"Biz dünya partisi olmaya geliyoruz"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kızılcahamam kampında konuştu

Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
"Biz dünya partisi olmaya geliyoruz"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu aziz millet, ülkenin başında nasıl bir idareci kadrosu görmek istiyorsa, işte biz oyuz, o kadroyuz. Bu aziz millet, kendisine nasıl bir hizmetkar kadrosu istiyorsa, işte biz o hizmet kadrosuyuz. Bu millet efendi olmaya gelmediğimizi hep söyledik, söylüyoruz, söyleceğiz. Biz hizmetkarız. Biz, bu millet, kendisinin nasıl yönetilmesini istiyor, nasıl yönetilmesini tasavvur ediyorsa, işte onun tezahürüyüz" dedi.

Erdoğan, Kızılcahamam'da düzenlenen "AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılış konuşmasında, "21'incisini gerçekleştirdiğimiz istişare toplantımızın, ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah'tan niyaz ediyorum" dedi.

Toplantıda belirlenen konu başlıklarıyla ilgili iki gün boyunca genel başkan yardımcıları ve bakanların sunum yapacaklarını dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Hem gündemimize aldığımız bu konular üzerinde, hem de ülkemizi, partimizi ilgilendiren konularda 2 gün boyunca istişarelerimizi gerçekleştireceğiz. Daha önceki 20 İstişare Toplantımızda olduğu gibi, bugün ve yarın da, katılımcı tüm arkadaşlarımız, özgür, demokratik bir ortamda, samimiyetin ve muhabbetin egemen olduğu bir atmosferde, inşallah tüm görüş ve önerilerini,eleştirilerini dile getirecekler. İstişare toplantımız, her zaman olduğu gibi, partimizin ve ülkemizin yüksek yoğunluklu bir fotoğrafının çekildiği, sorunların tespit edildiği, çözümlerin üretildiği bir platform olacaktır."

-"Tüm teorilerini alt üst ettik"

İstişare toplantısının son derece anlamlı ve önemli bir gün olan 3 Kasım 2002 seçimlerinin yıl dönümünde yapıldığına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Şöyle bir geriye doğru baktığımızda, 'Allah, Allah. Ne kadar çabuk geçti' diyoruz. Ama geleceğe yönelik umutlarımız hep bunun üzerine inşa ediliyor. Bundan 11 yıl önce, 3 Kasım 2002'de, milletimiz sandıkta bize yetki verdi, görev verdi. Bize ülkenin idaresini emanet etti. 11 yıldır milletimiz adına bu yetkiyi kullanıyor, milletimizin bu emanetine sahip çıkıyoruz. 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından, 2 yerel seçimde, 2 genel seçimde ve 2 halkoylamasında milletimizin huzuruna çıktık ve Allah'a hamdolsun, her imtihanı başarıyla tamamladık, milletimizin artan teveccühüyle, her seçimde artırdığımız oy oranlarıyla yolumuza devam ettik ve devam ediyoruz. 11 yıl içinde, Türkiye siyasetinin yerleşik tüm teorilerini alt üst ettik; demokrasi tarihimize altın harflerle yazılacak çok farklı bir sürecin altına imzamızı attık."

"Bir Türkiye partisi olmadığımızı gösterdik" ifadelerini kullanan Erdoğan, şözlerini şöyle sürdürdü:

"Sınırlarını aşan ve bir dünya partisi haline gelmiş bir siyasi parti olduk. Bunu açılışımızda yaptığımız konuşmada da ifade etmiştim, 'Biz bir Türkiye partisi olmaya değil biz bir dünya partisi olmaya geliyoruz' demiştim ve 'partimiz hakkında tezlerin, makalelerin, kitapların yazıldığını çok kısa zamanda göreceksiniz' demiştim. Ve şimdi artık uluslararası üne sahip üniversitelerde hamdolsun partimiz hakkında bu tezlerin, bu kitapların, makalalerin yazıldığını görüyoruz. Bizimle ilgili olarak ortaya konulan olumsuz siyasi öngörüler hep boşa çıktı. Niyet okumaların ne kadar art niyetli olduğu bu 11 yıllık süreçte defalarca görüldü."

