Siyasetin taşlı tozlu yollarında
3 Kasım'da iktidardaki 8. yılını dolduracak olan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın siyasi yaşamının önemli bir kesiti "Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan" adıyla kitaplaştırıldı.
Siyasetin taşlı tozlu yollarında
3 Kasım'da iktidardaki 8. yılını dolduracak olan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın siyasi yaşamının önemli bir kesiti "Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan" adıyla kitaplaştırıldı.
PAŞAM SÖZ VERDİK
Devlet Bakanı Egemen Bağış, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç ile yaşanan diyaloğu şöyle anlatıyor: “Tayyip Bey’le konuştuk, başka arkadaşlarla tanıştık ve yapılacak bir törenle partiye katılmayı karalaştırdık. Bir kaç gün sonra Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanlığım sırasında tanıştığım Tuncer Kılıç beni aradı. Hal hatır sorduktan sonra Erkan Mumcu’yu ve beni pazar günü kahvaltıya beklediğini söyledi.
HALLEDERİM!
Kitapta, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sırasında kendisini ziyaret eden bazı iş adamlarıyla ilgili ayrıntılara da yer veriliyor: “Bir gün, Kanal 6 televizyonunun sahibi Ahmet Özal, Tayyip Erdoğan’ı aradı; ısrarla görüşmek istiyordu. Tayyip Bey, günlük programını tamamlayıp, ekibiyle birlikte Kanal 6’nın Esentepe’de bulunan binasına vardığında vakit gece yarısını çoktan geçmişti.
“Biz İstanbul’dan siz Kayseri’den”
SABAH, AK Parti İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve Şair-Yazar Ömer Özbay, tarafından kaleme alınan “Bir liderin doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan” kitabında, Başbakan Erdoğan’ın bilinmeyen anılarını anlatmayı sürdürüyor. 1991’de RP’den milletvekili adaylığı teklifi alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, Erdoğan “Biz İstanbul’dan, siz Kayseri’den, başka arkadaşlar başka şehirlerden... Bu partiyi dönüştürebiliriz” sözleriyle ikna etti.
GÜL ANLATIYOR
Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan’ın tanışıklıkları çok eskiye dayanır. İlk defa Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) karşı karşıya gelirler. Gül o günleri şöyle anlatır:
‘TEK ADAY ERDOĞAN’
Bülent Arınç, RP’nin kapatılmasından sonra Necmettin Erbakan’ın yasaklandığını hatırlatarak, yeni lider arayışları olduğunu ifade edip, şu bilgileri aktarıyor: “Hocaya itaati tam olanlar bile artık tabanın isteklerinden bahseder olmuştu. ASKİ’de toplantılar yapıldı. Tartışma konuları; ‘yeni bir parti kurulsun mu kurulmasın mı, eskinin devamı görüntüsünü ortadan kaldırmak için kurucular tamamen yeni mi olsun, karma mı olsun?’ çevresinde odaklanıyordu. En yakıcı ve önemli soruysa kimin genel başkan olacağıydı. Teşkilatın her kademesinin kanaati aynıydı: Yeni partinin genel başkanı R. Tayyip Erdoğan olmalıydı. Biz bu tartışmaların içindeyken, duyduk ki ‘Fazilet Partisi’ adıyla yeni bir parti kurulmuş bile.”
KESMEDİNİZ SESİNİ
Cengiz Bey, misafirlerine döndü: "Yahu, kesemediniz gitti şu herifin sesini!" dedi. "Bak, hala konuşup duruyor!" Misafirlerden, yaşlı olanı: "Merak etme!" diye cevap verdi. "Az kaldı... Hapishanede bitireceğiz işini!.." Tamamen tesadüf eseri olarak elde ettiği bu bilgi, hayati öneme haizdi çünkü, Cengiz Alkan, MİT İsviçre sorumlusuydu!.. Hasan Yeşildağ, bu olaydan sonra Türkiye'deydi. Bilgiyi İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olan kardeşi Zeki Yeşildağ'la paylaştı. İkisi ne gibi önlem alabileceklerini gözden geçirirken Zeki, kestirip attı: "Abi, uzatmaya gerek yok" dedi. "Tayyip Bey'le beraber sen de gireceksin cezaevine; mahpusluğun yabancısı değilsin! Yeşildağ, karşılıksız çek kesmekten karşısına çıktığı hakimden yana yakıla hapis talep eder. Tek çıkar yolun 'hapse mahkumiyet' cezası olduğuna hakimi ikna eder.
PINARHİSAR DA HAZIRLIK
Yeşildağ, önceden gidip cezaevini gezer. Koğuş boyatıp, yalnızca içeriden açılabilen sürgüler yaptırır. Çatıya manyetik bariyerler, bahçeye sensörler yerleştirir. Gerekli gördüğü kör noktalara kamera sistemi kurdurur. Yeşildağ, 1999'da Erdoğan'ın cezaevine girdiği günü ve sonrasını ise şöyle aktarıyor: "Hepimizin gözleri dolmuştu... Hapishaneye ilk girildiği anın psikolojisini bildiğim için ne zaman boşalacak diye bekliyorum; fakat Reis'te tık yok. Etrafa şöyle bir göz attı: 'Güzel olmuş!' dedi. Gece yarısı olmuştu. İsviçre'den gelirken getirdiğim bir takvim vardı. Onu sordu. "Burada geçen her gün için bir tane çizeceğiz" dedim. Ay bitince, çevireceğiz. "Tamam" dedi. Aldı kalemi, "Bismillah" deyip ilk günün üstünü çizdi. Sonraki günler, öyle yoğun geçti ki, çoğu zaman çizik atmayı unutuyorduk.
