* ‘Pir Sultan Abdal’ rolü için size teklif üç hafta önce gelmiş...
Evet, biraz daha dursalar, “Hadi gel yarın oyna” diyeceklerdi. “Fenerbahçeli Semih gibi son yarım saatte girip golü at” diyorlar... (gülüyor)
* Ne hissettiniz bu projeyle ilgili?
Heyecanlandınız mı, korktunuz mu? Önce şaşırdım, sonra korktum, sonra sevindim! Bir sürü duyguyu bir arada yaşadım.
OYUNCU KADROSUNA BAKARIM
* Senaryoyu okumadan önce ilk olarak kadroya bakan oyunculardan mısınız?
Evet ama bu kez ekibe en son ben dahil olduğum için böyle bir hakkım yoktu. Prensip olarak kasta karışırım. Ama “Şu kişi olmasın” demem. “Beni bağışlayın oynamayacağım” derim. Çünkü kimsenin olup olmamasına karar verecek yetkide ya da yetkinlikte değilim. ...
* Daha önceki bir röportajınızda, “Ben oyunculuğu bir yaşam biçimi olarak görüyorum. Böyle düşünmeyenlerin altına da ismimi yazdırmam” demişsiniz.
Evet! Bu söylediklerimin arkasındayım. Oyunculuğu yaşam biçimi haline getirmeyen, emeği karşılığında değil de başka şekilde ünlü olan kişilerin altına ismimi yazdırmam. Çünkü ben bu işi tesadüfen değil; bilinçli olarak seçtim. 35 senedir de profesyonel anlamda oyunculuğa emek veriyorum. Oyunculuk boş zamanlarda sosyal aktivite olarak yapılacak bir iş değil. Zordur, yıpratıcıdır, deliliğe ve şizofreniye yakın bir iştir.
TÜRKİYE’DE ŞOV VAR ‘TALK’ YOK!
* Tiyatronun hayatınızdaki önemi nedir?
Ben tiyatroda ünlü oldum. Stand-up’lar, kabareler yaptım. Daha sonra talk show’cu oldum. O talk show’daki adam çok antipatik bulundu. Ama aslında o antipatik adam, benim yarattığım bir karakterdi. Yani antipatik görünmek zorunda olan biriydi. Yoksa ben kimseyi sıkıştırmam ya da rencide etmem. Sadece her zaman doğruyu söyleyen biriyim. Bu ülkede de doğruyu söyleyen sevilmiyor biliyorsunuz.