Turkuvaz Dergi Grubu bünyesinde çıkan Sinema dergisi, Haziran sayısında sinema tarihinin en iyi 75 erkek oyuncu performansını seçti.
1. Malcolm McDowell
Film: Otomatik Portakal/A Clockwork Orange (1971)
Karakter: Alex
Ödül: Altın Küre (adaylık).
Malcolm McDowell, Stanley Kubrick ile çalışma şansını elde etmiş oyunculardan birisi. Aynı zamanda mükemmelliyetçi ustanın “işkence”lerinden nasibini alanlardan da...“Otomatik Portakal”da canlandırdığı karakterin göz kapaklarına takılan klipsler yoluyla zorla film izlettirildiği sahnelerde kör olmanın ucundan dönen, ayrıca başka bir sahnede dayak yerken kaburga kemikleri çatlayan ve bir diğerinde boğulmaktan son anda kurtulan McDowell’a sadece bu sebeplerden dolayı saygı duymuyoruz. Oyuncu seçimi konusunda her zaman son derece başarılı tercihleri olan Kubrick, elbette ki McDowell’ın kendine has fiziğinin filme müthiş uyum sağlayacağının bilincindeydi. Hatta bir iddiaya göre, eğer oyuncu rolü kabul etmese bu filmi asla çekmeyeceğini dahi söylemişti. Açıkçası McDowell, Alex karakterinin manik enerjisini yorumlarken başta gözleri olmak üzere bedenini okadar kusursuzca kullanıyor ki, bahsettiğimiz kendine has fiziği “Otomatik Portakal”ın unutulmaz görselliğinin bir parçası olup çıkıyor. Bu bağlamda söz konusu performans bir oyuncunun bedenini tuval misali yönetmene teslim edişinin müthiş bir örneği. Fakat McDowell’ın bir kukla olduğunu iddia ediyor da değiliz. Bahsettiğimiz son derece kontrollü, zekice ve işlevsel bir teslimiyet. Zira en nihayetinde “Otomatik Portakal” sinema tarihine geçen sayısız özelliği ve bir diğer Kubrick başyapıtı olmanın ötesinde, bir Malcolm McDowell filmi olarak da hatırlanıyor. Sanıyoruz egosuyla filmi ezmeden (bir Kubrick filminde mümkün mü?), hatta yer yer bilinçli şekilde kendisini geri çekmesine rağmen ortaya çıkan işe damgasını vuran böylesi bir oyuncu performansı daha bulmak çok zor.
1. Malcolm McDowell
Film: Otomatik Portakal/A Clockwork Orange (1971)
Karakter: Alex
Ödül: Altın Küre (adaylık).
Malcolm McDowell, Stanley Kubrick ile çalışma şansını elde etmiş oyunculardan birisi. Aynı zamanda mükemmelliyetçi ustanın “işkence”lerinden nasibini alanlardan da...“Otomatik Portakal”da canlandırdığı karakterin göz kapaklarına takılan klipsler yoluyla zorla film izlettirildiği sahnelerde kör olmanın ucundan dönen, ayrıca başka bir sahnede dayak yerken kaburga kemikleri çatlayan ve bir diğerinde boğulmaktan son anda kurtulan McDowell’a sadece bu sebeplerden dolayı saygı duymuyoruz. Oyuncu seçimi konusunda her zaman son derece başarılı tercihleri olan Kubrick, elbette ki McDowell’ın kendine has fiziğinin filme müthiş uyum sağlayacağının bilincindeydi. Hatta bir iddiaya göre, eğer oyuncu rolü kabul etmese bu filmi asla çekmeyeceğini dahi söylemişti. Açıkçası McDowell, Alex karakterinin manik enerjisini yorumlarken başta gözleri olmak üzere bedenini okadar kusursuzca kullanıyor ki, bahsettiğimiz kendine has fiziği “Otomatik Portakal”ın unutulmaz görselliğinin bir parçası olup çıkıyor. Bu bağlamda söz konusu performans bir oyuncunun bedenini tuval misali yönetmene teslim edişinin müthiş bir örneği. Fakat McDowell’ın bir kukla olduğunu iddia ediyor da değiliz. Bahsettiğimiz son derece kontrollü, zekice ve işlevsel bir teslimiyet. Zira en nihayetinde “Otomatik Portakal” sinema tarihine geçen sayısız özelliği ve bir diğer Kubrick başyapıtı olmanın ötesinde, bir Malcolm McDowell filmi olarak da hatırlanıyor. Sanıyoruz egosuyla filmi ezmeden (bir Kubrick filminde mümkün mü?), hatta yer yer bilinçli şekilde kendisini geri çekmesine rağmen ortaya çıkan işe damgasını vuran böylesi bir oyuncu performansı daha bulmak çok zor.
3. Marlon Brando
Film: Paris’te Son Tango/ Ultimo tango a Parigi (1972)
Karakter: Paul
Ödül: Oscar (adaylık), BAFTA (adaylık).
Tamamen bir varsayımdan ibaret ama Marlon Brando bir önceki yıl “Baba” ile En İyi Erkek Oyuncu dalında Akademi ödülüne layık görüldüğünde olaylı şekilde reddetmemiş olsa, “Paris’te Son Tango” ile üçüncü Oscarını kazanması an meselesiydi. Açıkçası filmin kopardığı onca skandal ve Brando’nun henüz taze sayılacak protestosuna rağmen gelen adaylık bile, farklılığa pek açık olmayan Akademi’nin bu inanılmaz performans karşısında kifayetsiz kaldığının bir göstergesi. Metot oyunculuğunun simge ismi Brando, Paul karakterinin tüm agresifliğini ve aynı zamanda kırılganlığını âdeta yaşayarak filmi baştan sona taşıyordu. Perdede tanık olduğumuz her şey o kadar kanlı canlıydı ki, kimileri sevişme sahnelerinin bile gerçek olduğunu düşünmüştü. Brando’nun filme doğaçlama yöntemiyle kattıklarınınsa (rol arkadaşı Maria Schneider’in iddiasına göre meşhur tereyağlı anal seks sahnesi bunlardan birisiydi) söz konusu gerçekçilikte büyük payı vardı. Brando’nun performansının en etkileyici yönüyse, âdeta kapalı bir kutu olan Paul karakterinin iç dünyasını çeşitli anlara yedirerek açığa çıkartmasıydı. Bazen geçmişe dair bir olayı anlatırken, bazense (örneğin finaldeki tango sahnesinde olduğu gibi) tüm öfkesini dışarıya kusarken oyuncunun yüzünde canlandırdığı karakterin neredeyse tüm hayat hikâyesini okuyabiliyorduk.
4. Alain Delon
Film: Kiralık Katil / Le Samouraï (1967)
Karakter: Jef Costello
Ödül: Yok
Jean-Pierre Melville’in bu melankolik noir başyapıtı mesafeli yönetmenliği, eşsiz stili, şehri muazzam şekilde kullanışı, enfes müzikleri ama hepsinden önemlisi Alain Delon ile hatırlanır. Delon soğukkanlı kiralık katil Costello’yu canlandırırken, neredeyse hiç değişmeyen ama ardında pek çok duygu saklı olduğunu hissettiren yüz ifadesiyle âdeta “cool olmanın kitabını yazar”.