AK Parti'ye yönelik olumsuz tahminlerin, partinin geleceğine yönelik ortaya konulan negatif projeksiyonların ve analizlerin tutmadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizim, konjonktürel, gelip geçici bir siyasi hareket olduğumuzu söyleyenler vardı. İktidarın yıpratıcı olduğu, iktidar partisinde er ya da geç bir yorulmanın olacağı bunu ifade ediyorlardı. AK Parti'nin yorulmasından medet umuyorlardı. Şunu unutmayın değerli kardeşlerim, AK Parti, siyasetin teorisini de, demokrasi tarihini de yeni baştan yazmış bir partidir, böyle bir siyasi harekettir."

Erdogen, "muhafazakar demokrasi" tabirini kullandıklarında bazı köşe yazarlarının, "böyle bir tespit yoktur" dediklerini hatırlatarak, "Yok Montesquo böyle dememiş, yok Jan Jack Roussou böyle dememiş. Biz ne Montesquo'nun ne de Jan Jack Roussou'nun ortaya çıkardığı bir parti değiliz. Biz bu işin hafızasını da kendimiz oluşturduk" diye konuştu.

AK Parti'yi tanımak, tanımlamak ve analiz etmenin zor olmadığını milleti, ülkeyi, bu toprakları tanıyan herkesin, AK Parti'yi kolayca tanıyacağını ve tanımlayacağını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AK Parti milletin partisidir, AK Parti, milletin ta kendisidir. AK Parti, bir konjonktür partisi değildir. AK Parti, şartların ortaya çıkardığı şartlar değişince ortadan kalkacak bir siyasi hareket değildir. AK Parti Türkiye'de ve dünyada esen rüzgarların önünde oradan oraya savrulan o yapay rüzgarlar kesildiğinde hızı kesilen bir parti değildir.

AK Parti, 1071'de, Malazgirt Ovası'nda, Sultan Alparslan ve ordusunun sahip olduğu iman ve iradeye sahip, oradaki ruhtan, oradaki gelenekten beslenen bir partidir. AK Parti, 1299'da, Söğüt'teki heyecanı, oradaki ruhu, oradaki özü yüreğinde hisseden, o mirası omuzlarında taşıyan bir partidir. AK Parti, 1453'te, Topkapı surlarının önünde, göğüsleri imanla dolu neferlerin umudunu, fedakarlığını, kahramanlığını tevarüs etmiş bir partidir."

AK Parti'nin, Çanakkale ruhunu, Çanakkale dayanışmasını ve kardeşliğini özümsemiş, Çanakkale'de yazılan destanı kendisine yol haritası olarak belirlemiş bir parti olduğunu söyleyen Erdoğan, "En önemlisi de AK Parti, 23 Nisan 1920'de, Ankara'da teşekkül eden ilk Meclis'in renkliliğini, zenginliğini kendisine örnek almış; orada tezahür eden iman ve kardeşliği, hareketinin odak noktasına yerleştirmiş bir partidir" diye konuştu.

Erdoğan, AK Parti'nin 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulduğunu anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama şunu asla unutmayın, 14 Ağustos 2001'de, çok köklü bir hareket, çok köklü bir dava, çok eski bir medeniyet yürüyüşü, AK Parti olarak tezahür etmiştir. Bu hareket, Nurettin Zengi'den Selahattin Eyyubi'ye; Sultan Alparslan'dan Osman Gazi'ye, Fatih Sultan Mehmet'ten Sultan Abdülhamit'e; Gazi Mustafa Kemal'den Adnan Menderes'e, Turgut Özal'dan Profesör Doktor Necmettin Erbakan'a kadar, uzun bir silsilenin devamı, o altın zincirin halkası olan bir harekettir.

'Yanlış yaptığında seni kılıcımızla düzeltiriz' diyen Ashab-ı Kiram karşısında; "Allah'a hamdolsun, yanlış yaptığımda beni düzeltecek kardeşlerim var' diyen Hazreti Ömer'i anlamayanlar, bu hareketi, bu davayı anlayamazlar. 'İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın' diyen Şeyh Edebali'yi anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Ya İstanbul'u alırım, ya İstanbul beni alır' diyen Fatih Sultan
Mehmet'in kararlılığını anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Ya istiklal, ya ölüm' diyen Gazi Mustafa Kemal'i anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Yeter söz milletindir' diyen Merhum Adnan Menderes'i anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Yaradılanı severim, yaradandan ötürü' diyen Yunus Emre'yi, 'Aşkınan çalışan yorulmaz' diyen Neşet Ertaş'ı anlayamayanlar, bizi de anlayamazlar.

