ülke aktörleri olarak yapanlar var, bireysel olarak, grup olarak, terör örgütleri olarak yapanlar var; bunları takip ediyoruz. Burada üretilen söylemler, algı operasyonlarında kullandıkları argümanları da takip ediyoruz. Tabii bunların aslında çok fazla halkımızın zihnini etkilemede bir rolü yok ama dünya kamuoyuna yönelik bir mesaj oluşturmada aslında kullanıldığını da biz görüyoruz bölgesel hususlarda. İletişim Başkanlığımız, bizdeki Stratejik İletişim Genel Müdürlüğümüz, bütün kurumlarımız, Milli İstihbarat Teşkilatı, biz bir araya gelerek yani çeşitli görev dağılımlarıyla bu algı operasyonlarına yönelik tedbirleri alıyoruz. Yani birincisi kim yapıyor, niye yapıyor, hangi argümanı kullanıyor, hangi yöntemle yapıyor? Bunları ortaya koyduktan sonra karşı argüman ve ilgili aktörleri expose etme de dahil olmak üzere bütün tedbirleri alıyoruz.
Sunucu: Efendim şimdi aslında soru değil ama belki son bir duygu ve düşünce aktarımı olarak birkaç kelam etmek isterim. Yani biz bu süreçte şunu çok iyi anlıyoruz ki sükunetin karşılığı sessizlik değil. Sessiz değiliz ama sakiniz. Soğuk değiliz ama serinkanlıyız. Rahatsızız ama anladığım kadarıyla rahatız. İzleyicilerimize son bir mesajınız olur mu?
"HER TÜRLÜ SORUNA KARŞI GEREKLİ TEDBİRİ ALMIŞ DURUMDAYIZ"
Türk milleti feraseti gerçekten yüksek, olayları ifade etmeden derinliğine anlama durumunda olan aziz milletimizin buradaki karşı karşıya kaldığı durumun da ne olduğunu çok iyi anladığını biliyorum. Şimdi buradaki durumda bizim Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğumuz politika şu ana kadar çok şükür bölgede bizi birtakım sıkıntılardan beri tutarken diğer taraftan da hani daha istikrar sağlayıcı bir aktör olmamızı sağladı. Biz bu sıkıntılı dönemde de aynı şekilde hem bölgemiz için hem komşularımız için, bölge halkları için gerçekten bir umut kaynağı, bir istikrar kaynağı olmaya devam edeceğiz; kendi ülkemizin, devletimizin menfaatlerini korurken.
Ama giderek daha da çetrefilleşen bir denklemin içerisindeyiz bölgede. Her an için her türlü kazanın veya art niyetli girişimin olması da mümkün olabilir. Dolayısıyla diplomatik, önleyici diplomasi dediğimiz tedbirleri alırken diğer taraftan her türlü sıcak bir kinetik olana da hazır olmak gerekiyor. Bunun olması da kimseyi şaşırtmamalı eğer bize bir şey olması durumunda. Ama dediğim gibi bizim birinci önceliğimiz bölgede cereyan eden bu savaşı bir an önce durdurmak.

Cumhurbaşkanımız baştan beri bu işin gerçekten üzerinde çok duruyor. 27 Ocak'ta yaptığı telefon görüşmesinde Sayın Trump'a teklif ettiği; yani "Siz, biz ve Pezeşkiyan görüşelim teklifi" eğer İran tarafında da hani kabul görseydi bir şey olacaktı, oyun değiştirici alan olacaktı. Çünkü biz biliyorduk, yani görüşmeler birçok yerde kilitlenmişti, oyun değiştirici müdahalelere ihtiyaç vardı.
Türkiye aslında Cumhurbaşkanımızın bizlerin yaptığı müdahaleler bu yönde oldu. Savaşı bir müddet ertelettirmeyi başardık ama bir noktadan sonra taraflar istediklerini alamadılar. İnşallah yani bundan sonra bizim ortaya koyacağımız çabalarla bir ateşkese ulaşabiliriz. Ama savaşın belli bir süre daha devam edeceğini öngörüyoruz. Bu da bir realite. Sayın vatandaşlarımıza şunu ifade etmek istiyorum; her türlü soruna karşı gerekli tedbiri almış durumdayız, müsterih olsunlar. Başka da bir şey demiyorum.
