'Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz' dizisindeki İlyas Çakırbeyli karakteriyle adını geniş kitlelere duyuran ve şimdilerde 'Uzak Şehir'deki Cihan Albora rolüyle izleyici ile buluşan ünlü oyuncu Ozan Akbaba, GQ Türkiye'nin Temmuz - Ağustos 2026 sayısına kapak oldu. Oyunculuğunun yanı sıra iç mimarlık, müzik ve senaristlik gibi çok yönlü kimliğiyle adından söz ettiren ünlü isim, dergiye verdiği özel röportajda şöhret dünyasının görünmeyen yüzüne ve yaşam felsefesine dair ezber bozan açıklamalarda bulundu.
"KİBİR BÜYÜK BİR KARANLIK!"
44 yıllık hayat yolculuğunda omuzlarında hissettiği beklentileri ve şöhretin getirdiği baskıyı samimiyetle anlatan Ozan Akbaba, en büyük korkusunu da ilk kez dile getirdi. Kibre kapılmaktan ve samimiyetini kaybetmekten çekindiğini belirten ünlü oyuncu, "Samimiyeti, içimden geldiği gibi yaşamayı, davranmayı, gülmeyi, bakmayı kaybetmekten çok korkarım. Umarım bunları hiçbir zaman unutmam, kibre kapılıp şımarmam. Kibir büyük bir karanlık, içine düşmek istemem. Çünkü çıkması meşakkatli olur." sözleriyle dikkat çekti.
Bir karakterle özdeşleşme, onun hikayesiyle bütünleşme sürecinden bahseden Akbaba, "Kimisi poz keser, kimisi o karaktere dönüşür. Ben poz kesmeyi beceremiyorum" diyerek sektördeki duruşunu net bir dille ortaya koydu.
İşte Ozan Akbaba'nın başarıdan mutluluğa, doğa sevgisinden Cyrano de Bergerac tiradına uzanan çarpıcı açıklamalarının tamamı...
İç mimarlık okudunuz, müzik yaptınız, senaryo yazdınız, film tasarladınız, oyunculuk yapıyorsunuz. Tüm bu zengin liste arasında hangisi sizin için meslek, hangisi karakterinizin bir parçası? Ve her biri, sizin bugünkü kişi olmanızda nasıl bir rol oynadı?
Oyunculuk mesleğim, işim, en profesyonel yanım, saygı duyduğum, sevgi, muhabbet beslediğim benliğim. Müzik, senaryo ve film tasarım da karakterimin bir parçası oldu artık. Onlarsız olmak, yazamamak, yapamamak içimde büyük bir boşluk hissi yaratıyor. Zaten yaratıcı benliklerin en büyük boşluğu, yaratımdan uzak kalmak zorunda oldukları zaman aralıklarıdır. İç mimarlık ise tüm bu enstrümanları doğru yerde doğru birliktelikle, ahenkle kullanabilmeyi öğrenmek için farklı ama yerinde bir dal.
İçinde sanatı, sanata yakın estetiği, yine sanata yakın estetik kaygısını barındıran her dalın birbiriyle bağlantılı, çabuk anlaşılır ve algılanır olması da kişinin içinde biriktirdikleri ve o birikimi kullanma şekliyle de doğrudan bağlantılı. O yüzden birbirinden ne kadar ayrı dallar, branşlar olursa olsun kökü hep aynı yerden başlıyor, ucu hep aynı yere bağlanıyor.
Sizce insanlar bugün Ozan Akbaba'yı mı tanıyor, yoksa oynadığı karakterleri mi?
İkinci en büyük projeden sonra artık ismen tanıyorlar. Bu zaten belirli bir yolun yolcusu olan herkesin kademeli olarak ulaştığı yer. Ama tabii ki bundan en fazla genel geçer bir fikir olarak bahsedebilirim, doğrusu yanlışı, artısı eksisi yok. Serüvenlerin yaşanış biçimi kişiden kişiye değiştiği için en fazla genel bir biçimden bahsedebiliriz, kesin bir sonuca ulaşmak elbette yanlış olur.
İnsanın kendini anlatması zordur elbette ama kendinizi nasıl ifade ederdiniz…
Rahmetli Âşık Hüseyin Aslantaş'ın güzel bir sözü var, onu paylaşmak isterim; "Her bir ağaç dalınıyız, boş değil ki, hep doluyuz. Hepimiz Allah kuluyuz, insandan korkmam arkadaş. Gam yükünü yüklemişem, kervandan korkmam arkadaş."
Oyunculuk kariyerinize dönersek, senaryo ve karakter seçimlerinde hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz?
Elbette farklı ve alışılagelmişin dışına çıkmayı başarmış projeleri seçmek en doğrusu. Bazen senaryo tam bir kılavuz olamayabiliyor, o yüzden ekibin de çok büyük önemi var. Ekip iyiyse proje de iyi sonuçlanacaktır. Sinema ve televizyonda ekip her şey.
Bir karakterle özdeşleşme, onun hikayesiyle bütünleşme sürecinden bahseder misiniz? Nasıl yaşar, neler yaparsınız bu dönemde?
Karakterin diğer karakterlerle nasıl iletişime geçtiğine, nasıl cevaplar verdiğine bakarım. Bu cevaplar ve iletişim yolları karakterin yansımasını daha görülebilir kılacaktır. Oyuncuya düşen ise o yansımayı en doğru kıyafet, en doğru bakış ve en doğru uyum ile sunmak. Ses, bakış ve duruşun yanı sıra en önemlisi o evrenin, o dünyanın ve o anın içine girip, orada yaşayan bir karakter olabilmeyi başarmak. Kimisi poz keser, kimisi o karaktere dönüşür. Ben poz kesmeyi beceremiyorum.