Yüreğinde İskilipli Atıf Hoca'nın sızısı olmayanlar, yüreğinde, vatanını terk edip gurbette okumak zorunda kalan kızlarımızın, gençlerimizin sızısı olmayanlar, yüreğinde Ahmet Kaya'nın gurbette ölümünü hissetmeyenler, Cem Karaca'nın gurbette hüküm giymesi noktasında sızısı olmayanlar bizi anlayamazlar. Selçuklu'nun ve Osmanlı'nın gönülleri fetih hareketini, onların kardeşlik, dayanışma ve sevgi medeniyetini anlamayanlar, Filistin davasını, Mısır meselesini, Suriye mezalimini, Somali yoksulluğunu, Myanmar'ın acısını anlayamayanlar, bizi de, bizim politikalarımızı da anlayamazlar. 3 Kasım öncesinde ve 11 yıl boyunca, 81 vilayette, seccadelerinin başında bizim için dua edenleri; sadece 81 vilayette değil, dünya kentlerinde kardeşlerimizin bizim başarımız için ettikleri duaları, o hissiyatı, o kardeşlik şuurunu anlayamayanlar da bizi anlayamazlar."

"Bu milletin derdi, bizim derdimizdir. Bu milletin tarihi bizim tarihimizdir" ifadesini kullanan Erdoğan, milletin medeniyet tasavvurunun da kendilerinin de medeniyet tasavvuru olduğunu belirtti. Erdoğan, "Bize kimse millet, milliyet dersi vermesin" dedi.

Milletin kendilerini çok iyi anladığını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu aziz millet, ülkenin başında nasıl bir idareci kadrosu görmek istiyorsa, işte biz oyuz, o kadroyuz. Bu aziz millet, kendisine nasıl bir hizmetkar kadrosu istiyorsa, işte biz o hizmet kadrosuyuz. Bu millet efendi olmaya gelmediğimizi hep söyledik, söylüyoruz, söyleceğiz. Biz hizmetkarız. Biz, bu millet, kendisinin nasıl yönetilmesini istiyor, nasıl yönetilmesini tasavvur ediyorsa, işte onun tezahürüyüz."

-"Zaferle çıktığımız her seçim, bizim kibrimizi değil, tevazumuzu artırmıştır"

Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri ve sonrasında elde ettikleri başarıların sorumluluklarını artırdığını belirterek, "Seçim sonuçlarını öğrendiğimizde, milletimizin bize teveccühünü, itimadını, ahde vefasını gördüğümüzde, bizim telaşımız, gayretimiz, mesaimiz çoğalmıştır. Allah'a hamdolsun, zaferle çıktığımız her seçim, bizim kibrimizi değil, tevazumuzu artırmıştır" diye konuştu.

Kazandıkları her seçimin kendilerini millete daha fazla hizmet üretmeye zorladığını ve sorun çözme iradesini güçlendirdiğini dile getiren Erdoğan, "AK Parti, bütün siyaset teorilerini altüst edip, bütün öngörü, tahmin ve niyetleri aşıp, 11 yıl boyunca, zaferlerine zafer ekleyerek bugünlere geldiyse, biliniz ki bu, tevazuyu, ağır başlılığı, paylaşmayı, dayanışmayı, kardeşliği yüceltmiş olmasındandır" ifadesini kullandı.

Makam, mevki, rütbe ve payelerin gelip geçici olduğun anlatan Erdoğan, ezeli ve ebedi rütbenin milletin gönlünde Allah'ın nezdinde elde edilen rütbe olduğunu kaydetti. Erdoğan, şunları söyledi:

"Şöyle tarihe dönüp bir bakalım. Nice sultanlar gelip geçti, isimleri hatırlanmıyor. Nice kudretli padişahlar, krallar, firavunlar, hamanlar, nemrutlar gelip geçti, isimleri bilinmiyor. Nice kudretli kumandanlar, yumruğuyla orduları, insanları ezip geçen nice ceberrut savaşçılar gelip geçti, isimlerini hiç kimse hatırlamıyor. Başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı bütün payeleri unutulur, gider. Müsteşarlık, genel müdürlük, başkanlık, generallik, şeflik payeleri unutulur gider."