Fidan, ocak ayında savaş açısından "havaların çok ısındığını" belirterek 27 Ocak'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin tarihi bir görüşme olduğunu, o günlerde ABD'nin saldırıyla ilgili bir karar verme arifesinde bulunduğunu aktardı.
"ÇOK KARANLIK ZAMANLARDI"
30 Ocak'ta, İstanbul'da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi ağırladıklarını hatırlatan Fidan, Amerikalılarla yaptıkları görüşmelerde, saldırı konusunda çok ciddi ve karar baskısı altında olduklarını gördüğünü söyledi. Fidan, "Hatta bir gece beni aradılar. Ben anladım ki o noktada bir sıkıntı var. Ocak ayı içerisinde. Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik. Bir telefon görüşmesi de yaptık. O günler gerçekten çok karanlık anlardı. Bu savaş çıktı çıkacak, saldırı oldu olacak." şeklinde konuştu.
Fidan, taraflarla yaptıkları görüşmelerde, Amerikalıların dört meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi çözmek istediğini ama İranlıların bunu istemedikleri bilgisini verdi.
Fidan, şöyle devam etti:
"Biz dedik ki ikisini siz tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım. Böyle bir aslında görüşme mimarisini önceden oluşturduk. Bunu Amerikalılara anlattığımızda tamam dediler. Hemen de gelebiliriz dediler aslında. İranlı (Erakçi), "Ben bir gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim" dedi. Kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü. Hatta şunu gördüm, bir-iki gün içinde çıkması muhtemel savaş bir müddetliğine durdurulmuştu. Hatta o sırada yapılan mülakatta da, bana sorulduğunu da söylemiştim. Şu an itibariyle savaş yok. En son herhalde 8-9 Şubat'ta bunu söyledim. Savaş, 28 Şubat'ta daha sonra çıktı."
İran ve ABD'liler arasında farklı tarihlerde görüşmelerin olduğunu dile getiren Fidan, görüşmelerde en azından karşı tarafın tutumu kabul edilmese de Amerikalıların "Tamam ben bu görüşmelerden çekiliyorum, benim istediğim sonucu vermedi" resmi beyanında bulunması gerektiğini aktardı.
Fidan, 27 Şubat'ta yapılan görüşmeden sonra üç tarafla da görüştüğünü, durumun iyi gitmediğini anladığını ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da ilettiğini kaydetti.
İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla, Amerikalıların ihtiyacı olan çözüm ve hızın başka olduğunu vurgulayan Fidan, görüşmelerin devam etmesi halinde nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabileceğini düşündüğünü söyledi.
Fidan, "İranlılar bir şeyleri verme karşısında bir takım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir tarafların da İsrail'in muazzam bir baskısı var. Ben şuna inanıyorum, yani İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olanda hayır vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu ve bugün 28 Şubat itibariyle de savaş başladı." dedi.
Türkiye ile ilgili bütün senaryoları çok profesyonel bir şekilde kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırdıklarını belirten Fidan, toplantıların sahadaki gelişmelere göre şekillendiğini, yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisinde olduklarını ve özellikle insani cephede olan bir takım konularla ilgili yapılan koordinasyon toplantıları olduğunu aktardı.

"KRİZ YÖNETİMİNE ALIŞIĞIZ"
Fidan, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT'in içinde bulunduğu sürekli güvenlik değerlendirmeleriyle ilgili koordinasyon toplantılarının olduğunu, Başkan Erdoğan'ı hemen hemen saatlik bu konularda bilgilendirdiklerini dile getirerek, "Sürekli kendisini bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz, onayına arz ettiğimiz hususlar var, onları arz ediyoruz. Bu bir kriz yönetimi. Yani bu kriz yönetimine de biz devlet olarak, hükümet olarak çok alışığız, kurumsallaşmış durumdayız. Bununla ilgili takip etme, raporlama, görüş geliştirme, senaryo geliştirme, onlarda bir sıkıntımız yok." değerlendirmesinde bulundu.
Profesyonel olarak bütün olasılıkları gözetmek durumunda olduklarını vurgulayan Fidan, ilgili devlet kurumlarıyla, kamu kurumlarıyla koordinasyonu yapmaları ve onlara hazır ol uyarısında bulunmaları gerektiğini söyledi.
