Beğeniyor, beğenmiyor...

ELEŞTİRMENLER ve sinemacılar arasında keskin tartışmaların olması, o ülkede sinema ortamının doğal seyrinde gittiğinin işaretidir esasında. Tabii bu tartışmaların elle tutulur, gözle görülür birtakım gelişmelere de sebep olması beklenir. Yeni akımları, yeni yaklaşımları beraberinde getirmesi, sektörün gidişatını etkilemesi beklenir...
Ülkemizde sinemasal tartışmalar genelde bireysel meselelere takılıyor. Herhangi bir ilerlemeye de vesile olmuyor. Haliyle bunlara tartışma demek bile mümkün olmuyor. Şöyle alevlerin çıktığı, karşılıklı fikir teatisinin zirve yaptığı bir sinemasal tartışmaya en azından büyük gelişme kaydedilen şu 10 yılda rastlamış değiliz.
Malum bu haftanın en çok konuşulan sinemasal olayı; Mahsun Kırmızıgül’ün basın gösterimi yapmamış, sinema yazarlarının büyük kısmını ve basının da önemli bir bölümüne filmini kapatmış olmasıydı. Film gösterime girdikten sonra artık başka meseleler konuşulur muhtemelen, yine de Kırmızıgül’ün bin türlü emek harcayıp, bir o kadar da parasını riske edere çektiği New York’ta Beş Minare’sini, sinema yazarlarıyla olan bu netameli durum üzerinden tartışılıyor hale getirmesi biraz tuhaftı.
Mahsun Kırmızıgül televizyonda yaptığı açıklamada, daha önceki filmlerine duyulan ön yargı nedeniyle böyle bir karar aldığını söyledi. “Film onun, ister gösterir ister göstermez,” denildi, “Yine de işini yapmak için filmleri önceden izlemek zorunda olan basın mensuplarının mağdur edilmediği bir çözüm bulunabilirdi,” denildi. Benzer atışmalar geçtiğimiz yıllarda başka sinemacılar ve sinema yazarları arasında da yaşanmıştı. İşte çok yaygara koparan, senelerce değişmeyen ve sektörü bir yere götüreceği şüpheli o eski atışmalar...

SİNEMACILARA KÖK SÖKTÜRDÜ

Eleştirmenler ve sinema yazarları arasındaki tartışmaların bir ülkenin sinemasını nereye götürebileceğini anlamak için, Fransa, ABD, İngiltere gibi sektörel anlamda müthiş ileride olan ülkelere bakmak yeterli. Aslen geçmişte bizde de benzer bir durumun olduğunu iddia etmek yersiz olmaz.

DİĞER GALERİLER