Anadolu ve Trakya'nın tarihine bakıldığında şehirlere hükmetmiş sultanların, valilerin, kadıların,yakın tarihe bakıldığında da başbakanların, bakanların, milletvekillerinin hatırlanmadığının görüleceğini anlatan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Ama bir Kaymakamın, bir belediye başkanının, o şehre emek vermiş bir hizmet erinin hiç unutulmadığını görürsünüz. Sokaklara, caddelere, okullara ismi dahi verilse, yalancı şöhretlerin yadedilmediğini, ama ismi resmi evraka yazılmayan nice gönül insanının, nice kanaat önderinin, o şehre hizmet eden nice gizli kahramanın gönüllerden silinmediğini görürsünüz."

-"Asıl paye, milletin teslim ettiği, milletin takdim ettiği payedir"

"Tarihten ve milletin gönlünden silinmeyecek olan, tarihe silinmeyecek iz bırakacak olan; eserdir, hizmettir, tarih kitaplarından ziyade, milletin gönül kitabında kendine makam edinenlerdir" diyen Erdoğan, "Devletlerin de gelip geçici olduğunu bir çoğunun da yok olup gittiğini dile getiren Erdoğan, "Ama millet, kalıcıdır. Devletler silinip gider, ama milletler yürüyüşlerine devam ederler. İşte onun için, asıl paye, milletin teslim ettiği, milletin takdim ettiği payedir. Makamların insana ne kattığına hiç kimse bakmaz. İnsanın makamlara ne kattığına bakarlar" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin Kızılcaham'da düzenlenen 21. İstişare ve Dğerlendirme Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, partilerinin bir kadro hareketi olduğuna dikkati çekti.

"Şunu, aklınızdan, zihninizden, hafızanızdan bir an olsun çıkarmamanızı istiyorum. Bu hareketin lideri olarak elbette sorumluluk öncelikle benim üzerimdedir" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Ama hep ifade ediyorum, biz bir kadro hareketiyiz. Dicle'nin kenarında bir koyunu kurt kapsa bunun mesuliyeti ne kadar benim üzerimdeyse o kadar da sizin üzerinizdedir. Bacası tütmeyen hanenin, ocağı yanmayan mutfağın, üzerinde ekmek olmayan sofranın derdi, benim olduğu kadar sizin de derdinizdir. Sırtında paltosu olmayan, ayağında doğru-dürüst bir ayakkabısı bulunmayan, karda üşüyerek yürüyen, tir tir titreyen parmağıyla kalem tutmaya çalışan her bir yavrucağın sızısı, benim sızımdır, aynı zamanda sizin de sızınızdır. Filistin'in, Mısır'ın, Suriye'nin, Irak'ın, Afganistan, Somali, Myanmar'ın, yeryüzündeki her mazlum ve mağdur halkın sorumluluğu, bizim, hepimizin, tüm bu kadronun üzerindedir. Bu teşkilat içindeki her bir kardeşim, en üst kademeden en alt kademeye kadar, bu ülkenin, bu milletin ve insanlığın meselesini eşit derecede omuzlamış, emaneti eşit derecede paylaşmıştır.

Bu salonda bulunan ya da bulunmayan, AK Parti teşkilatı içindeki her bir kardeşim, her gece başını yastığa koyduğunda, "bugün Hak için, halk için, vatan için ne yaptım" bu soruyu da kendisine sormak, kendi iç muhasebesini her an yapmak zorundadır. İşte bizimle ilgili, bu teşkilatla ilgili, bu hareket ve bu dava ile ilgili, birilerinin yıllardır anlayamadığı önemli bir husus da budur."

AK Parti kadrolarının fedakarlık üzerine kurulduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kadro, şahsi çıkarlar çerçevesinde değil millet, ülke ve insanlığın çıkarları çerçevesinde teşekkül etmiş bir kadrodur. Bu kadro, en önemlisi, kardeşlik üzerine inşa edilmiş; temeli kardeşlikle, muhabbetle, dayanışmayla atılmış bir kadrodur. AK Parti içinde 11 yıldır, sen-ben kavgası bekleyenler var. Bütün siyasi ikbalini, istikbalini bir şeyler üretmek üzerine değil AK Parti içinde temenni ettikleri nifak üzerine kurmuş, bunun için pusuda dışarıda bekleyenler var. 11 yıldır, işte bunların heveslerini kursaklarında bıraktık, bundan sonra da onları hayal kırıklığına uğratmaya hep birlikte devam edeceğiz."