Fidan, savaşın ardından enerji piyasalarının bundan ilk olarak etkilendiğini, bu enerji piyasalarının daha sonra Avrupa ülkelerinde enerji açığına sebep olduğu gibi enflasyon üzerinde de ciddi bir baskı artışına gideceğini, şimdi yeni bir risk alanı olduğunu, bu risk alanına piyasaların alışmasının büyük bir sıkıntı oluşturacak gibi gözüktüğüne dikkati çekti.
Saldırıya uğrayan bölge ülkelerinin cevap verme hakkını kullanması durumunda savaşın cephesinin genişleyeceği konusunda bir değerlendirme olduğunu belirten Fidan, "Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı açıkçası. Çünkü o ülkelerle konuştuğum zaman şunu çok rahat görüyorsunuz. Yani sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor, o ülkelerin enerji altyapıları hedefe alınıyor. Bir takım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse onların da sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor." ifadelerini kullandı.
SAVAŞIN DURMASI İÇİN ARABULUCULUK GİRİŞİMLERİ
Savaşın durması için arabuluculuk girişimlerine dair Fidan, "İran bu noktada tabii ki ateşkese daha açık bir durumda bir taraf ama Amerika'yı özellikle ikna edecek argüman setini ortaya bulup bu argüman setinin de İranlılar tarafından kabul edileceğini varsaymak gerekiyor. Sonra bunu oluşturduktan sonra uygun olan müzakereci aktörün bunu alıp, uygun şekillerde tarafları, kimsenin aşağılanmadığı, kaybediyor gözükmediği, herkesin kazanıyor gibi çıktığı bir noktada yürütmeniz gerekiyor." diye konuştu.
Kendileri için arabulucu aktörün kim olduğunun önemli olmadığını vurgulayan Fidan, Türkiye'nin de bu noktada rahatlıkla arabulucu olabileceğini ama şu an teklif edilecek hususların altının iyi doldurulması gerektiğini söyledi.
Fidan, çok sayıda görüşme yaptıklarını belirterek, şu anda "ateşkese nasıl ulaşılabilir" arayışının olduğuna dikkati çekti.
Bu savaştan dolayı bölgenin daha kötüye gitmesini engellemek için çabalar ortaya koyulması gerektiğini aktaran Fidan, şunları kaydetti:
"Bu noktada İsrail'i de durduracak aktör Amerika. Amerika'ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor. Bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler, işte bu ülkeler, Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri. Şimdi bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz, bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası, burada detayına girmek istemiyorum."

GAZZE'DEKİ SON DURUM
Fidan, savaşın, Gazze'deki durumu iyi yönde etkilemediğini ve ateşkesle ilgili olarak provokasyonlara zemin oluşabileceğini de söyledi.
Gazze'deki durumun daha da kötüye gitmesinin kendilerinin isteyebileceği bir şey olmadığını vurgulayan Fidan, "Bir taraftan gözümüz kulağımız orada, yani bu savaşı takip ederken durması için çalışırken, Gazze meselesinde de ortaya çıkacak aksaklıklar için de uğraşıyoruz. Özellikle insani yardım konularında." dedi.
Bazı aktörlerle yaptıkları görüşmelerde oluşan birtakım fikirlerin bir zeminde bir araya getirilebileceğini aktaran Fidan, ABD ve İsrail tarafının önünde iki senaryo olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
"Birisinde askeri imkanların yok edilmesi İran'a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da değişecek. Oluşturacağı artçı riskler de değişecek. Umalım ki Amerikalıları birincisinde sabit tutalım çünkü diğerine gitmek demek daha farklı senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek."
Fidan, müzakerenin en azından buradan başlatılabileceğine işaret ederek, "Belki İran'daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir. Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum." dedi.
İran'ın, ülkede yeni lider seçilene kadar geçici üçlü heyet tarafından yönetileceğini anımsatan Fidan, "Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor." ifadelerini kullandı.
İSTİHBARAT VE SAVUNMA KAPASİTESİ
Fidan, İran'ın yıllardır bir savaş psikolojisi ve savaş ortamında olduğunu ancak Irak-İran Savaşı'ndan beri kendi evinde bu türden bir saldırıya hiç uğramadığını ve vekil unsurlar üzerinden bir yerlerde bulunduğunu belirterek, ülkenin son bir yıldır büyük taarruz altında olduğunu ve son 6-7 yıldır İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar düzenlendiğini anımsattı.
"Bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir konudur ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari çalışmalarda. Bunların failleriyle ilgili epey çalışmaları da oldu ama o kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki... Sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran'a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var, örtülü faaliyetleri var." diyen Fidan, bütün bunlara karşı tedbir alınmasının İran'ın kendi meselesi olduğunu ve nelerin atlandığı konusunda spekülasyona girmek istemediğini kaydetti.
Fidan, Türkiye'nin uzun yıllardır istihbari yeteneklerin geliştirilmesine önem atfettiğini anlatarak, savaşa istihbarat, güvenlik, askeri operasyonlar, harekat kararları ve zamanlama gibi konular üzerinden baktığını söyledi.
Bakan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, önleyici istihbarat, hava izinlerinin bulunması, görüntü istihbaratı uzaydan... Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail'le, Amerika'yla ağız dalaşına bile, orada şey yapmaman lazım. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün, eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa. Onun dışında hava savunma sistemleri, radar sistemleri, karıştırıcı sistemler konusunda da çok etkili olması lazım ki bir ülke kendi gökyüzünü koruyabilsin. Şimdi senin liderliğin veya diğer insanlar... nerede olduğunu diyelim telefonları hacklediler, buldular. Bu bir yetenek. Ama gelip onu havadan vurması, senin hava sahana girmesiyle mümkün."
"Biz Ukrayna Savaşı'nda da geçen sene yapılan 12 Gün Savaşı'nda da bu savaşta da ülke olarak gerekli birimlerimiz, güvenlik birimlerimiz, askeri birimlerimiz, istihbari birimlerimizin gerekli dersleri buradan çıkardığını görüyoruz. Savunma sanayimizin de buradan çok ciddi dersler çıkardığını görüyoruz." ifadelerini kullanan Fidan, istihbarat, karşı istihbarat, savunma, savunma sanayi gibi alanlardaki kapasiteyi geliştirmenin bölgedeki tehlikelerle mücadele etmek ve istikrar ile huzuru sağlamak için anahtar rol oynadığını vurguladı.

BÖLGEDEKİ TÜRK VATANDAŞLARININ DURUMU
Fidan, Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Çağrı Merkezi vasıtasıyla bölgedeki vatandaşların durumlarının günübirlik takip edildiği bilgisini paylaşarak, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik misyonların çalışmalarına işaret etti.
Körfez bölgesine seyahat, tatil veya iş amacıyla kısa dönemli giden Türk vatandaşlarının dönüşünde hava sahasının kapalı olması nedeniyle sıkıntılar yaşandığını belirten Fidan, "Günde 3-4 defa İsrail-Amerikan uçakları, Irak ve Suriye hava sahasını geçerek İran'a gidiyorlar, bombalıyorlar, sonra tekrar dönüyorlar üslerine. Çok yoğun bir hava trafiği var." dedi.
İran'ın Körfez ülkelerinin tamamına gönderdiği balistik füzeler ve onlara kıyasla daha yavaş giden dronlar olduğuna dikkati çeken Fidan, balistik füze en uzak mesafeye 8-9 dakikada giderken dronların hedefe 3-5 saatte gidebildiğini söyledi.
Fidan, hava sahasının silahlı insansız hava aracı ve uçaklarla kaplı olması nedeniyle bölgede sivil trafiğinin işleme şansının bulunmadığının altını çizerek, operasyonel yoğunluğun azalması veya durması sonrasında hava trafiğinin açılacağını kaydetti.
OLASI GÖÇ DALGASINA YÖNELİK HAZIRLIKLAR
"534 kilometrelik bir sınırımız var İran'la. Eğer bu işler uzarsa bir göç dalgası olabileceğine dair iddialar da var. Bununla ilgili hazırlıklarımız var mı?" sorusunu cevaplayan Fidan, şöyle konuştu:
"Biz ilgili kurumlarımızla bir araya gelerek koordinasyon toplantılarında bütün senaryoları çalışıyoruz. Bunlarla da ilgili tabii ki hazırlıklarımız var. En kötü senaryo durumunda böyle bir göç dalgası olabilir diye görüyoruz. Bunun karşılanması önemli. Burada ilgili kurumlarımızla konuşuyoruz."
