Atilla Dorsay ile filmler arasında

Bitlis'ten New York'a, kan davasından İslamofobi'ye
Mahsun Kırmızıgül üçlüyor. Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm'le büyük bir çıkış yapıp kendisini sinemacı olarak da kabul ettiren sanatçı, üçüncü filminde çok daha iddialı gözüküyor. Ama bunun ilk iki filmi kadar başarılı olmadığı söylenebilir. Dağ, fare mi doğurdu? Bunu asla söylemem. Ama aslan doğurmadığı da kesin!

Adını Bitlis türküsü Bitlis'te Beş Minare'den alıyormuş. Türkü kültürüm yüksek olmadığı için bilmiyordum! Özetle iki genç ve yetenekli Türk polisi, hem Türkiye hem de ABD tarafından aranan Decccal kod adlı radikal İslam örgütü liderinin, New York'ta ikâmet eden etkili din adamı ve tarikat lideri Hacı Gümüş olduğu istihbaratı üzerine kalkıp ABD'ye gidiyor. Çünkü Amerikan hükümeti, Hacı'yı Türkiye'ye iade kararı almıştır. Hacı'nın Hıristiyan bir eşi, bir Amerikalı ile evlenmek üzere olan bir kızı ve sayısız sadık müridi vardır. Ve bunlar, liderlerini terk edecek değillerdir.
Nitekim Hacı, New York'un göbeğinde kaçırılıyor. Amerikalılar kadar, çifte ajanlarımız Fırat ve Acar da peşine düşüyor. New York'tan İstanbul'a atlayan hikâye, sonunda Bitlis kentinde son bulacaktır.
Kırmızıgül, bu hikâyeyi 10 küsur yıldır yüreğinde taşıyormuş, bana da sözünü etmişti. Hikayenin aslında Bitlis'te başlayıp büyük kente (İstanbul? Avrupa? New York?) atlayan bir kan davası ve onun trajik sonu olduğu kestirilebilir. Ama bunca zaman içinde yaşanan çeşitli olaylar, Türkiye ve dünyadaki türlü gelişmeler, o ana entrikaya sonradan eklenmiş.
Ne var ki bunlar asıl hikayeyle pek kaynaşmamış. Sanki sonradan yapıştırılmış gibi duruyorlar. Sağlam bir senaryonun içinde yeterince hamur olmamış gözüküyorlar. Beyaz Melek'teki o yoğun insancıl içerik, Güneşi Gördüm'de biraz aşırı mesaj yığma kaygısına rağmen yine de ulaşılan etkileyici sinemasal düzey, burada biraz eksik gibi.
DİĞER GALERİLER