-"Kardeş kavgası bekleyenler, 11 yıl boşuna beklediler"

Başbakan Erdoğan, parti olarak şablonlarının, hareket tarzlarının belli olduğunu ifade ederek, dava şuurları kadar dava ahlaklarının da yüzyılların içinden şekillenip geldiğini söyledi. AK Parti içinde bir kardeş kavgası bekleyenlerin, 11 yıl boşuna beklediklerini, bundan sonra da boşuna bekleyeceklerini vurgulayan Erdoğan, "Tek tek, şu salonda bulunan kardeşlerimizin hepsinin bunda sorumluluğu vardır. Hepimiz faniyiz. Bugün varız, yarın yokuz. Ebediyete intikal ettiğimizde arkadan gelenler acaba hemen defterleri düzmeye mi başlayacaklar? Bu hassasiyet çok önemli. Unutmayın bizim fetretimiz, milletin fetretidir. Öyleyse biz, bir fetret dönemine, bir fetret iklimine asla müsaade etmeyeceğiz. Bu kadro, bu salondaki kadro, tüm teşkilatlarıyla beraber her zaman sigortası olmaya mecburdur" diye konuştu

Kendilerini iktidara taşıyanın, millete yaptıkları hizmetler kadar millete verdikleri sözler olduğuna işaret eden Erdoğan, "Allah'ın izniyle hiçbir sözümüzden geri dönmeyeceğiz, bu sayede milletimizin gönlündeki yerimizi hiç sarsmayacağız. Bu teşkilatın birikimi ve feraseti, her yeni duruma taze çözümler üretebilecek kadar engindir" dedi.

-"AK Parti'nin rotası, istikameti bellidir, bunun dışındaki her şey teferruattır"

Başbakan Erdoğan, kaos, belirsizlik, bilinmezlik gibi kavramları, AK Parti hareketi için kabul etmediklerini vurgulayarak, şunları söyledi:


"AK Parti'nin rotası, istikameti bellidir, bunun dışındaki her şey teferruattır. Bizi, ayrıntılara takılıp, hedefinden, istikametinden şaşan, bu şekilde millet nezdinde itibarını kaybeden siyasi hareketlerden biri olarak görenler yanılıyorlar. Biz asla onlardan olmayacağız. Bakınız, 2013 bitiyor. 2012'de, bu ülkedeki sermaye çevreleri, medya çevreleri, köşe yazarları şu ifadeleri kullandılar: '2013, 2012'den çok zor olacak.' Şimdi de 2013 bitiyor. Şimdi, aynı çevreler, hatta bugün de baktım yine yazıyorlar gazetelerde, açıklamaları var: '2014, 2013'ten çok daha zor olacak.' Biz, işimizi belli çevrelerden aldığımız talimatla veya afedersiniz göbek bağıyla bir yerlere bağlı olarak yürütmüyoruz. Biz kendi kararımızı kendimiz veriyoruz. Dolayısıyla adımlarımızı da kendimiz atıyoruz."

Türkiye'nin demokrasi tarihinde, kesintisiz 11 yıl hizmet veren yegane partinin AK Parti olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

"Hiç kuşkusuz, istikrar ve güven noktasında, 11 yıl kesintisiz iş başında olmak bir avantajdır. Ancak burada, çok önemli bir dezavantajımızı özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bakınız, 11 yıl önce, 3 Kasım 2002 seçimlerine girerken, 10 yaşında olan, siyasetle ilgilenmeyen, ülke meselelerini henüz idrak edemeyen çocuklarımız, bugün artık 21 yaşına ulaştılar. Belki de bu seçimlerde ilk defa oy kullanacaklar. Bu gençlerimiz, Türkiye'nin yaşadığı sorunları, Türkiye'nin atlattığı badireleri yaşamadılar. Bu gençlerimiz, koalisyon nedir, hiç tecrübe etmediler. Bu gençlerimiz, ortalama 16 ayda bir hükümet değişmesini görmediler, yaşamadılar.