Fidan, Türkiye'nin sınır güvenliğinin çok iyi olduğunu dile getirerek, "Özellikle Suriye'de olan olaylardan ders alınarak İran sınırı boyunca da duvarlar örüldü geçtiğimiz yıllar içerisinde. İran da bunu birkaç defa protesto etti, 'Niye buraya duvar örüyorsunuz?' diye. Öyle serzenişleri olmuştu." şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, sınır güvenliğinin sadece terörle mücadele ve kaçakçılığı önleme amaçlı değil, aynı zamanda bölgesel savaş gibi durumlar için de gerekli bir tedbir olduğuna işaret etti.

DEZENFORMASYONA KARŞI ÇALIŞMALAR
"Bu kadar önemli bir jeopolitik olay varken, Türkiye'nin durduğu yer ve takip ettiği politikalarla alakalı çok ciddi dezenformasyon çalışmaları var. Bunu görüyoruz. Ülke aktörleri olarak yapanlar var, bireysel olarak, grup olarak, terör örgütleri olarak yapanlar var. Bunları takip ediyoruz. Burada da üretilen söylemler, algı operasyonlarında kullandıkları argümanları da takip ediyoruz." diyen Fidan, bunların Türk halkının zihnini etkilemede bir rolü olmadığını ancak bölgesel hususlarda dünya kamuoyuna yönelik bir mesaj oluşturmada kullanıldığını kaydetti.
Fidan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve diğer kurumların bir araya gelerek çeşitli görev dağılımlarıyla algı operasyonlarına yönelik tedbirler aldıkları bilgisini paylaşarak, "Birincisi kim yapıyor, niye yapıyor, hangi argümanı kullanıyor, hangi yöntemle yapıyor? Bunları ortaya koyduktan sonra karşı argüman ve ilgili aktörleri 'ekspoze etme' de dahil olmak üzere bütün tedbirleri alıyoruz." şeklinde konuştu.
Türk milletinin ferasetinin yüksek olduğunu ve karşı karşıya kaldığı durumu çok iyi anladığını söyleyen Fidan, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğumuz politika şu ana kadar çok şükür bölgede bizi birtakım sıkıntılardan beri tutarken diğer taraftan da daha istikrar sağlayıcı bir aktör olmamızı sağladı." ifadesini kullandı.
Fidan, bu sıkıntılı dönemde de bir yandan Türkiye'nin menfaatlerini korurken diğer yandan bölge, komşular ve bölge halkları için umut ve istikrar kaynağı olmaya devam edeceklerini vurgulayarak, bölgede giderek çetrefilleşen bir denklem içerisinde olduklarına dikkati çekti.
Her an, her türlü kazanın veya art niyetli girişimin yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunan Fidan, "Önleyici diplomasi dediğimiz tedbirleri alırken, diğer taraftan her türlü sıcak, bir kinetik olana da hazır olmak gerekiyor." dedi.
Birinci önceliklerinin bölgede cereyan eden bu savaşı bir an önce durdurmak olduğunu belirten Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gerilimin başından beri bu işin üzerinde çok durduğunu söyledi. Fidan, şöyle devam etti:
"27 Ocak'ta yaptığı telefon görüşmesinde (Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın) Sayın Trump'a teklif ettiği 'Siz, biz ve Pezeşkiyan görüşelim' teklifi eğer İran tarafında da kabul görseydi bir oyun değiştirici alan olacaktı. Çünkü biz biliyorduk, görüşmeler birçok yerde kilitlenmişti, oyun değiştirici müdahalelere ihtiyaç vardı. Türkiye'nin, Cumhurbaşkanımızın, bizlerin yaptığı müdahaleler bu yönde oldu. Savaşı bir müddet ertelettirmeyi başardık ama bir noktadan sonra taraflar istediklerini alamadılar."
Hakan Fidan, ortaya koyacakları çabalarla ateşkese ulaşılmasını umut ettiğini ama savaşın belli bir süre daha devam edeceğini öngördüklerini dile getirerek, her türlü soruna karşı gerekli tedbirleri aldıklarının altını çizdi.