AKLIM O İSTİHBARATÇIDA
Her şey çok normal giderken bir gün genç bir mahkum geldi. Çocuk son derece atletik yapılı. Dosyasına baktım, 'görevli memura mukavemet'ten ceza almış. Gardiyana, "Bu çocuk, kameranın altında yapsın görüşmelerini" dedim. İşin garibi, çocuğun ziyaretçileri de kendisi gibi atletik. Bir süre sonra ortada ters bir şeyler döndüğünü anlayan bu arkadaş, gelip durumuyla ilgili açıklama yaptı: Kendisi dövüş ustasıymış; ziyaretine gelenler de sahip olduğu spor salonuna devam eden öğrencileri. Ziyadesiyle huylandığım bir diğer mahkum da askerliğini yeni bitirdiğini söyleyen bir gençti. İlk günü bana "Tayyip Bey'e hizmet etmek" istediğinden söz etti. Suçu, 'emre itaatsizlikti ve tesadüfe bakın 4 ay hapis cezası almıştı. Başefendi, bizi kırmadı bu arkadaşın görüş günleri haricinde koğuştan dışarı çıkarılmaması için ricamızı anlayışla karşıladı. Asıl sıkıntıyı başka hapishanelerden Pınarhisar'a tayini çıkan infaz koruma memurları konusunda yaşıyordum. Dışarıdan geldikleri için kimin nesi olduklarını bilmemiz mümkün değil; bu da huzursuzluk yaratıyor insanda. Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinin klasörlerinde yer alan Hisar kod adlı gizli tanık şu iddiayı ortaya atıyor: "Erdoğan, Pınarhisar'da yatığı sırada öldürülecekti. Bu suikast için Remzi ve Fadıl adlı iki gardiyan Pınarhisar'a tayin edildi. Ancak son anda suikastten vazgeçilmiş!"
SİYAH KAR MASKELİ
Bir gece, bahçede çıtırtı duydum. Kısa aralıklarla devam eden bir çıtırtıydı. Ses, Tayyip Bey'in de dikkatini çekmişti. Bahçede çıtırtı çıkartabilecek herhangi bir hareketliliğin sensörler tarafından algılanması gerekiyordu. Alarm çalışmamıştı. Bu durumun tek açıklaması vardı: Bahçedeki sistem, devre dışı bırakılmıştı. "Geldiler!" diye mırıldandım kendi kendime. "Önceki teşebbüslerinin boşa çıktığını görünce bu sefer işi ciddiye alıp, 'tim' gönderdiler!" Yemek yapmakta kullandığım bıçaklardan en cesametlisini kaptım. Reis, çalışma masasından, gayet sakin; kollarını göğsünde kavuşturmuş beni seyrediyor. "Bismillah!" diye haykırarak, hızla kapıyı açtım! Karşımda ne yapacağını bilemez halde donup kalmış bir tarla faresi, gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu. Reis'e seslendim: "Fareymiş!"
Erdoğan'ın, Pınarhisar Cezaevi'ndeki son günüydü. Çıkış hazırlıkları başlamıştı. Kader arkadaşı Mustafa Gündoğan, 'Başkanım. Hamdolsun bu da bitti. İnşallah bir gün bu ülkenin Başbakan'ı olacaksınız; lâkin biz o günlerde yanınızda olamayacağız!' Tayyip Bey, keyifliydi; gülümseyerek, 'Bak, Mustafa!' dedi, 'İşte sana söz. Eğer bir gün Başbakan olursam ilk görüşeceğim kişi sen olacaksın!' (Mustafa Gündoğan belediye günlerinden beri yanındaydı. Cezaevine girince o da Pınarhisar'da ev tutmuş her gün Erdoğan'ı ziyaret etmişti.)
CEZAEVİNDE SUİKAST GİRİŞİMİ
Tahliye saati bekleniyordu. Saatler gece yarısını gösterirken, bütün ışıkların birden söndüğü görüldü. Savcı, Erdoğan'a suikast yapılacağı ihbarı almış ilk önlem olarak da hapishane karartılmıştı. İlave önlemler olarak, Tayyip Bey'e çelik yelek giydirilmesi ve tahliyenin arka kapıdan yapılması kararlaştırılmıştı. Erdoğan, çıkışın arka kapıdan yapılacak olmasına ses çıkarmadı; fakat çelik yelek giymeyi bütün ısrarlara rağmen kabul etmedi.
Hâkime 'sarhoş' dedi
Tayyip Erdoğan, 1989 Mahalli Seçimlerinde Beyoğlu Belediye Başkan adayıydı. Sandık sonuçlarına bakıldığında seçimi RP kazanmış, Erdoğan Beyoğlu Belediye Başkanı olmuştu. Oysa İlçe Seçim Kurulu'nda durum farklıydı. Erdoğan, sandıkta kazandığı seçimi, İlçe Seçim Kurulu'nda nasıl kaybettiğini görünce dayanamadı. Kurul Başkanı Hakim Nazmi Özcan'a "Siz sarhoşsunuz. Ayakta duramıyorsunuz! Bu kafayla mı adaleti sağlayacaksınız?" dedi.