İdolü Çakal Carlos'tu

Mehmet Ali Ağca’nın 30 yıllık hapis hayatı yarın sona eriyor. O, 11 Eylül saldırısına kadar ‘Yüzyılın Teröristi’ olarak anılıyordu. ABDİ İpekçi’yi vurmadan, henüz Malatyalı Ağca iken kendine Çakal Karlos’u örnek almıştı.

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
İdolü Çakal Carlos'tu
11 Eylül saldırısına kadar "Yüzyılın Teröristi" olarak anılıyordu. 1970'lerde dünyanın en çok konuştuğu isimlerden biriydi. Herkes, O'nu "dünyanın en ünlü teröristi" olarak biliyordu. Çakal lakabıyla tanınan Karlos'un (Ilich Ramirez Sanchez- Salim Muhammed Nuri) en büyük düşmanı Amerika ve İsrail'di. Yola önce "Devrimci-Komünist" olarak çıkmış, daha sonra "Devrimci- Müslüman" olarak anılmak istenmişti. Kendi ifadesi ile karıştığı terör olaylarının bilançosu şuydu: "1.500'den çok, 2.000'den az ölü." Sonunda Fransız Gizli Servisi tarafından Sudan'da yakalandı ve yapılan yargılama sonucu ömür boyu hapse mahkum oldu. İşte, Malatyalı Ağca'nın örnek aldığı kişi Çakal Karlos'tu. Daha kendisini kimse tanımazken, arkadaşlarına Çakal'dan bahsediyor, O'nun gibi bir terörist olmayı hedeflediğini sıkça tekrarlıyordu. Ağca için kendisini bu hedefe ulaştıracak her yol mübahtı. Sesini duyuracak, Türkiye'yi sarsacak ve kitlelere "işte" dedirtecek bir eylem ortaya koyması gerekiyordu. Daha sonra kendisine konulan anti-sosyal kişilik bozukluğu (psikopat) o yıllarda etkisini göstermeye başlamıştı. Kurban ya da kurbanlarının kim veya kimler olacağı hiç önemli değildi. Kişilik bozukluğu içinde bulunan bütün insanlar gibi hiç üzülmeyecek, vicdan azabı çekmeyecekti. Önemli olan kendi egosuydu. Malatyalı Mehmet Ali Ağca yolunu çoktan çizmişti. Öne çıkması, adını duyurması, bu egoyu tatmin etmesi gerekiyordu.

BİR ANDA TANINDI
"Ülkücü"olduğu söyleniyordu. Oysa, ülkücüler arasında kendisini tanıyan pek kimse yoktu. Ne ülkü ocaklarına gidiyor ne de ülkücülere ait yan kuruşlarda görülüyordu. Malatyalılar'dan oluşan kendisine has bir çevresi vardı. O çevrenin dışına da pek çıkmak istemiyordu. O dönemde İstanbul'daki ülkücü liderlerle de herhangi bir teması olmamıştı. "Doğunun Başbuğu" lakaplı ve İstanbul'dan sorumlu olan Yılma Durak da Mehmet Ali Ağca adını, "Abdi İpekçi Suikastı" ile birlikte öğrenmişti. Olayın ardından geniş bir soruşturma yaptı. Ancak, Ağca'nın İstanbul'daki ülkücülerle ve ülkücü teşkilatlarla herhangi bir ilişkisini tespit edemedi. Ağca'nın, belki kendisine "ülkücü" adını veren bazı kişilerle teması vardı. Ancak, onlar da ülkücü yapılanmanın içinde pek fazla yer almıyorlardı. BütünTürkiye gibi ülkücüler de Ağca ismini 1 Şubat 1979'daki 'Abdi İpekçi Suikastı'nın ardından duydu.

