Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay’la yapılmış röportajların yer aldığı ‘Atilla Dorsay-Söyleşiler’ adlı kitap yakında okuyucularla buluşuyor. Dorsay kitapta, hayat öyküsüne ve ünlülerle çekilen fotoğraflarına da yer veriyor
Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay’la yapılmış röportajların yer aldığı ‘Atilla Dorsay-Söyleşiler’ adlı kitap yakında okuyucularla buluşuyor. Dorsay kitapta, hayat öyküsüne ve ünlülerle çekilen fotoğraflarına da yer veriyor
‘Burçak Evren editörlüğünde hazırlanan kitapta onlarca gazetecinin röportajları, Dorsay’ın hayatı ve sinemaya bakışı hakkında çok şey anlatılıyor. Kitapta aynı zamanda ünlü sinema eleştirmeninin, kendi cümleleriyle anlattığı hayat öyküsü, arşivinden kişisel ve ünlü oyuncularla çekilmiş fotoğrafları da yer alıyor.
Juliette Binoche, Jacqueline Bisset, Claudia Cardinale, Türkan Şoray, Yılmaz Güney ve Filiz Akın’la çekilmiş fotoğraflar bunlardan birkaçı... İşte 17 Mart 1939’da doğan Dorsay’ın, kendi cümleleriyle hayatından kesitler...
AİLEM SELANİKLİ Babam müzik kulağı olan, orta karar piyano çalan bir adamdı. 1910’ların ikinci yarısında Selanik’ten Türkiye’ye gelmişler. Çok iyi Fransızca konuşurdu... Annemle evlenmeleri, Devlet Demiryolları’nda memurken görevli bulunduğu Afyon’da gerçekleşmiş. Sonra benim ve kardeşlerimin doğduğu İzmir’e yerleşmişler. Galatasaray Lisesi’ne girmek için Fransızca dersleri almaya başladım ve sınavı kazandım. Galatasaray İlkokulu’na başladım ama ilkokuldan sonra ailem beni yatılı okutmayı seçti
İKİ GÜN SİNEMA Beyoğlu’nun göbeğinde olmam nedeniyle çok genç yaştan itibaren sinemalara birer kimlik ve kişilik yakıştırmıştım. Bu gösterdikleri filmlerden kaynaklanıyordu... Örneğin en eskilerden Lale, dönemin Sümer Sineması, 1948’de Kısmet adıyla açılan Atlas Sineması macera filmlerinin değişmez mekanıydı. Saray ve şimdiki Emek Sineması ‘salon filmi’ denen entellektüel ve daha duygusal yapımlara mekan oluyordu. Programımız klasikti. Çarşamba öğleden sonraları dışarı çıktığımızda mutlaka Atlas’a gidilir, en yeni avantür film, kalabalık bir grupla izlenirdi. Cumartesi öğleden sonraları da sinemaya ayrılırdı.
PARİS ÖDÜLÜ 1957’de Galatasaray Lisesi’nden mezuniyetimde hem edebiyat hem de Fransızca bölümlerinde iki birinciliğim olduğu için okul tarafından Paris’e yollandım. 18 yaşında Paris’i keşfetmek müthiş bir şeydi. Aynı zamanda birçok film izleyerek Paris ve sinema sentezini yaşadım.
Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık okuduğum yıllarda Paris sevgisi yeniden yüreğime düşünce, her şeye ara verdim ve bir yıl Paris’te yaşadım.
Mimarlık eğitimim bitince İstanbul Belediyesi’ne başvurarak mimar olarak çalışmaya başladım. Belediyede işe başladıktan sonra Cumhuriyet Gazetesi’ne başvurdum. Koltuğumun altında incecik bir dosya ve içinde o hafta gösterime çıkan bir kaç filmin eleştirisi vardı. “Tamam yayımlıyoruz” diye telefon geldi. Böylece büyüleyici sanat alemine adım atmış oldum.
RÖPORTAJLARINDAN SATIRLAR “Belki Yılmaz Güney’e 70’lerde politik bağlantılarımız nedeniyle biraz aşırı övgüde bulunmuş olabilirim. Aslında çok tutarlı bir yönetmen olmayan, daldan dala atlayan Atıf Yılmaz’ı belki biraz fazla yüreklendirmiş olabilirim. 60’ların sonunda Metin Erksan’ı gerektiği kadar değerlendirememiş olabilirim.” (Dorsay, 1993 yılında Aktüel dergisine bu itirafı yapmış)
“Haftada üç film görüp, yarım yamalak iki sinema kitabı okumakla eleştirmen olunmaz. Sinema tarihi bir umman, o ummana bir dalmak lazım...” (Arda Uskan’ın 2005’te Haftalık dergisi için yaptığı röportajda)
“Sinema, hayat denen zalim macerada insanın çıldırmaması, intihar etmemesi ve yozlaşmaması için başlıca toplu terapi alanı ve yaralı ruhlarımızın en etkili ilacı.” (Ege Görgün-2010, Esquire)
EVLİLİĞİMİZ KARAYA OTURMADAN SÜRDÜ Gençliğim bir anlamda partilerle geçti. Nişantaşı gibi bir çevrede oturmak ve hafta sonlarında bile olsa o çevrenin modern yaşam biçiminden yararlanmak bir başka faktör. Bir bölümü Galatasaray Lisesi’nden, bir bölümü Nişantaşı’ndan olmak üzere geniş bir arkadaş grubumuz oldu.
Bana bugünkü aile mutluluğumu getiren, rehberlik uğraşım oldu. Eşim Leman’la, Tophane’de turistleri beklerken karşılaştım. Esmer güzeli bir kızdı. İlgi duydum, yaklaştım, kendimi takdim ettim, tanıştık. Yıl1969’du...
1973’te evlendik. İki çocuğumuz oldu. Oğlum Gökhan ve kızım Ece. Oğlum bir hesap adamı oldu ve o yönde çalışıyor ama müzik ve sinema merakı da var. Kızım başı bulutlarda bir sanatçı kimliği taşıyor. İkinci albümünü çıkardı.
Leman’la zaman zaman üzerimizde gezinen kavga bulutlarına rağmen, temelde belli bir uyumu sürdüren ve mutlu bir çift olduk. Kırkıncı yılına yaklaşan evliliğimizi karaya oturtmadan yürütmeyi başardık. Çağımızda bu kadarı bile az başarı değil sanırım...
Dorsay fotoğrafçılıkta da usta bir isim... Şimdiye kadar görüntülediği ünlülerden biri de dünya starı Brad Pitt oldu.