1946 ila 2002 arasında geçen 56 yıllık dönemde, bizim hükümetimize kadar, 43 hükümet görev yaptı bu ülkede. 56 yılda 43 hükümet. Bu da demektir ki çok partili demokratik dönemde, bizim hükümetlerimize kadar, bir hükümetin ortalama iktidar süresi sadece ve sadece 16 ay. Böyle bir ülkede istikrar güven olur mu, uluslarası sermaye, küresel sermaye gelip girer mi? Ki merhum Menderes, Sayın Demirel ve Merhum Özal'ın tek partili dönemlerini çıkarsanız, ortalama 16 ay bile olmayacak, demokrasi tarihimizde, maalesef istikrar namına geriye hiçbir şey kalmayacaktı. İşte yüksek enflasyon ortamını, yüksek faiz dönemlerini, ekonomik krizleri, siyasi krizleri, vesayet sistemini, hatta çeteler dönemini, cuntalar dönemini bu gençlerimiz sadece duydular, sadece okudular. "

-"Gençler, pantolanla başbakan karşılandığını biliyor mu"

Türkiye'deki gençlerin geçmiş dönemde sermaye ve medyanın hükümet kurup indirdiğini ve kot pantolanlarla başbakan karşılanıp uğurlandığını bilip bilmediğini soran Erdoğan, salondakilerin "pijmayla" demesi üzerine de "Neyse sonra kendisi 'Ben pijama giymedim kot pantolan giymiştim' dedi. Biz onun dediğine burada saygı duyalım" ifadesini kullandı.

AK Parti döneminin Türkiye'ye neler kazandırdığını, neler kattığını, Türkiye'yi nereden alıp, nereye getirdiğini anlamak noktasında, gençlerin tecrübi bilgiye sahip olmadığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Esasen, muhalefet partilerinin durumu, bu gençlerimize az çok fikir veriyor. Geçmişin alışkanlıklarından vazgeçmeyen, eski Türkiye'nin siyasetini halen sürdüren, statükodan beslenen ve tamamen statik bir yapıya sahip olan muhalefet partileri, gençlerimizin AK Parti'yi anlamalarına, bir kıyas yapabilmelerine imkan tanıyor. Yine de teşkilat olarak, bu gençlerimize eski Türkiye ile yeni Türkiye'yi hep birlikte çok iyi anlatmak zorundayız. Nereden nereye geldiğimizi, bu süreç içinde hangi zorlukları yaşadığımızı, hangi engelleri aşarak Türkiye'yi bu seviyelere taşıdığımızı gençlerimize izah etmek durumundayız"

Erdoğan, AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşmada, 11 yıldır attıkları her adımın, Türkiye'yi normalleştirme adımları olduğunu söyledi.

"Biz bir yandan imtiyazları ortadan kaldırırken, diğer yandan yandan on yıllardır horlanmış, ötekileştirilmiş kesimleri, bu ülkenin eşit vatandaşları haline getirmenin mücadelesini veriyoruz" diyen Başbakan Erdoğan, "Bundan dolayı hiç kimse üzülmesin, rahatsız olmasın, kimse hüzünlenmesin, hiç kimse kendisini dışlanmış, ötekileştirilmiş hissetmesin. Bu ülkede on yıllar boyunca belli kesimlere, belli inanç gruplarına, belli etnik kökenlere uygulanan ret, inkar ve asimilasyon politikalarını kaldırırken, hiç kimsenin haklarını sınırlandırmıyor, tam tersine gecikmiş hakları teslim ediyoruz" ifadesini kullandı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu ülkede on yıllar boyunca, ortak değerlerimize dini değerlerimize, manevi değerlerimize yöneltilmiş baskıları kaldırırken, hiç kimsenin hayat tarzına kastetmiyor, tam tersine hayat tarzları kısıtlanmış vatandaşlarımızı rahatlatıyoruz. Türkiye'de yaşanan tam anlamıyla bir normalleşmedir. Normal olan dillerin yasaklanması değil, yaşayan her dilin özgürce konuşulmasıdır. Normal olan inançların gizlenmesi değil, özgürce yaşanmasıdır. Normal olan inançların gereğini yapmanın kısıtlanması değil, bunların önünün olabildiğince açılmasıdır. Başörtülü kızların üniversiteye girebilmesi değil, üniversite kapısından çevrilmesi anormaldir. Başörtülü bayanların TBMM'ye girmesi değil, bugüne kadar girememiş olması garabettir. Ne oldu? Bir şey oldu mu? İşte bakın normalleşti. Şimdi sevgi taçlandı, dayanışma taçlandı. Çok daha farklı bir zemine oturdu. Bu ülkede benim başı açık, başı kapalı kardeşlerimin arasında bir sıkıntı yok ki. Sıkıntı ne yazık ki karar vericilerin. Bu zaman oldu yasamada, yürütmede, yargıda hepsinde sıkıntı buralarda yaşandı. Yoksa halkın böyle bir sıkıntısı yoktu. Şimdi halk da rahatladı. İşte kamuoyu araştırmalarına bakıyorsunuz, yüzde 72-73,74 değişik şeylerde buralardan netice geliyor. Normalleşme."

Üniversitelerde, ortakokul ve liselerde farklı dil ve lehçelerin, Hazreti Peygamberin hayatının, Kur'an-ı Kerim'in seçmeli ders olarak okutulmasının, üniversitelerde farklı dil ve lehçelerde kürsülerin, enstitülerin açılması ve özel okulların kurulacak olmasının da garabet olmadığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, bunların bugüne kadar yapılmamasının eksiklik olduğunu bildirdi.

Başbakan Erdoğan, "Bugüne kadar yaptığımız hiç bir reform, birilerine imtiyaz sağlamak için yapılmamış, tam tersine eşitliği, normalliği tesis etmek için yapılmıştır. Başı örtülü kadınlarımız gibi başı açık kadınlarımızın da bu tercihleri bizim teminatımız altındadır" dedi.

-"Bu ülkeyi CHP değil, millet kurmuştur"-

Yaptıkları her şeyi adalet için, Türkiye'de normalleşmeyi sağlamak için yaptıklarını yineleyen Başbakan Erdoğan, "Şunu herkesin bilmeni istiyorum; bu ülkeyi, bu cumhuriyeti, CHP değil, millet kurmuştur, millet. Bunu iyi bilmemiz lazım. Bu ülkeye demokrasiyi CHP getirmemiş, CHP'nin direnişine rağmen, CHP'ye rağmen millet demokrasiyi getirmiştir bunu da iyi bilmemiz lazım" değerlendirmesini yaptı.

"Demokrasilerde bir siyasi partinin kalkıpta il başkanı o ilin valisi olur mu?" diye soran Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Ama biz bunları gördük, Türkiye'de bunların hepsi oldu. Şimdi bunlar çıkıp 'biz demokratız' diyorlar. 'Demokrasinin en sadık bekçisi biziz' diyorlar. İşte tarih bunları açık net bizim önümüzde gösteriyor. Neyin normal, neyin anormal olduğuna karar verecek olan CHP, ya da onun bazı kibirli milletvekilleri değil, 76 milyonun tamamıdır. O günler artık geride kalmıştır. Tek parti dönemi de tek parti zihniyeti de kendisini cumhuriyetin yegane sahibi görme hastalığı da artık geride kalmıştır. Herkesin ortak değerleri olan cumhuriyet üzerinden, bayrak üzerinden bir ayrışmaya, bir kutuplaşmaya gidilmesine bizim gönlümüz razı olmaz. İzmir'deki cumhuriyet coşkusuda bizim coşkumuzdur, İstanbul'daki Marmaray coşkusu da bizim coşkumuzdur. Ne cumhuriyet birilerinin tapulu malıdır, ne de Marmaray birilerinin tapulu malıdır. Milletin tümünündür. Cumhuriyet, demokrasi, ekkonomide elde ettiğimiz her başarı bizim ortak gururumuzdur. Biz emanetçiyiz, hizmetkarız. Biz görevimizi yapıyoruz. Bugün varız yarın yokuz. Eğer biz bunu başarılı bir şekilde yapıyorda milletimiz 'Allah bu iktidardan razı olsun' diyorsa ha en büyük zenginlik budur. Ama yok tam aksi olursa o zamanda millet sizi tarih boyunca lanetle anar. Birlerini andığı gibi. Bunu da çok iyi bilmemiz lazım."

-"Türkiye'yi farklı konuşacaksınız

Marmaray, hızlı tren ve yapımı devam eden şehir hastanelerine değinen Başbakan Erdoğan, "İnşallah 3 sene sonra, 14 vilayetimizdeki, bunların sayıları artacak, şu şehir hastanelerimiz bittiği zaman Türkiye'yi farklı konuşacaksınız, halkımız da çok farklı konuşacak" dedi.

