Milli futbolcu Ozan Tufan ve eşi Rojin Tufan, bayrama özel açıklamalarda bulundu. 4 yaşındaki oğulları Aren Kuzey ile birlikte geleneksel bayram ritüellerini yaşatmaya büyük özen gösterdiklerini belirten ünlü çift, çocukluk yıllarından bugüne uzanan değişimleri samimiyetle paylaştı. Bursa'nın Orhaneli ilçesinde mahalle arasında top peşinde koşan küçük bir çocuktan, milyonların takip ettiği bir futbolcuya dönüşen Ozan Tufan, hayatındaki en büyük kırılma noktasının ve enerjisinin kaynağının babalık olduğunu itiraf etti.
Büyük takımlarda oynamanın getirdiği baskıyı zamanla kendi ritmini koruyarak aşmayı öğrendiğini dile getiren tecrübeli futbolcu, "Oğluma özellikle aile büyüklerini ziyaret etmek, harçlık almak ve birlikte sofrada vakit geçirmek gibi küçük ama değerli gelenekleri öğretmeye çalışıyorum. Bayram sabahı mahallede veya evde top oynamak gibi eğlenceli ritüelleri de aktarmak istiyorum. Bayramın neşesini ve samimiyetini hissetmesi önemli" diyerek içini döktü. Eşi Rojin Tufan ise Karadeniz kültürüne yabancı olmadığını, evde mıhlama ve hamsi tava yaparak bayramları şenlendirdiklerini belirtirken, eşinin maçlarını izlerken yaşadığı o heyecan dolu anları aktardı. İşte Günaydın'dan Hakan Uç'a konuşan Tufan çiftinin o açıklamaları...
Ozan Bey, futbol Türkiye'de en çok takip edilen spor dalı. Bu kadar göz önünde olmak zor mu?
Kesinlikle zor. Her yaptığınız hareketin, sahadaki performansınızın ve hatta günlük hayatınızdaki davranışlarınızın insanların gözü önünde olduğunu bilmek farklı bir baskı yaratıyor. Ama zamanla bunu kabul edip, sahada ve hayatta kendi ritmimi korumayı öğrendim. Önemli olan, eleştirilerden korkmak yerine onlardan ders çıkarabilmek ve her zaman kendin olmaya devam etmek.
Bursa'nın Orhaneli ilçesinde doğdunuz. Mahallede top oynayan o çocuğun böyle büyük başarılar elde edeceğini tahmin eder miydiniz?
Hiç sanmazdım açıkçası. Orhaneli'de mahallede top peşinde koşan o küçük çocuk olarak sadece eğlenmek, arkadaşlarla oynamak vardı aklımda. Ama içten içe hep bir hayal vardı; "Ya bir gün olur mu?" diye düşündüğüm bir umut. Şimdi geriye bakınca, o hayallerin peşinden gitmenin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Lisedeyken Milli Takım'a girmiştiniz. Sizi o günlere götürsek neler hissetmiştiniz? Büyük takımlarda oynamak tabii ki her futbolcu için önemli ama Milli Takım'da oynayıp ülkenizi temsil etmek ayrı bir gururdur...
O günlere dönersem hissettiklerimi kelimelere sığdırmak zor... Öncelikle büyük bir heyecan vardı, formayı giymek, sahada ayyıldızlı bayrağı taşımak tarifsiz bir gurur. Bir yandan sorumluluk hissi, bir yandan çocukluk hayallerimin gerçek olması... O yaşta hissettiğim o karışık mutluluk ve heyecan hâlâ içimde canlı. Milli Takım'da olmak, her futbolcunun rüyasını süsleyen bir deneyim; sadece kendiniz için değil, tüm ülkeniz için sahada oluyorsunuz ve bu gerçekten çok özel bir duygu.