AĞCA İÇİN DOĞRU HEDEF

Abdi İpekçi, Türkiye için önemli bir isimdi. Milliyet Gazetesi, o dönemin en etkili basın organlarından biriydi. "Sağ-sol kavgası" yaşayan Türkiye'de, özellikle sol kesim üzerinde önemli bir ağırlığı vardı. Abdi İpekçi, Türk Basını'nın duayen isimlerinden biriydi ve Başbakan Bülent Ecevit'e de hayli yakındı. Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca için son derece doğru bir hedefti. Sesini duyurabilecek, kendisine "terörist" olarak ün kazandıracak daha etkili bir isim bulunamazdı. Abdi İpekçi Suikastı'nı büyük bir zevkle gerçekleştirdiğine hiç kuşku yok. Sonuçta, Mehmet Ali Ağca sadece bir tetikçiydi. Malatya'dan çıkmış, İstanbul'a gelmiş, çevresinde pek etkisi olmayan, maddi olarak da sıkıntılar içinde bulunan bir gençti. O'na Türkiye'yi sarsan bu büyük suikast için emir veren, kendisini kullanan bazı güçlerin de bulunması gerekiyordu. Ağca'nın amacı belliydi ve İpekçi Suikastı ile amacını gerçekleştirmiş oldu. Bir anda bütün Türkiye'de tanındı. Peki, Ağca'ya bu emri verenlerin amacı neydi? Abdi İpekçi, niçin hedef olarak seçilmişti? Abdi İpekçi'nin öldürülmesinden sağlayacakları yarar neydi? Milliyet Gazetesi'nin Başyazarı kim ya da kimleri rahatsız ediyordu? Bu soru hep tartışıldı, ancak cevapsız kaldı.

BÜYÜK KARARTMA

Abdi İpekçi'nin 1 Şubat 1979 akşamı Milliyet Gazetesi'nden çıkıp, Nişantaşı'ndaki evine doğru giderken uğradığı silahlı saldırı, bütün Türkiye'de bomba etkisi yaptı. Türkiye'nin o günkü tablosu içinde de hemen suçlular bulundu. Bu işi "faşistlerden" başkası yapmış olamazdı. O dönemde, Türkiye'de yaşanan bütün anarşik olaylara aynı gözlükle bakılıyordu. Soldan bir insan öldürüldüğünde "faşistlerin işi" damgası vuruluyor, sağdan biri hayatını kaybettiğinde ise "Katil komünistler" diye bağırılıyordu. Basın önce olayı "İpekçi'yi faşistler katletti" diye verdi. Ardından da Mehmet Ali Ağca'nın yakalanmasıyla birlikte cinayet tamamen ülkücülerin üzerine kaldı. Alparslan Türkeş ve MHP yönetimi kendini paralasa da kamuoyuna mal olan bu görüntü silinemedi. Oysa, o dönemde de devlet içinde bazı garip yapılanmalar vardı. O günlerde de akan kanın üzerinde rant kavgaları yapılıyordu. Yasa dışı oluşumlar, büyük vurgunlar vuruyordu. En önemlisi de çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri, bir arena olarak gördükleri Anadolu'da kozlarını paylaşıyorlardı. O günün mantığı ve yaşanan itişkakış içinde kimse bunları düşünmedi. Kimse, başka odaklar arayışına girmedi. Türkiye'yi sarsan Abdi İpekçi Suikastı, "faşistlerin" üzerinde kaldı ve hep "faşistler" suçlandı. Alabildiğine bir karartma uygulandı. Kim bilir belki de hedeflenen, planlanan ve istenen de buydu. Belki de bu yüzden Abdi İpekçi Suikastı'nın arkasındaki sır perdesi, bugüne kadar aralanamadı. Kim bilir, belki de asıl failler bu itiş-kakış ve tartışmaları, oturdukları yerden ellerini ovuşturarak izlediler!

UCUZ TEKNOLOJİ İÇİN GECEDEN KUYRUK!


NEDEN KENDİ OTOMOBİLİMİZİ TASARALAMAYALIM?


SÖMESTRENİN KRALI ULUDAĞ


BU ARABALAR ÇOK DOĞAL


DÜNYANIN EN İLGİNÇ FESTİVALLERİ

EN ZENGİN ÜLKELER

HANGİ İLİMİZ NEYİYLE MEŞHUR?

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler