SİREN ERTAN ÇARMIKLI : Aile büyüklerine göre yaratıcı kişiliğim küçüklüğümden belliymiş! Resme, heykele, dekorasyona, modaya... Evde bulduğum ojelerle evin yer karolarına desenler, boya kalemleriyle duvarlara ceylan resimleri yapardım. Babamın özel çizim takımını ele geçirebilmek için neler vermezdim. Rengarenk hamurlarımın bir yerlerinize yapışması işten bile değildi. Çünkü evin her yerinden benim oyun hamurlarım çıkardı.
SİREN ERTAN ÇARMIKLI : Aile büyüklerine göre yaratıcı kişiliğim küçüklüğümden belliymiş! Resme, heykele, dekorasyona, modaya... Evde bulduğum ojelerle evin yer karolarına desenler, boya kalemleriyle duvarlara ceylan resimleri yapardım. Babamın özel çizim takımını ele geçirebilmek için neler vermezdim. Rengarenk hamurlarımın bir yerlerinize yapışması işten bile değildi. Çünkü evin her yerinden benim oyun hamurlarım çıkardı.
Yemek sofrasını her zaman ben kurardım. Kıyafetlerimde mutlaka değişiklikler yapar, düğmelerini değiştirir, taşlar diker, tasarladığım kıyafetlerin hayata geçirilmesi için annemi yerdim. 23 Nisanlar'dan birinde giyeceğim tuvaletin istediğim renk ve model olması için annem günlerce kumaşçıları gezip, terzi aramıştı. Ve çocukluk fotoğraflarımın hepsinde saçlarım, kahküllerim zigzak kesilmiştir. Çünkü onları da hep kendim keserdim. Zavallı annem sürekli kuaföre götürürdü beni.
AYŞEGÜL TOPLUSOY: Çocukluğumda hatırladığım en canlı kare ilkokuldayken 23 Nisan için Kelebek olmamdı. Her sene büyük hazırlıklar yapılarak düzenlenen törenlerden birinde hoca benim kelebek olabileceğimi söylemişti. O kadar sevinmiştim ki bütün gece heyecandan uyumamıştım.
AYŞEGÜL TOPLUSOY: Pembe tüylü kanatları olan bir kelebek olmuştum. Şimdi düşününce çocukluğumda hayalini kurduğum bu olayla ne kadar çok mutlu olduğumu hatırlıyorum
ARZU ATABARUT: Anaokuluna gittiğim dönemde yıl sonu müsameresi için çeşitli gösteriler hazırlanıyordu. Bana da bir rontta, koroda ve folklor ekibinde yer alacağım söylenmişti. Koro ve folklorde bir sorunum yoktu, fakat çocuk aklıyla ronttaki rolüme çok bozulmuştum. Rontta üç çiçek ve üç kelebek dans edip şarkı söyleyecektik ve ben de çiçeklerden papatya olacaktım.
ARZU ATABARUT: Öğretmenlerime beni gelincik yapsınlar diye resmen yalvardım ama bana “Sarı saçlı gelincik olmaz” dediler. Çocukluğum boyunca gelincik olamamanın hıncını zavallı papatyalardan aldım. O dönemlerde ne zaman “En sevdiğin çiçek hangisi?” diye sorsa, “En sevdiğim çiçek gelincik, sevmediğim papatya” derdim. Oysa ne güzel çiçeklerdir papatyalar, değil mi?
BETÜL MARDİN: Arif ile çocukluğumuz çok güzel geçti. Her yıl 23 Nisan'da hava soğuk olurdu. Okul bizi Taksim meydanındaki merasime götürürdü. O yağmurun aldında her defasında üşütür, ertesi gün hasta yatardık. Arif bizden 5 yaş küçük olduğundan o yıllarda okula gitmiyordu. Ama öğlenden sonra mutlaka çeşitli yerlerde olan çocuk balosu ya da müsamerelere gider ve oraya Arif'i de götürürdük.
BETÜL MARDİN: Gittiğimiz yerlerde Arif şiir okurdu. Olaki kelimeleri hatırlayamazsa hemen işi şarkıya çevirirdi. En güzel söylediği Giacomo Puccini'nin üç perdelik “Madam Butterfly” operasından bir aryaydı. Ablam ve ben uzun pembe organize elbiselerimizi giyer kendimizi çok güzel zannederdik. Saçlarımızda ise papatyalardan yapılmış taçlarımız olurdu.
KEREM GÖRSEV: Ben Esentepe'de doğdum ve büyüdüm. O zamanlar ne Dedeman Oteli vardı, ne de Boğaz Köprüsü. Bizim oralar hep dutluk ve boş araziydi. Bir 23 Nisan günüydü. Ve ben o gün kırmızı tonlarının hakim olduğu rengarenk birşey giymiştim. Geçerken orada otlayan koyun sürüsünden koçlar beni kovalamaya başladılar. Sanırım renge saldırıyorlardı. Koşarak kaçtığımı hatırlıyorum
FERYAL GÜLMAN: İlkokul birinci sınıftan itibaren okulda hep 23 Nisan veya 10 Kasım şiirlerini okuyan, tanıtımları yapan, okulun hep ön plandaki sosyal ortamlarında öncü olan bir öğrenci oldum. Yine bir 23 Nisan günü en önemli şiir okuma görevi bana verildi. Benim için su içmek gibi kolay bir şeydi şiir okumak ama en iyisi yapabilmek için bir aya yakın çalıştım. Evde aile içindeki herkesi bıktırana kadar şiiri tekrar ettim. Tüm ev halkı benle birlikte şiiri ezberlemişti.
FERYAL GÜLMAN: Tören günü geldiğinde pek çok öğrencisi, öğretmenler ve müfettişler arasından şiirimi okumak üzere kürsüye çıktım. Kendimden o kadar eminim ki yazılı bir kopyayı yanıma almadım. Mikrofonun karşısında o kadar öğrenci ve öğretmenin bakışları arasında bütün bildiklerimi unuttum. O kadar onurum kırılmıştı ki, sahneden ağlayarak indiğimi hatırlıyorum. Kimsenin yüzüne bakamamıştım.