Siz bunu yapar mıydınız?
Van'da bir şafak vakti...
Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Eksi bilmem kaç derece 'sıcaklık'...
Depremin 7. günü...
Umutlar tükenmek üzere...
Bir enkaz...
Bir anne...
Bir çocuk...
Ve 'bir' olmuş insanlar...
Hepsi o sabah orada...
***
Öyle bir soğuk var ki...
Eldivenli elini cebinden çıkartamıyorsun...
Etrafında insanlar toplanan bir ateş yanıyor...
Birden bir teyze geliyor...
Gözünde hem korku hem umut var...
Üzerinde ince bir hırka...
Başında sadece bir yazma...
Kollarını birleştirmiş...
Soğuk onu da bizim kadar etkiliyor...
Ama onun söyledikleri beni titreten soğuktan daha fazla titretiyor...
Çünkü o, o enkazın altındaki çocuğun annesi...
***
Hemen ateşin başına almaya çalışıyoruz...
Verdiği cevap...
"Hayır, siz durun oğlum ben değil... Uzaklardan bizim için gelip, uyumadan, sabaha kadar burada çalışıyorsunuz... Siz durun..."
O sırada ateşin başındakilerden biri montunu çıkartıp veriyor, onu da giymek istemiyor... "Siz üşümeyin" diyor...
Zorla da olsa ateşin başına alınıp, üzerine mont giydiriliyor...
***
Sonra annenin gözyaşları akmaya başlıyor...
Yanımda iki arkadaşım var...
Onu öyle görünce dayanamıyorlar...
Onların da gözleri doluyor...
İkisi de ona sarılıyor ve 'birlikte' yanan ateşi arkalarına alıp enkaza bakıyorlar...
Ben de o anı fotoğraflamak istiyorum...
Sonra vazgeçiyorum...
***
Gün doğuyor...
Enkazdan çıkarılması beklenen iki kişiden biri çıkartılıyor...
Ne yazik ki yaşamıyor...
Enkazda kalan son kişi de gün ışıdıktan sonra çıkartılıyor...
O annenin oğlu...
O da yaşamıyor...
***
İnsan merak ediyor...
Oğlun enkazın altındayken...
7 gün geçmişken...
Umutlar neredeyse bitmişken...
O ateşin başında başka insanları düşünebiliyorsun...
Demek ki yapılanlar boşuna değilmiş...
Emre GÜNEŞ
Depremin 7. günü...
Umutlar tükenmek üzere...
Bir enkaz...
Bir anne...
Bir çocuk...
Ve 'bir' olmuş insanlar...
Hepsi o sabah orada...
***
Öyle bir soğuk var ki...
Eldivenli elini cebinden çıkartamıyorsun...
Etrafında insanlar toplanan bir ateş yanıyor...
Birden bir teyze geliyor...
Gözünde hem korku hem umut var...
Üzerinde ince bir hırka...
Başında sadece bir yazma...
Kollarını birleştirmiş...
Soğuk onu da bizim kadar etkiliyor...
Ama onun söyledikleri beni titreten soğuktan daha fazla titretiyor...
Çünkü o, o enkazın altındaki çocuğun annesi...
***
Hemen ateşin başına almaya çalışıyoruz...
Verdiği cevap...
"Hayır, siz durun oğlum ben değil... Uzaklardan bizim için gelip, uyumadan, sabaha kadar burada çalışıyorsunuz... Siz durun..."
O sırada ateşin başındakilerden biri montunu çıkartıp veriyor, onu da giymek istemiyor... "Siz üşümeyin" diyor...
Zorla da olsa ateşin başına alınıp, üzerine mont giydiriliyor...
***
Sonra annenin gözyaşları akmaya başlıyor...
Yanımda iki arkadaşım var...
Onu öyle görünce dayanamıyorlar...
Onların da gözleri doluyor...
İkisi de ona sarılıyor ve 'birlikte' yanan ateşi arkalarına alıp enkaza bakıyorlar...
Ben de o anı fotoğraflamak istiyorum...
Sonra vazgeçiyorum...
***
Gün doğuyor...
Enkazdan çıkarılması beklenen iki kişiden biri çıkartılıyor...
Ne yazik ki yaşamıyor...
Enkazda kalan son kişi de gün ışıdıktan sonra çıkartılıyor...
O annenin oğlu...
O da yaşamıyor...
***
İnsan merak ediyor...
Oğlun enkazın altındayken...
7 gün geçmişken...
Umutlar neredeyse bitmişken...
O ateşin başında başka insanları düşünebiliyorsun...
Demek ki yapılanlar boşuna değilmiş...
Emre GÜNEŞ