Vatandaşların bu hastanelerdeki ilgiyi ve alakayı gördükleri zaman "Biz nasıl bir dünyada yaşıyoruz" diyeceklerini belirten Başbakan Erdoğan, Yatırım Destek Ajansı Toplantısı yaptıklarını, orada Dünya Bankası Başkanının "Sağlıkta dünyaya, Türkiye'yi örnek gösteriyoruz" dediğini hatırlattı.

Dünyanın ileri gelen gazetelerinin de Türkiye'deki sağlık reformları ile ilgili kendileri ile görüşme talepleri olduğunu bildiren Erdoğan, "Çünkü geliyorlar, geziyorlar, görüyorlar. Nitekim yine başka yatırımcı bir firmanın CEO'su o da İstanbul'da hastaneleri gezmiş, o da aynı şeyi söylüyor, 'Sağlıkta biz Türkiye'yi örnek alınacak bir ülke olarak gördük.' İnşallah eğitimdeki eksikliklerimizi de süratle giderdiğimiz anda Türkiye gençliği ile çok ciddi bir sıçramayı yaşayacak ve adeta bir merkez haline gelecektir" diye konuştu.

Eğitim alanındaki bu adımları Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK'ün bir dayanışma içerisinde yürüteceğini anlatan Erdoğan, fiziki mekanların her geçen güzelleştiğini ancak öğrenci başına düşen akademisyen sayısının da artırılması gerektiğini vurguladı.

Dünya örnekleri gözönüne alındığında bitirilen fiziki mekanların gayet güzel olduğunu dile getiren Erdoğan, "Ama yeterli değil. Burada dediğim gibi hocalar noktası çok çok önemli, inşallah bu açığımızı da gerek Milli Eğitim, gerek YÖK yoğun bir şekilde çalışarak, bunu da inşallah telafi edeceğiz" dedi.

-Yeni Türkiye-

"İstanbul'da ikinci tüp geçit, üçüncü köprü, havalimanları, tüm bunlar cumhuriyetin kazanımlarıyla beraber bizim ortak gururumuzdur" değerlendirmesini yapan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bayrak hiç bir zümrenin değil, 76 milyonun bayrağıdır, şehitlerimiz, hiç bir siyasi partinin değil, 76 milyonun şehitleridir. Cumhuriyet, hiç bir siyasi partinin değil, 76 milyonun cumhuriyetidir. Yeni Türkiye'de bayrak, şehitlerimiz, cumhuriyetimiz, ortak değerlerimiz. Özellikle de demokrasi ve insan hakları üzerinden bir kutuplaşmayı kabul etmiyoruz. Böyle bir kutuplaşmaya da asla bir zemin hazırlamıyoruz. Yeni Türkiye, Meclis'in açıldığı günkü Türkiye'dir. Bunu böyle görmemiz lazım. Yeni Türkiye, 76 milyonu bir, beraber, eşit gören bir Türkiye'dir. Yeni Türkiye imtiyazları ortadan kaldırmış, geleceğe umutla, güvenle bakan ortak hedeflere yürüyen bir Türkiye'dir. Tıpkı 23 Nisan 1920'de olduğu gibi bugünün ve geleceğin Türkiye'sinde de ayrımcılığa inanıyorum
ki yer bulunmayacak. Tıpkı ilk Mecliste olduğu gibi bugünün ve geleceğin Türkiye'sinde de aşağılama, horlama, red, inkar ve asimilasyon olmayacak. Yeni Türkiye'de inşallah, yeni acılar olmayacak. Yeni Türkiye'de geçmişin ağırlıkları, geçmişin prangaları, zincirleri olmayacak. Yeni Türkiye'de paryalar olmayacak, garipler olmayacak. Kendisine misafir gibi bakan veya kendisini misafir gibi hisseden, kendisini yabancı gibi hisseden, kendisine uzaydan gelmiş gibi muamele edilen kesimler olmayacak. 23 Nisan 1920'de nasılki hepimiz bu vatanın sahibiysek, bugün de yarın da kendimizi bu vatanın eşit sahip ve sahibeleri olarak hissedecek ve geleceği de böyle inşa edeceğiz. Buradan Yeni Türkiye'yi özüyle, ruhuyla, tarihiyle ve ecdadıyla yeniden kucaklaşan bu ülkemizi Türkiye'yi gönülden selamlıyor, Türkiye'nin ufku her daim açık olsun diyorum."

Takvim Kaynak Tercihleri

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler